BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Meal okumak...

Meal okumak...

Maksat; “Esas kaynak budur” diyerek, halkı fıkıh kitaplarından, ilmihal kitaplarından uzak tutmak. İnsanlara, yarım yamalak din bilgisiyle meal okutarak kafalarını karıştırmak, dinde kargaşa çıkartmak...



Meşrutiyetten beri, birileri ısrarla meal okumayı, okutmayı savunuyor. İlk zamanlar, kimdi bu savunucular? Genelde İslamiyetle ilgisi olmayan kimseler. Mesela, ilk defa meal işine teşebbüs eden Zeki Megamiz isminde Arap asıllı bir Hristiyan. Daha sonra Cihan Kütüphanesi (yayınevi) sahibi Ermeni Mihran Efendi işe el attı; “Türkçe Kur’an”ı yayınladı. 1943 yılında Türkiye’de Lions Kulüplerin örgütlenmesini yapan Osman Nebioğlu “Türkçe Kur’an-ı kerim” adı ile meal bastırdı. Yıllar sonra Diyanet baskılar sonunda ancak 60’lı yıllarda ilk meali çıkarttı. Otuzlu yıllarda Elmalılı Hocaya yazdırtılan meal değil, tefsirdir. Eskiler meale sıcak bakmadı. Meal furyası daha yeni; seksenli yılların modası. Peki, günümüzde meali en çok savunan ve yayan kimler? Başta, on bir ay dine olmadık hakaretlerde bulunup, ramazan gelince bütün okuyucularına ücretsiz meal dağıtan malum basın... Peki maksatları dedir? Esas kaynak budur diyerek, halkı fıkıh kitaplarından, ilmihal kitaplarından uzak tutmak. İnsanlara, yarım yamalak din bilgisiyle meal okutarak kafalarını karıştırmak, dinde kargaşa çıkartmak. KÜFRE DÜŞME TEHLİKESİ Nitekim, sorulardan anlıyoruz ki; meallerde, manalar çok kısa ve öz olduğu için okuyan harama, hatta küfre düşürecek hükümler çıkartmaktadır. Mesela, Hicr sûresinin 99. âyetinde meâlen, “Sana yakîn gelinceye kadar, Rabbine ibâdet et!” buyurulmaktadır. Burada manası kapalı olan “Yakîn” kelimesi için Osmanlıca lügata bakıldığında, “Kat’i olma, şüphe etmeme” manasını görecek. Arkasından ister istemez âyetten, “Allaha, Cennete, Cehenneme benim inancım kat’i, şüphem yok; öyleyse benim Allaha ibadet etmeye ihtiyacım yok” hükmü çıkartılacak. (Halbuki müfessirler buna “Ölene kadar” manasını vermişlerdir. Çünkü gerçek “yakîn” ölünce hasıl olur.) Nitekim, birçok sahte şeyhler, babalar, dedeler, şeyh kılığındaki casuslar bağlılarına, “Sizin inancınız kat’i, artık sizin namaz kılmanıza, oruç tutmanıza ihtiyacınız yok” demişlerdir. Mesela, İngiliz casusu Hempher, Abdülvehhab’a, “Allah ile kıyâmet günü hakkında kati inanç hâsıl olup, kalbi iyi, ameli de temiz olduğu zaman, kişinin ibadete ihtiyaç kalmaz” demiştir... Meal okumada karşılaşılan bir diğer tehlike de, nesh olan yani yürürlükten kaldırılmış ayetlerde yaşanmaktadır. Din yirmi üç senede tamamlandığı için önce gelen bazı âyetler daha sonra nesh edilmiştir. Mesela, Nur Suresinin üçüncü ayeti, “Zina eden erkek ancak, zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.” Daha sonra bu âyeti kerime nesh edilmiş; müşrikle evlenmek yasaklanmıştır. Bunu bilmeyen ne yapacak? Önceki hallerinde bu tür haramlara düşüp daha sonra, tevbe edip hidayete eren kimseler, evlenmek için zani veya putperest aramaya kalkarsa ne olacak? Halbuki putperest ile yani müşrikle evlenmek caiz değil, evlenen dinden çıkar... Bunun gibi nesh edilmiş birçok âyeti kerime vardır. SİNSİ VE GİZLİ EMELLER Bir tehlike de; zamana göre, zamanın şartlarına uydurularak yapılan, “çağdaş” mealler tefsirlerdir. Abduh, Reşid Rıza, Efgani vb. bu ekoldendir. Halbuki din zamana göre, şartlara göre değişmez, değişirse ona din denilmez. Ülkemizde ilk ciddi meal çalışması yapan, daha sonra tehlikesini görüp mealini imha ettiren milli şairimiz Mehmet Akif, “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı”, “İnkılap istiyorum ben de fakat Abduh gibi” reformist fikirleri ile bu cenahta yer almış ve sevenlerini üz-müştür. Üstad N. Fazıl Kısakürek, M. Akif’in dinde reformcuların önde gelenlerinden olan Muhammed Abduh’un fikirlerinin etkisinde kaldığını söyler. Israrla meal tavsiye edenler; ya sinsi propagandaların tesiri altında kalıp, meal okumanın zararının faydasından çok olduğunu bilmeyecek kadar din cahili olan kimseler, ya da dine zarar vermek, dinde kargaşa çıkarmak için bilerek bunu yapan maksatlı kimseler! Nitekim, son devrin büyük din âlimlerinden Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Mes’eletü Tercümeti’l-Kur’an adlı eserinde, Kur’an tercümesi modasının arkasındaki gizli ve sinsi emelleri ve dinimizi içten yıkma plânlarını açıklamaktadır...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94126
    % -1.19
  • 5.8903
    % 0.19
  • 6.5012
    % 0.15
  • 7.4907
    % -0.96
  • 281.231
    % -0.18
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT