BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nereye gideceğini bilemiyordu...

Nereye gideceğini bilemiyordu...

Sevinçle bindi Şehnaz. Nihayet kurtuluyordu! Hayallerindeki beyaz atlı prens gelmiş, bu badireli hayatın içinden çekip çıkartmıştı sonunda kendisini. Keyifle kıkırdadı:



Sevinçle bindi Şehnaz. Nihayet kurtuluyordu! Hayallerindeki beyaz atlı prens gelmiş, bu badireli hayatın içinden çekip çıkartmıştı sonunda kendisini. Keyifle kıkırdadı: - Çabuk gidelim ne olur, şimdi uyanır... Seher neden sonra açtı gözlerini. Ağzının içi zehir gibiydi. Dili damağı kurumuştu sanki. Uyku mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışarak seslendi: - Şehnaz, kız, bana bir bardak su getir. Dudaklarını ıslattı diliyle. Yere yaslanarak kalktı. Birden durakladı. Ses seda yoktu evde. Tekrar bağırdı: - Şehnaz, kız, neredesin? Cevap yoktu. Fırladı odadan dışarı, zaten bakabileceği bir tek mutfak vardı. Orası da boştu. Dışarıya çıktı. Terlikleri yoktu genç kızın. Yan tarafın kapısına doğru uzanıp bağırdı: - Kezban, Kezban kız! Yan komşu gözüktü kucağında en küçük çocuğuyla: - Benim kız sende mi? Evde yok da... Başını iki yana salladı Kezban. - Yok anam babam, bende ne arar senin kız... Birden şimşekler çaktı Seher’in beyninde. Eli ayağı buz kesti, bütün kanı çekildi sanki. Son bir ümitle bağırmıştı Kezban’a. - Nerede peki bu canı çıkasıca? Kezban’ın büyük oğlu kapının önüne gelmişti. Kirli parmağıyla yokuşun başını işaret etti: - O gitti, beyaz bir araba geldi aldı... Binip gitti. - Ne diyorsun sen çocuk, ne zaman? Ne zaman gitti? - Bir saat kadar oluyor. Hava aydınlıktı daha, güneş batmamıştı. Ben şu tarafta oynuyordum. Araba geldi önce, bir adam indi içinden gözlüklü, bekledi, senin kızın da koşarak çıktı, biraz konuştular, sonra binip gittiler. Seher duvara tutunmasaydı yıkılacaktı yere. Gözyaşları bir anda çağladılar pınarlarından. - Yandım anam, yandım, gitti kız, ben yandım... Dövünüyor, çırpınıyordu. Kendini yere atmıştı. Kezban ise şaşkınlıkla bakıyordu ona. Ne olduğunu hâlâ anlamamıştı... * * * Çılgın gibi koşuyordu sokaklarda. Nereye gideceğini bilemeden, ne yapacağını kestiremeden öylesine koşuyordu... Bir yandan yanaklarından süzülen gözyaşları önünü görmesine engel oluyor, arada bir tökezliyordu. Beyninin içi karmakarışıktı. - Neden yaptın, gül kızım, neden gittin, neden bıraktın garip ananı gurbet ilinde bir başına, hiç mi ana olmadım size, hiç mi yar olamadım da terk ettiniz beni. Neredesin ipek kızım... Durdu, nefes nefeseydi. Çaresiz attı kendini kaldırımın kenarına. Başını İki elinin arasına alıp hıçkırmaya başladı. Onun bu halini gören yoldan geçen insanlar tuhaf tuhaf bakıyorlar, bir anlam veremiyorlardı. Aklına Nafiz dayı geldi. Hemen koştu gerisin geriye. Tekrar çıktı o yokuşu. Eve girip parasını aldı, üzerini giydi. Yıldırım hızıyla tekrar çıktı. Artık kapıyı bile kilitlemeye gerek duymadan koşarak indi yokuştan. Nafiz bey, hanımının yemek üzerine yaptığı sade kahveden bir yudum alıp dudaklarını şaplattı: - Oh, mis gibi, eline sağlık Müzeyyen, tam kıvamında olmuş. Yaşlı kadın gülümsedi, usulca fısıldadı: - Afiyet olsun bey... Tam bu sırada çaldı kapı... Durmadan yumruklanıyordu. Nafiz bey telaşla bıraktı kahveyi sehpanın üzerine: - Hayırdır inşallah, hayırdır ya Rabbi, bu da ne böyle... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT