BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > ‘Sen iyisin değil mi?’

‘Sen iyisin değil mi?’

Belki bağırdığım için kırılmıştı ama, analar nelere sabretmezdi ki... Özür diledi: -Kızma yavrum ne olur. Dün gece rüyamda gördüm. Sana bir şey olursa diye korktuğum için aradım oğlum. -Aman anne... Rüyalar gerçek olsaydı ben bu alemin kralı olurdum kralı... Bu konuşma üzerinden on gün mü ne geçmişti...



Ekrem Akdeniz, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi. Geçen yıl yaşadığı anısıyla katılıyor aramıza. “Öğrenci olarak kaldığımız yurtta isminin anons edildiğini duydum. Hemen telefona koştum. Arayan annemdi. Sesi hüzün ve hasret dolu soruyordu: -Nasılsın oğlum iyi misin? -Sağol anne iyiyim. -İyisin değil mi yavrum. -İyiyim anne. -Oh çok şükür... Doğruyu söylüyorsun değil mi? Beni kandırmıyorsun değil mi yavrum iyisin değil mi? Yahu anne yüreğiydi tamam ama, bir soru üç dört kez sorulmazdı ki... Gençlik duygusuyla olsa gerek yükselttim sesimi: -İyiyim dedim ya anne. Ne laf anlamazsın sen. Belki bağırdığım için kırılmıştı ama, analar nelere sabretmezdi ki... Özür diledi: -Kızma yavrum ne olur. Dün gece rüyamda gördüm. Sana bir şey olursa diye korktuğum için aradım oğlum. -Aman anne... Rüyalar gerçek olsaydı ben bu alemin kralı olurdum kralı... Telefon konuşmamız annemin yüreğine elbette su serpmişti. Ama benim için saçma bir konuşmadan öte bir anlamı yoktu. Bu konuşma üzerinden on gün mü ne geçmişti. Sınıftaki bir arkadaşın arabasıyla Uludağ’a çıkmaya karar verdik. Cumartesi günü birleşip yola koyulduk. Arabanın sahibi Gökhan’dı. Dört kişiydik. Çekirge semtinden Uludağ yoluna çıktığımızda annemin sözlerini hatırladım. İçimi bir korku sardı ki sormayın. Bir tuhaf oldum. Yani o kadar ki, arkadaşlara ayıp olmasa Uludağ’a çıkmaktan vazgeçip hemen oracıkta ineceğim. Ama serde delikanlılık var. Birşey diyemedim kimseye. Demedim ama, içim içimi yiyordu artık. Bana mı öyle geliyordu? Yoksa Gökhan gerçekten sürat mi yapıyordu bilemiyorum ama, o yolda uçuyorduk arkadaş... Virajlarda arka koltukta üst üste çıkıyorduk nerdeyse: -Oğlum biraz yavaş sür şu arabayı. Paşaya kelle mi yetiştiriyorsun!? Ben böyle dedikçe, gevrek bir kahkahayla cevap veriyordu Gökhan: -Ne o, yoksa korkuyor musun? Laf anlatmanın anlamı yok. Geriye bir tek şey kalıyordu bildiğim duaları okumak. “Allahım sen bizi koru!” Kazasız belasız Uludağ’a vardık ya, tamam... Ne kayak yaparım ben ne teleferiğe binerim. Onlar kayak takımı kiraladılar. Ben midem ağrıdığını, yolculuğun etkilediğini bahene ederek sıyırdım. Yiyecekleri falan hazırladım. İyi güzeldi ama akşam dönüşü vardı bir de... Acaba onu da atlatabilecek miydim? Yahu şu annem de nerden görmüştü bu rüyayı? Nerden aklıma geldi benim. Acaba başımıza birşey gelecek de onu mu gördü? Yoksa bir hayal mi bunlar? Hamit ile Turgut yorulmuş olacaklar ki, dönüşte yola çıkar çıkmaz uyudular. Gökhan hem esniyor hem direksiyon sallıyor. Ben yanında sürekli ikaz ediyorum. Ama beni dinleyen kim? Keskin viraja hızla girmiş olmanın telaşıyla fren yaptı. Araba kibrit kutusu gibi savruluvermişti. Bir an gözlerimin karardığını hissettim hepsi o. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Başım sarılıydı. Hamit vardı başımda. Mırıltı halinde “Bize ne oldu?” soruma titrek bir şekilde cevap verdi: -Kaza yaptık. Emniyet kemeri takmadığım için, savrulurken başımı torpido gözüne çarpmışım. Diğerlerinde birşey yokmuş. Jandarma karakoluna ifade vermeye gitmişler. Allahtan sola savrulmamışız. Yoksa aşağımız uçurumdu. Haber, kaldığımız yurda ulaşmış. Hastane masrafımızı yurt müdürümüz Sait Şeker bey ödedi. Bursa İhlas Hastanesinden Dr. Rıdvan Özyıldırım bey ve bizimle ilgilenen diğer personele de buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Bu kazayı anneme henüz söylemedim ama o telefonun anlamını ve annemin duygularını çok iyi anlamış durumdayım.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT