BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yağmalanan İstanbul

Yağmalanan İstanbul

İstanbul Ticaret Odası, “İstanbul Halkının Yaşam Biçimi ve Sorunları” konulu bir araştırma yaptırmış. Ne derece sağlıklı olduğu tartışma konusu olan bu araştırma sonuçlarına göre; İstanbul’da yaşayan vatandaşların yüzde yetmişyedisi dışardan gelmiş.



İstanbul Ticaret Odası, “İstanbul Halkının Yaşam Biçimi ve Sorunları” konulu bir araştırma yaptırmış. Ne derece sağlıklı olduğu tartışma konusu olan bu araştırma sonuçlarına göre; İstanbul’da yaşayan vatandaşların yüzde yetmişyedisi dışardan gelmiş. Yüzde yirmibeşinin yaşadığı şehir hakkında fikri yokmuş! Araştırma üzerine konuşan İTO Başkanı Mehmet Yıldırım, İstanbul’un sahipsiz olduğunu söyleyerek görüşlerini şöyle açıklıyor: “Türkiye’nin vitrini olan İstanbul’a politikacılar sahip çıkmıyor. Siyasiler İstanbul’dan nasıl yararlanabiliriz düşüncesiyle çalışıyorlar. Siyasiler yağmalıyor, vatandaş yağmalıyor. İstanbul’u işletmiyor, tüketiyoruz.” Siyasilerin İstanbul’a sahip çıkmadığı, bu güzelim şehrin maddeten ve manen yağmalandığı görüşüne katılıyorum. Ancak, şehre, içinde yaşayanların sahip çıkmayışlarının gözle görünür biçimde asıl sorun olduğunu düşünüyorum. Birinci sınıf bir devlete, birinci sınıf bir şehre sahip olmak için birinci sınıf vatandaş sorumluluğu taşımak gerektiğine inanıyorum. Aslında İstanbul’un halini anlamak için araştırma yaptırmağa bile gerek yok. Hal-i pür melali ortada. Bir mega-köy... Altta kalanın canı çıksın diyenlerin hora teptiği, talancıların at koşturduğu, zayıfların, kendi halindelerin yalnızların ve yaşlıların korku ve endişe içinde kendi kabına çekildikleri bir cangıl. Kimsenin kimseye sevgisi, saygısı, tahammülü olmadığı bir cangıl... Oysa, şair Nedim’in meşhur İstanbul Kasidesi’nde her taşını Acem mülkünü feda edecek kadar değerli bulduğu, Yahya Kemal’in, “Aziz” sıfatıyla kutsadığı güzelim İstanbul bu durumda mı olmalıydı? Pis, bakımsız, yeşil alansız, estetikten yoksun beton yığınlarıyla dolu, asfaltları delik deşik, kaldırımları nispetsiz, Boğaz’ı kirli, Haliç’i tortulu, yamaçları eciş bücüş, çirkin görünümlü kondularla dolu... “İstanbul’un taşı toprağı altın” diyerek heybesini kaptığı gibi İstanbul’a gelen vatandaş, şehri yaşamıyor; tüketiyor. Ne demektir yaşadığı şehir hakkında fikir sahibi olmamak? Tükenişine karşı sorumsuz olmaktır, isteyen istediğini yapsın aldırmazlığıdır; bir bakıma bu tükenişe iştiraktir. Bu tükenişin ve yağmalanışın son demlerinde ne yapmalı? Tahammülünü yitirenler selameti başka yerlere göç etmekte buluyorlar. Ama bırakıp kaçmak çözüm mü? Bu şehri gerçekten seviyorsak onun için mücadele etmemiz gerekmez mi? Bence önce kişilerde şehirlilik bilincini uyandırmalı. Yeşil alanları tahribin, plansız yapılanmanın, gecekondulaşmanın önüne geçmeli. Vatandaşa, yeryüzünün bu en anlamlı, en güzel şehrini sevmek öğretilmeli. Sevmenin sorumluluk duymak olduğunu, sorumluluk duymanın da fikir sahibi olmak için gayret göstermekle gerçekleşeceğini beyinlere ve vicdanlara kazımalı. Bunu gerçekleştirebilmek için ilkin medya destekli “İstanbul’u sevmek” kampanyası başlatılmalı. Bu kampanya şarkılarla, türkülerle, her türlü sanat etkinlikleriyle renklendirilmeli. Belediye ile vatandaş sürekli bir iş birliği içinde bu şehirde yaşamayı kolaylaştıracak ve anlamlı kılacak projeler üretmeli. Daha pek çok öneriler sıralanabilir. Ama malum, gönlümüz geniş ama yerimiz dar... Bir başka İstanbul yazısında buluşmak üzere...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT