BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İran’da reform rüzgârları

İran’da reform rüzgârları

İran’daki genel seçimlerde reform paketlerinin yeni 290 üyelik Parlamento’daki çoğunluğu kazandıkları anlaşılıyor. Müstebit ve yozlaşmış Şahlık rejiminin yirmi küsur yıl önce devrilmesinden sonra, idareyi Molla Humeyni ve Şii mollalar ele geçirmişler, devrimde rol oynayan ılımlı aydınları bertaraf edip müstebit bir teokratik idare kurmuşlardı.



İran’daki genel seçimlerde reform paketlerinin yeni 290 üyelik Parlamento’daki çoğunluğu kazandıkları anlaşılıyor. Müstebit ve yozlaşmış Şahlık rejiminin yirmi küsur yıl önce devrilmesinden sonra, idareyi Molla Humeyni ve Şii mollalar ele geçirmişler, devrimde rol oynayan ılımlı aydınları bertaraf edip müstebit bir teokratik idare kurmuşlardı. Yirmi yıl boyunca İran kapılarını dünyaya ve özellikle Batıya kapatmıştı. İLK İŞARET İran’da dünyaya açılmak ve çağdaşlaşmak hususunda yeni gelişmeler olabileceğinin ilk önemli işareti 1997’de reform taraftarı Molla Muhammet Hatemi’nin bütün baskı ve engellemelere rağmen, Cumhurbaşkanlığına seçilmesi ile verilmişti. Ne var ki, bu başarıya rağmen, egemenlik ülkenin en yüksek dini lideri ve Humeyni’in kendi seçtiği varisi Ali Hamaney’in elinde kaldı; devlet mekanizması en yukarıdan en aşağıya polisten televizyonlara kadar onun ve adamlarının elinde idi. Devlet Başkanı Hatemi bu durumda fazla bir varlık gösteremedi. Hatta O’nun taraftarı ve reform yanlısı Molla Abdullah Nuri “din aleyhtarlığı” suçu ile tutuklanıp hapse mahkum edildi. Bugünkü idare seçimlerin ilk neticeleri alındıktan sonra Molla Nuri’yi geçici olarak serbest bırakmış ve Tahran’daki ev ziyaretgah haline gelmiş. Molla Nuri’nin önümüzdeki dönemde İran siyasetinden en önemli kişilerden biri olacağını şimdiden söyleyebiliriz. KAPIDAKİ TEHLİKELER Reformcuların başarısının coşkusu, İran’da, bundan sonra ortaya çıkacak sorun ve tehlikelerin gözardı edilmesine sebep olmamalıdır. Herşeyden önce, Hamaney ve mollaların, onları destekleyen tutucuların, yenilgiyi kolayca kabul ve hazmetmeleri, idareyi hemen elden bırakmaları düşünülemez. Hatta aşırıların bir karşı devrime kalkışmaları dahi muhtemeldir. Çok kuvvetli ve disiplinli Hizbullah, Hatemi’ye ve taraftarlarına düşmanlığını zaten gösteriyordu. Şimdi daha radikal eylemlere geçebilir. Herhalde Parlamento’daki reformcu çoğunluğun yönetime hakim olması çabuk ve kolay olmayacaktır. Reformcuların Parlamento başarısı İran’ın dış politikasına nasıl ve ne zaman yansıyacak ve İran hemen dış dünyaya açılabilecek midir? ABD ve Batı ile ilişkileri hemen düzelecek midir? İran terörü desteklemekten, nükleer silah yapmak çabalarından hemen vazgeçecek midir? Anahtar noktaları tutucu subaylar ve şefler tarafından tutulmuş olan Ordu ve Polis teşkilatının tutumu ne olacaktır? Bu hususlarda umutlu olurken fazla aceleci ve iyimser de olmamak gerekir. En azından reformcular da kendi alt yapılarını ve tabanlarını sağlamlaştırmadan herhalde pek aceleci olmayacaklardır. Nihayet sağdan sola kadar, çeşitli eğilimlerden kurulu, ve organik birliği olmayan reform ittifakı zaferden sonra “birlik” olmakta ne kadar devam edecektir? Yoksa başarının heyecanı geçtikten sonra, bu ittifak içinde bölünmeler ve çatışmalar baş göstermeyecek midir? SÜRPRİZ DEĞİLDİ Reformcuların bu başarısı aslında pek de sürpriz olmamıştır. Çağdaşlığın ve Şah rejimi altında dahi mahdut da olsa, özgürlüğün tadını almış olan İranlılar’ın, İran aydınlarının ve bütün tahdit ve yasaklara rağmen medya ve internet yolu ile dünyadaki gelişmeleri izleyen gençlerin, mollaların istibdadına ve dünyaya kapanmaya sonuna kadar tahammül etmeleri beklenemezdi! Son günlerde, İran’daki “kargaşalar ve değişim” konusunda Son Büyük Devrim adlı bir kitap yayınlayan Robin Wright, Şah rejimine karşı hareketin başını çağdaşlık taraftarı aydınlar çektiği halde, sonra yönetimi Mollalara kaptırdıklarını ve fakat yirmi yıl boyunca da reform hareketinin altyapısını, alttan alta hazırlamakta olduklarını, son yıllarda da demokratik düzenin, hatta çağdaş yaşamın geliştirilmesi hususunda birçok değişikliklere yol açmış olduklarını yazıyor, Yazar Wrıhgt’a göre, son Şah’ın babası Rıza Şah Pehlevi’nin Atatürk’ün reformlarına heves ederek başlattığı modernleşme asla halka inmemiş. Son Şah döneminde de çok otokratik ve yozlaşmış bir baskı idaresi tarafından “dekoratif alafrangacılık” şeklinde ayakta tutulmuştu. Bunun için de hemen çöküvermişti. Wrıght, Şah döneminde yukardan ve zoraki dayatılan bazı reformların, Hamaney döneminde, zaman geçtikçe, olayların ve zaruretlerin zorlaması ile, kendiliğinden kabul edilir olduğunu söylüyor. Örnek olarak da kadınların, bir taraftan peçe ve çarşaf altında tutulurken, oy ve seçilme hakkı kazanmış olmalarını gösteriyor. Hatemi’nin seçilmesinde de kadın oyları önemli rol oynamıştı. TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ İran’daki gelişmelerin Türkiye için ne kadar önemli olduğu aşikardır. Bu komşumuzun huzura, istikrara ve çağdaş bir rejime kavuşması bizim çıkarımızadır. Ne var ki Batı ve Amerika gibi, bizim de son gelişmeleri ihtiyatla izlememiz hemen fazla iyimserliğe kapılmamamız ve İran’ın içişlerini tahrik etmememiz gerekir. Değişiklik dönemlerinde dışardan iyi niyetle de olsa müdahale ve tahriklerin nasıl tersine tepebileceğini bizim kadar kimse bilemez! İran’ın hangi rejim altında olursa olsun, Türkiye’ye karşı tarihi ve psikolojik sebeplerle (kıskançlık gibi) ve İran’da büyük Türk topluluklarının mevcudiyetinden kaynaklanan “geleneksel paranoya” yüzünden tutumu ve hareketlerini, bugünden yarına değiştirmesi ve teröre destek vermek başta olmak üzere, hasmane hareketlerinden vazgeçmesi de beklenmemelidir. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “İran’lının aklı, tıpkı renkli minyatürlerindeki gibi perspektiften yoksundur... Onun için 2000 yıl, eğer bu konuda malumatı varsa bile, evvelki gün kadar canlı ve heyecan vericidir!” Freya Stark
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT