BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bir iyilik yap, denize at...

Bir iyilik yap, denize at...

İyi insan, kelimesi size ne ifade ediyor? Çevresine zarar vermeyen, yardıma açık, dürüst, saygı ve sevgi dolu bir insanın böyle bir sınıflamada yeri çoktan ayrılmıştır ve genelde biz hepimiz kendimizi, bu sınıfta görmek isteriz, öyle değil mi?



İyi insan, kelimesi size ne ifade ediyor? Çevresine zarar vermeyen, yardıma açık, dürüst, saygı ve sevgi dolu bir insanın böyle bir sınıflamada yeri çoktan ayrılmıştır ve genelde biz hepimiz kendimizi, bu sınıfta görmek isteriz, öyle değil mi? Peki ama bizler ne kadar iyiyiz, hiç bu konuyu düşündünüz mü? Acaba bizler, çevremize bir zararımız dokunmadığı için mi kendimizi iyi görüyoruz yoksa hiçbir karşılık beklemeden çevremize büyük ve küçük yardımlarımız dokunduğu için mi iyiyiz? Bence iyi insan olmanın asıl ölçütü kendimizin yanısıra, çevremize hatta hiç tanımadığımız insanlara ne kadar faydamızın dokunduğudur. Hani bir laf vardır “Bir iyilik yap, denize at, balık bilmezse hâlık bilir.” Ne dersiniz bizler ne kadar, bu düşünceye uygun hareket edebiliyoruz? Sizce gücümüzün yettiği hâlde es geçtiğimiz, günün telaşından unuttuğumuz, bize hiç de külfet yüklemeyen ama karşı taraf için büyük mânâlar taşıyan yardımlar yok mu? İşte size gerçek hayattan küçük bir örnek; biliyorsunuz Marmara Depreminden sonra hepimizi fazlasıyla korkutan artçı depremler yaşadık. İşte böyle bir günde tesadüfen, Çapa Tıp Fakültesi’nde bulunan bir arkadaşım, o gün hastalarının yaşadığı telaşa, sıkıntıya şahit olmuş. Sarsıntıdan sonra telefon kulübeleri bir anda herkesin akınına uğramış. Kilitlenmeden dolayı çalışmayan telefonların başında, arkadaşımın gözüne, panik içinde ailesine ulaşmaya çalışan bir genç kız ilişmiş. Kızın yanına gitmiş ve ona “Eğer istersen ulaşmak istediğin yeri, benim cep telefonumdan arayalım” demiş. Bu arada kızcağınızın, depremde yaralanan kardeşine bakmak için hastanede olduğunu öğrenmiş. Birlikte kızın annesini aramışlar ancak hatlardaki yoğunluk yüzünden yine ulaşamamışlar. Arkadaşım kıza sakin olmasını, kardeşinin yanına gitmesini, kendisinin sürekli olarak ailesini arayıp “çocuklarının iyi oldukları” haberini onlara ulaştıracağını söylemiş. Nitekim bir süre sonra aileye ulaşıp, İstanbul’dan Adıyaman’a çocuklarının sağlık haberlerini iletmiş ve telaş içindeki bir anneden, alabileceği en değerli şeyi; “hayır duasını” almış. Bunu duyunca çok etkilenmiş, bazen küçücük gibi görünen yardımların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamıştım. Keşke hepimiz, etrafımıza karşı biraz daha duyarlı olabilsek de ayrıntılardaki huzuru yakalayabilsek... Ne gibi mi? -Meselâ, yerdeki bir taşı kaldırsak da bir yaşlının, körün düşmesine engel olabilsek, -Yaşlılar Yurduna, hastanelere, Çocuk Esirgeme Kurumlarına hiç değilse yılda birkaç kez uğrayabilsek ve ilgiye, yardıma muhtaç insanların gönlünü alabilsek, -Yerde gördüğümüz çöpleri, çöp kutusuna atarak çöpçülerin işlerini kolaylatırabilsek, -Dert dinleyebilsek, yemeğimizi paylaşabilsek, -Yanımızdan geçen bir çocuğa çikolata, dondurma alsak da onun mutluluğuna ortak olabilsek, vb... Bence işte o zaman “Daphne Rose Kingma’nın, dediği gibi; her geçen gün insanlara daha sıkı bağlandığımızı görecek ve yaptığımız iyilikler, gösterdiğimiz ve bize gösterilen sevgi sayesinde yaşam ağının içinde olduğumuzu daha iyi anlayacağız. Sevgiyle kalın.... Uyku ihmale gelmez İşimiz ya da yaşımız ne olursa olsun öyle ya da böyle hepimizin günü bir koşuşturma, bir telaş içinde geçiyor. Ne kadar yorulduğumuzu ise akşam olup da bir koltuğa yığıldığımız zaman anlıyoruz. Dinlenmenin ve düzenli bir uykunun sağlığınız ve geleceğiniz için önemininnekadarfarkındasınız?” Birçoğunuz evinizde ya da çevrenizde şöyle bir sohbete tanık olmuşsunuzdur. “Çarşı-pazar, ütü, temizlik, yemek, fatura işlemleri, çocuklar, misafirler derken bugün de bir rahat oturamadım.” Gerçekten de bu tip durumlar, birçok ev hanımının şikayet konusudur. Böyle bir yakınmaya verilen cevap da klasiktir. “Biz de, işten, dersten başımızı kaldıramadık. Üstelik bir de şehrin kalabalığı, gürültüsü, keşke senin yerine biz evde olabilseydik.” Keşke olabilseydiniz de hiçbir zaman emekliliği olmayan ve hem bedenen hem de zihnen yıpranan ev hanımlarının halini, yorgunluğunu bir anlasaydınız... Şaka bir yana, işimiz ya da yaşımız ne olursa olsun öyle ya da böyle hepimizin günü bir koşuşturma, bir telaş içinde geçiyor. Ne kadar yorulduğumuzu ise akşam olup da bir koltuğa yığıldığımız zaman anlıyoruz. Bildiğiniz gibi yorgunluk, sadece fiziksel gücümüze ya da bir ofiste, okulda zihinsel faaliyetlerimize bağlı işlerimiz sonucunda ortaya çıkmaz. Hiçbir iş yapmadığı varsayılan bir insan bile kafasında kurduğu düşünceleriyle gün içinde yorulur, bitkin düşer. Yorgunluk hallerinde ne yapmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz; dinlenmeliyiz, öyle değil mi? Ancak burada önemle üzerinde durmak istediğimiz konu “dinlenme” ve dinlenmenin ilk adımı olan “uyku” hakkında bilmemiz gerekenler: “İyi bir dinlenme nasıl olur? diye sorduğumuzda, “kısa bir süre için de olsa tatile çıkmak, işimden farklı bir işle uğraşmak, (resim yapmak, müzik dinlemek vs.) diyebilir ve böyle bir cevapla da çok haklı çıkarsınız. Ancak uykusuz bir bedeni, ne yaparsanız yapın dinlendiremezsiniz. Çünkü 24 saatlik zaman süreci içinde, aslında bizler yorgunluğumuzu, geceleri üzerimizden atarız. Beynimizdeki hücrelere enerji sağlayan, böylece beynin çalşmasını hazırlayan granüller 16 saat faaliyet üzerine tamamıyla tükendiğinden bunların yenilenmesi icap eder. Sekiz saat dinlenmeden sonra aynı beyin hücreleri bütünüyle yenilendiği veya enerji yüklendiği için gelecek gün istenilen şekilde çalışabilecektir. Beyin hücrelerini yenileyen, enerji dolduran uykudur. Beyin dışında diğer organlarımızın da dinlenmeye ihtiyacı vardır. Uzun lafın kısası, vücut ancak uykunun dinlendirici etkisi sayesinde, ertesi günün işlerine koyulabilir. Uyuyan bir insanda tüm organlar etkisiz kalır. Kalp temposu yavaşlar, vücut ısısı düşer, nefes yavaşlar, sarfedilen oksijen yavaş veya az seyreder. Uyurken, bedenimizin “kış uykusunda” gibi bir hali vardır. Vücudun dinlenmesin için yeteri kadar uyumak şarttır. Eğer kolay uyuyamama diye bir probleminiz varsa şu önerilerimizi dikkate alın: * Bedeni yorgunluğu olan insan, daha kolay ve daha derin uykuya dalar; öyleyse, her gün yeteri kadar idman yapınız. * Odanızın iyi havalandırılmış olması normal ısıda bulunması gerekir. Rahat bir uyku için serin odada, sıcak yatak en iyisidir. * Rahat bir pijama veya gecelik giyiniz. * Ayaklarınızı üşütmeyiniz. İdrar yollarınızda bir problem yaşayıp, uykunuzu bölmek zorunda kalabilirsiniz. * Yatağa girmeden ılık bir banyo alabilir, kitap okuyabilirsiniz. * Ilık bir şey için. Ama çay, kahve gibi uyarıcı içecekler değil, bitki çaylarını, sütü tercih edin. * Az dolu mide, beyne yeterince kan gitmesini engellerken uyku verir; ancak ağır yemeklerden sakınmak icap eder. Yatağınıza girince; * Bedeninizin her bir parçasını sırasıyla düşünün ve dinlendirin. * Geniş bir nefes alıp, nefesinizi ağırlaştırın, bunu uzun bir nefesle geri verin, daha sonra normale dönün. Bu iş rahatlamanızı sağlar. * Zihnen dinlenmeye çalışın, düşünme hızınızı kesin. Zor da olsa tüm fikirleri sabaha ertelemeye çalışın. Nefesinizi dinleyip, uykunuzu getirecek şeyleri düşünün. Okuyucu Mektubu Asker ocağından mektup!.. Sevgili okuyucumuz Erhan Tanrıkulu, öncelikle asker ocağında bile köşemizi takip etmeye çalışıp, okuduğunuz için size, sizin gıyabınızda fırsat bulup köşemize yazan ve bizleri yüreklendiren tüm asker kardeşlerime teşekkür etmek istiyorum. Bize, “Her şeyi kafanıza taktığınızı ve stresi nasıl kontrol altına alabileceğinizi” sormuşsunuz. Erhan kardeşim, sivil hayattan sonra, sıkı bir disiplinin olduğu asker ocağına uyum sağlamak gerçekten güçtür. Çünkü hepimiz farklı karakter özelliklerine ve sivil hayatta günümüzün en azından kendimize ait saatlerini gönlümüzce geçirme hakkına sahibiz. İşte bu yüzden asker ocağındaki kısıtlayıcı hayat, birçok genç için ilk zamanlar çok zor geçer. Üstüne bir de, sevdiklerinize olan özlem de eklenince, insanın kendisini psikolojik olarak yıpranmış ve mutsuz hissetmesi doğaldır. Hayatta mutlu olmanın yollarından birisi olur olmaz her şeyi kafaya takmamak, mevcut durumu kabul etmek ve daha iyi hale getirmek için çaba harcamaktır. Unutmayın ki, siz tek başınıza değilsiniz ve çevrenizdeki tüm arkadaşlarınız sizinle aynı şartlar altında askerlik yapıyorlar. Stresinizi azaltmak için, arkadaşlarınızla konuşun, onlarla duygularınızı paylaşın. İzin günlerinizi iyi değerlendirin. Arkadaşlarınızla gezin. Bulunduğunuz çevreyi tanımaya çalışın. Beslenmenize özen gösterin. Yakınlarınıza mektuplar yazın, istirahat saatlerinizde, sevdiğiniz türde bir kitap okumaya çalışın, duygularınızı türkülerle, şarkılarla dile getirin. Ve şunu sakın unutmayın, görevinizi tamamlayıp memleketinize geri döndüğünüzde hepimiz sizinle büyük bir gurur duyuyor olacağız. Sağlıklı ve güzel bir gelecek sizinle olsun. Haftanın Sözü Başkalarına yardım ederseniz, birileri de size yardım eder, belki yüzyıl sonra, ama kesinlikle bir gün. Gurdjieff
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT