BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Öfke doluydu sesi...

Öfke doluydu sesi...

Doğan beyle ilişkileri de çok güzeldi Oktay’ın. Bir baba oğuldan ziyade arkadaş gibiydiler. İkisinin de çok hoşlandığı şey futboldu. Birlikte maçlara gidiyorlar, televizyondan izlerken yerlerinde duramıyorlardı.



Doğan beyle ilişkileri de çok güzeldi Oktay’ın. Bir baba oğuldan ziyade arkadaş gibiydiler. İkisinin de çok hoşlandığı şey futboldu. Birlikte maçlara gidiyorlar, televizyondan izlerken yerlerinde duramıyorlardı. Bu sporu Oktay yapabiliyordu ama Doğan bey oldukça kilo aldığı için koşamıyordu. Oktay zaman zaman babasına sitem ederdi: - Babacığım, biraz dikkat etsen yediklerine ne güzel seninle birlikte oynardık topu... Mutlu bir hayatları vardı. Ta ki Recep ortaya çıkana kadar... Bütün mutlulukları, keyifleri bir anda kararıvermişti sanki. Doğan bey sözlerini bitirirken yardımcısı Füsun hayretle gözlerini açmış dinliyordu onu: - İşte böyle Füsun... Artık bütün hikayeyi biliyorsun. Bu adam o adam işte. Yine çıktı ortaya ve umutlarımızı tehdit ediyor! Füsun şaşkınlıkla açılmış gözlerini iki yaşlı insanın üzerinde gezdirdi. Perihan hanım kesik kesik ağlıyor, elindeki mendili buruşturup duruyordu. Doğan bey ise anlattığı hayatlarının etkisinde kalmış, sanki o günleri tekrar baştan yaşıyormuş gibi duygulanmıştı. Kekeledi hemşire Füsun: - İnanılacak gibi değil... Peki doktor bey ne yapmayı düşünüyorsunuz bu adama karşı? Doğan bey başını kaldırdı. Kararlı görünüyordu: - Onu yok ederim. Oğlumu elimden almaya kalkıyor, buna dayanılır mı hiç? Ne olur o çocuk? Perihan hanım küçük bir çığlık attı. - Aman ya Rabbim... Neler söylüyorsun? Doğan bey kaşlarını çattı. Öfke doluydu sesi: - Yaparım Perihan. Hiç acımam, yaparım... Füsun hemen müdahale etti: - Doktor bey, siz mantıklı bir insansınız, her şeyden önce bu kadar özel bir sırrınızı benimle paylaştığınız için teşekkür ederim size. Beni bu kadar yakın gördüğünüz için nasıl duygulandım bilemezsiniz. Ama bu konu ciddi bir şekilde düşünmek gerektiriyor. Polise haber verilse... Doğan bey acı acı güldü: - Ne için? Adam yalan bir şey söylemeyecek ki oğluma. Gerçeği söyleyecek. Anne ve babasının biz olmadığımızı söyleyecek. Doğru olan bir şeye polis ne yapsın Füsun kızım? Haklıydı. Kadıncağız sustu. Perihan hanımı teselli etmeye çalıştı birkaç kelimeyle: - Ne olur üzülmeyin, sağlam durmanız lazım... Doktor bey ayağa kalkmıştı. Sanki beş yaş ihtiyarlamış gibiydi: - Yok, bu adamı ortadan kaldırmaktan başka çare yok. Bu bir mikrop. Füsun hemşire itiraz etti: - Siz bir doktorsunuz. Canları kurtarmak için varsınız, bir canı ortadan kaldırmak için değil... Durakladı. Sanki aklına bir şey gelmiş gibi baktı ikisinin yüzüne: - Oktay’a her şeyi anlatmayı deneseniz? Perihan hanım boğuk bir sesle bağırdı: - Hayır! Yapamam... Yapamam Füsun... - Ama Perihan hanım, başka bir çözüm yok ki! Yaşlı kadın ağlamaya başlamıştı. Çaresizlik bir örümcek ağı gibi sarmıştı etraflarını. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Doğan bey sinirli bir şekilde etrafta dolaşıyor, yumruklarını sıkmış birbirine vuruyordu. Bir yandan da mırıldanıyordu durmadan: - Yok, başka çaresi yok işte... Söyleyemeyiz... Bize hesap sorar. Bizi terk eder. Oğlumu tanırım ben... Acıyarak baktı Füsun onların haline. Dalgalı açık kural saçlarını eliyle geriye attı. İri bal rengi gözlerinde hüzün vardı. Dokunsalar o da ağlayacaktı bu iki çaresiz yaşlıyla birlikte. - Ne olur bu kadar hırpalamayın kendinizi, bir çaresi elbet bulunur. Başka ne olabilir ki... En kötüsü Oktay’ın duyması... Doğan bey başını salladı: - Haklısın Füsun, çok haklısın ama... Hemşire füsun atıldı: - Toplayın doktor bey kendinizi. Çok bitkin görünüyorsunuz. Birazdan gelir Oktay, nasıl açıklarsınız bu halinizi ona? Size ne kadar düşkün olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle görmesin sizi. Tam o sırada bir motor gürültüsü duyuldu. Gerçekten de Oktay’ın küçük arabasının sesiydi bu. Cama koştu Doğan bey... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT