BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ACILI YURDUN İNSANLARI-4-

ACILI YURDUN İNSANLARI-4-

Ahıskalıların sürgün yaşadıkları Slaryanks’a varıyoruz. Burası eski bir askerî kampmış. Şimdi Ahıskalılar yerleştirilmiş.



Hayatta kalma savaşı Ukrayna’da Donetsk Cami Derneği Başkanı Kâmil Nazımoviç, Ahıskalıları görmeye benimle geleceğini söyledi. Kâmil bey onları tanıyormuş. Dinî bayramlarda ve ihtiyaç olduğunda Ahıskalılara Ukrayna Tatar Türkleri’nden toplanan yardımları götürürmüş. Arabayı damadı Ruslan kullanıyordu. Ruslar, Tatar Türkçesini de çok az biliyordu. Hemen hiç bilmiyordu, demek daha doğru. Ukrayna Müslümanları arasında dil meselesi çok mühim. Birçok yerde Rusça anadil kabul edilmiş. Bahsettiğim gibi, Ukrayna Müslümanlarının meselesini ayrıca ele alacağım. Yanımızda Fahrettin isminde bir Ahıskalı genç de vardı. Bu genç, Donetsk Camii bünyesinde açılan ve Ukrayna Devleti tarafından resmen tanınan İslâm Fükültesinin öğrencisi idi. Yarı yıl tatili için ailesinin yanına gidiyordu. Ayrıca bize de yardımcı olacaktı. Kâmil bey yoldan endişeliydi. Ukrayna’nın kışı bizim kışa benzemiyor. Hava sakinken, birden tipi çıkabiliyordu. Yola koyulduk. Anayol olduğu için çoğu yer kardan temizlenmişti. Yolda sıkı polis kontrolü vardı. Ama bizi hiç durdurmadılar. Donetsk’i çıkınca sağ tarafımda bir alanda insanların öbek öbek toplaştıklarını ve bir işle meşgul olduklarını görüyordum. Ama bir anlam veremiyordum. Kâmil bey, bu insanların balık tuttuğunu söyledi. Meğer orada bir göl varmış ve göl buz tuttuğundan insanlar gölün üzerinde delik açıp balık avlıyorlarmış. Bu insanların zevk için bu işi yaptığını sanmayın; onlar üç beş balık tutup günlük iaşelerini çıkaracaklar. Donetsk’ten sonra, Kostantinovsk, Duruşkovka, Kramotorsk şehirlerini geçiyor, Ahıskalıların sürgün yaşadıkları Slaryanks’a varıyoruz. Burası eski bir askerî kampmış. Ahıskalılar getirilip yerleştirilmişler. Kamp meskenlerine bitişik ahırlar, kümesler yapılınca bir köy görüntüsü çıkmış ortaya. Ahıskalı sürgünlerle konuştukça bu iğreti ahır ve kümeslerin nasıl bir önem taşıdığını anlayacaktım. Çünkü; Ukrayna fakirdi, sürgünlere yardım sağlaması mümkün değildi. İş verse dahi, kaç yıldır aylık ödemiyordu. Bütün eski Sovyet kalıntısı devletlerde olduğu gibi, Ukrayna’da da ücretler çok düşüktü ve bu parayla insanlar karınlarını dahi doyuramıyorlardı. Zorda kalan bir insan da geçim çareleri arıyorlar ve buluyorlardı. Meselâ hayvancılık, bir ineği olan, birkaç tavuğu olan karnını doyurabiliyordu. SÜRGÜN VE GELİŞKİN KÜLTÜR “Hicret medeniyettir” diye bir söz duymuştum. Peygamber Efendimizin hicretinin, İslâmın yayılmasının dönüm noktası olduğunu hatırlatmaya gerek yok. Sürgün edilenler veya göçenler, değişik çevreden ve kültürden geldiklerinden dolayı yeni yerlerinde ayakta kalabilmek için yerlilerden fazla çalışıyor; bilgi ve kültürlerini de yerlilerin bilgi ve kültürleriyle birleştirip ayakta kalma savaşı verdikleri gibi, etraflarına da çok şey öğretiyorlardı. Daha iki sene önce Yunanistan’da, Türkiye’den göçen