BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz köpük

Beyaz köpük

Bir dolu kaşık nescafeyi fincana koyarsınız. Üzerine tam kaynamış suyu döktüğünüzde suyun rengi anında koyu kahverengiye döner. Bu doğaldır çünkü elde etmeye çalıştığınız karışım kahvedir sonuçta.



Bir dolu kaşık nescafeyi fincana koyarsınız. Üzerine tam kaynamış suyu döktüğünüzde suyun rengi anında koyu kahverengiye döner. Bu doğaldır çünkü elde etmeye çalıştığınız karışım kahvedir sonuçta. Kaynamış su ile kahvenin birbirine uyum sağladığı o ilk anda ortaya çıkan koku, benim hayatta en çok sevdiğim kokulardan birisidir. Su eğer tam kaynamamışsa kahveniz üzerinde beyaz bir köpük belirir. Bu beyazlık bir cins başarısızlığın işaretidir. Sanki yeterince sevmediğiniz birisiyle evleniyormuşsunuz gibi... Ortada bir miktar sıcak su vardır. Ve bu su, üzerinde olmaması gereken bir köpüğe sebep olacaksa da nescafenin nescafe haline dönüşmesi için yeterlidir. Ama işte, eksik olan bir detay vardır. Su fokur fokur kaynamamıştır bir defa fincanın üzerinde oluşan beyaz köpük zamanla dağılır. Ama o kahve hiçbir zaman tam olarak damak zevkinize uyum sağlamaz. O köpük, kahve bitinceye kadar keyfinizi kaçıracaktır. Eğer benim gibi kahve içmeye çok düşkünseniz bu tip bir eksiklik canınızı çok sıkacaktır. Tam kıvamında ve ısısında bir fincan kahve içinizi ısıtır, moralinizi düzeltir. Kafanız karışıksa içindeki kafein sebebiyle daha net düşünmenize olanak sağlar. Doktorların fazla kafein alındığında sağlığın alt üst olacağı konusunda yaptıkları onca uyarıya rağmen kahvenin dayanılmaz bir çekiciliği vardır işte. Zaten genel olarak keyif veren şeyler aynı zamanda zararlı olanlardır. Düz mantıkla keyifli detayların aynı zamanda yasaklı olanlar olduğunu düşünebiliriz. Yemek yemenin tadını tam almak için malzemesini de tam koymak gerekir. Yani yağ, baharat vs. Bu da kolesterol, damar sertliği vs. gibi sonuçlar doğuracaktır. Sağlıklı yaşam için tavsiye edilen tatsız tuzsuz salatalar, içinizin alamayacağı kadar fazla su, az et ve hiç tatlı formülü çıldırtıcı bir şey bana göre. Sağlıkçılara kalırsa hiç keyif almadan yaşayacağız ama bu uzun bir yaşam olacak. Yani uzun süreli bir işkence. Günümüz şartlarında sinir olacağımız çok şey var ama sinirlenmek yasak. Bu gerçeği bir de vücudumda yer alan kilometrelerce sinire anlatabilsem hiç sorun olmayacak. Ama kişisel başkaldırı eğiliminde olan sinir sistemim bu tip mantıklı açıklamaları hiç takmıyor işte. Midem tatsız yemekleri reddediyor, beynim kendi imkanlarıyla düşünmek istiyor. Başkalarının düşünmemi istediklerini tercih etmiyor. Sinirlerim kimseyi umursamıyor ve dilim keskin bir bıçak kadar sivri. Bütün bunları toplayınca ortaya çevreye pek de huzur saçamayan bir insan yani ben çıkıyorum. Yine de kendimi bazen seviyorum. Çünkü itiraf etmek zorundayım ki kendimi haklı buluyorum. Doğru düzgün başka aday bulunamadığı için Fenerbahçe’ye yeniden başkan seçilen Aziz Yıldırım’ın vaatleri, Özlem Yıldız’ın aslında Mehmet Ali Erbil’i hâlâ sevdiğini açıklaması, Sezen Aksu’yu dinlemek için adambaşı en az yüz elli milyon TL hesap ödemek gerektiği gibi bomboş konuların yer bulduğu Türkiye gündemi bu çizgiler dahilinde benim hiç ilgimi çekmiyor. İnsanların neden doğduklarını ve yaşarken aslında neyi aramaları gerektiğini düşünmelerini istiyorum. İnsanların düşünmelerini istiyorum. Biliyorum düşünmek aslında can sıkıcı bir iş ama yapılması gerekiyor işte. Yoksa zaman doldurmak için boş boş yaşıyoruz. Ve bu boşluk toplumda kalitesizliği getiriyor. Tıpkı suyu tam kaynamadığı için üzerinde beyaz köpük oluşan kalitesiz bir nescafe gibi. Sözün özü Bakmakla görmek arasında bir uçurum vardır. LEVHA Bir çift göz uğruna herşeyden vazgeçmek aptallık değil aşkın ta kendisidir.
Kapat
KAPAT