Karamanlılar ve Rumlar, eski Yunan halkına insanca yaşamayı ve medeniyeti öğrettiklerini bana, Anadolu şivesinin bütün hususiyetlerini taşıyan Türkçeleriyle tatlı tatlı anlatmışlar ve kendilerine bir öğünme payı çıkarmışlardı. Ahıskalılar da Stalin’in hayvan katarlarında Asya’nın içlerine sürüldüklerinde, yerli halkın eski alışkanlıklarını terk ederek kendileri gibi çalışkan olduklarını ve yeni şeyler öğrendiklerini söylediler. Köye girişte iki kişinin karlı yolda yürüdüğünü gördük. Kâmil bey, o kişilerden birini tanıyordu. “İlimdar dayı” dedi. Arabamızda yer olmadığı için alamadık. Hızla köy meydanına geldik ve Ruslan’ı geri göndererek İlimdar dayı ile yanındaki getirttik. Geldiğimizi duyanlar birer ikişer evlerden ara sokaklardan çıkıp yanımıza gelmeye başladılar. İslâm Fakültesi öğrencisi Fahrettin kendi evlerinde toplanılmasını teklif etti. Çünkü, Fahrettin’in ağabeyi Sadri Ahmedof, aynı zamanda, Ahıska Türklerini temsil eden Vatan Derneği’nin Slaryanks Şube Başkanı. Geniş tek bir odada bir aile kalıyor. Burası anlaşılan eski bir koğuş. Bir Türk gazeteci olarak meseleleriyle ilgilenmem onları o kadar duygulandırdı ki, İlimdar dayı benim için dua ediyor. İÇİMİZDEN GİTTİLER Acıyı çeken bilir. Ahıskalıların kaçıncı sürgünü bu. Yüz yıllar öncesine gittiğinizde, İç Anadolu’dan göç ettirilip Ahıska’ya yerleştirilmişler. Onun için Türkçeleri, yakınlarındaki Azerîlerden ve diğer Türk gruplarından farklı. Orta Anadolu ağzının hemen bütün hususiyetlerini taşıyorlar. Yıllar içinde, sürgünden sonraki yaşadıkları çevrenin etkisi kendisini gösteriyor. Rusçadan, Gürcüceden ve diğer Türk topluluklarının şivelerinden kelimeler alınıyor. Ahıska, Dede Korkut Hikâyelerinde Ak-Sıka (Ak Kale) olarak geçer. Gürcüce adı Ahal-tsikhe’dir (Yeni Kale). Ahıska bölgesinde 1267’den itibaren Kıpçak Türkleri Atabekler Beyliği’ni kurdular. Atabekler Beyliği 310 yıl sürdü. Ahıska 1578’de III. Murad zamanında, Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Ahıska’nın da içinde bulunduğu bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı. Ahıska, Çıldır Eyaleti merkezi oldu. Yozgat, Konya ve Tokat’tan Türkler getirilip buralara yerleştirildiler. Onun için Ahıskalılar kendilerini öz Anadolu Türk’ü kabul ederler. 1828’de, Ruslar, Ahıska’yı aldılar. 50 bin kişinin yaşadığı Ahıska’da çocuk ve kadın demeden 40 bin insanı katlettiler. Ruslar her zamanki politikalarını burada uyguladılar ve bölgeye 100 dolayında Ermeni’yi yerleştirdiler. İkinci Dünya Savaşı sırasında Ahıska, Ardahan, Kars çevresinde Rusların desteğinde Ermeniler yine katliam yaptılar. Şubat 1918’de Türk Ordusu Erzurum, Sarıkamış ve Kars’ı kurtarınca, Ahıska-Ahılkelek Türkleri, Ermenilerin elinden kurtulmak için Türkiye’ye müracaat ettiler. Kars, Ardahan ve Batum vilâyetlerinde referandum katıldı. Kullanılan 87 bin 48 oyun 85 bin 129’u Türklerin lehine çıktı. Böylece bu vilâyetlere bağlı Ahıska ve Ahılkelek Osmanlı Devleti’ne bağlandı. (Rasim Bayraktar, 21. Yüzyılda İnsanlık Dramı, 1999) DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT