BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > PAKİSTAN SEL FELAKETİYLE BOĞUŞURKEN BİR DRAM DA FİLİPİNLER’DE

PAKİSTAN SEL FELAKETİYLE BOĞUŞURKEN BİR DRAM DA FİLİPİNLER’DE

Silahlı mücahitler, İHH’nın getirdiği yardım malzemesini dağıtırken kalabalığı güvenlik kordonuna alıyor. Cafer, “Her an bir saldırı olabilir, Hristiyanlar ya da devlet güçleri bu kadar Müslümanı bir arada görünce tepkisiz kalmaz. Geçmişte acı örneklerini çok yaşadı” diyerek duruma açıklık getiriyor.



MÜCAHİTLERİN KORUMASI ALTINDALAR Silahlı mücahitler, İHH’nın getirdiği yardım malzemesini dağıtırken kalabalığı güvenlik kordonuna alıyor. Cafer, “Her an bir saldırı olabilir, Hristiyanlar ya da devlet güçleri bu kadar Müslümanı bir arada görünce tepkisiz kalmaz. Geçmişte acı örneklerini çok yaşadı” diyerek duruma açıklık getiriyor. 48 DERECE SICAKTA BURUK TEBESSÜM İHH İnsani Yardım Vakfı, 14 bin 500 km uzaktaki Morolu Müslümanları unutmadı. Yardımlar, saldırı ihtimaline karşılık silahlı mücahitlerin koruması altında dağıtıldı. Sac baraka altında, 48 derece sıcaklıkta, bir saat gibi kısa bir sürede yüzlerce kişiye paketler teslim edildi. Ağızlarından duayı eksik etmeyen yokluk içindeki insanların yüzleri bu yardımlarla bir nebze olsun güldü. İHH İnsani Yardım Vakfı’ndan Salih Bilici telefonda “Osman abi seni ramazan için nereye yazayım?” diye soruyor. Başımın etini yiyen yazı işleri müdürümün emrini yerine getirmek için fırsat ayağıma kadar gelmiş. “Her ağzını açtığında dünyayı geziyorsun ama Moro’daki Müslümanları bir defa olsun yazmadın. Bunun hesabını öteki dünyada verirsin. Hesap var hesap” diyen patronumun elindeki kozu almanın tam zamanı. Salih Moro olsun diyorum. “Ne Moro mu? ne enteresan adamsın! Nereden de bulursun dünyanın ta bilmem neresindeki yerleri?” Salih beni kırmıyor, “Abi oruçlu o kadar yol çekilir mi? Demedi deme geçenlerde orada bir Türk’ü öldürdüler. Kötü birşey olursa karışmam” diye de ikaz ediyor. Neyse her şeyi göze alıyor ve Emirates uçağıyla gecikmeli olsa da havalanıyoruz ve hiç gündüzü göremeden ertesi akşam Filipinler’in başkenti Manila’ya iniyoruz. Pasaport polisi kungfucular gibi. Her konuştuğunda kelimelere öyle bir vurgu yapıyor ki, tamam şimdi kesin bir tane patlatacak diye tedirgin oluyorum. Kimsin? nereden geliyorsun? nereye gidiyorsun? nerede kalacaksın? sorularına öylesine cevaplar veriyorum. Otel ismini de sallıyorum tutuyor. Mazallah Moro’ya gideceğimi öğrense yandı gülüm keten helva... BURASI GÜVENLİ DEĞİL Filipinlerle Türkiye arasında 5 saat zaman farkı var. Bu da demektir ki iftar oldu olacak. Ali, telaşla bizi karşılayacak arkadaşları arıyor. Bir saat sonra isimleri Nuri, Mahmut ve İsmail olan Müslüman gençler geliyor. Apar topar bir yerde tatsız, tuzsuz, buz gibi pilavla iftar yapıyoruz. Mahmut , “Hurry up brother” (acele edin kardeşler) diye bizi sıkıştırıyor. Bir uçakla Moro’ya gitmemiz gerekiyormuş. Uçak falan kalmamış. En erkeni sabah 4’te. İsmail’in “bir otele gidelim” teklifini biz mescidde kalacağız diyerek reddediyoruz. Telaşlanıyor, “burada mescid yok. Hem Siz Müslümansınız güvenli olmaz” diyor ama nafile. Sorup soruşturuyoruz merdiven altındaki mescidi bulup 7 saatlik güzel bir uyku çekiyoruz. Mindanao adasına gidecek uçak anons edilir edilmez sıradaki yerimizi alıyoruz. Son kontrol noktasındaki polis yolumuzu kesiyor ve “Çantalarınızda veya üzerinizde patlayıcı yapımında kullanılan bir malzeme bulunması durumunda 40 milyon peso (yaklaşık 1 milyon dolar) ve 5 yıl hapis cezası alacaksınız” ibareleri yer alan yazıyı okumamızı istiyor. Hem Ali hem de ben başımızı pervane gibi sağa sola çevirip ‘haşa’ anlamına gelen hareketler yapınca salıveriyor. 2 saatlik bir uçuşun ardından Davao’dayız. MORO GOOD MORO DEAD Cafer, Abbas ve Nasuh adlı Morolu Müslümanlar çıkışta bekliyor. Tamam işte yolculuk bitti derken bu defa da karayoluyla 4.5 saat uzaklıktaki Cotabato’ya hareket ediyoruz. Ormanlık alanların içinde bir sağa bir sola kıvrılarak giden yol boyunca başı kapalı minik kız çocukları, takkeli erkek çocuklar ve ellerinde Kur-an’ı Kerimlerle mukabeleye giden Morolular göze çarpıyor. Abbas, “Burada eskiden daha çok Müslüman vardı. Ancak artan baskılar ve toplu katliamlar sonucu insanlarımız daha yoğun yerlere çekildiler. Davao’da ne yazık ki şu anda çok az sayıda Müslüman kaldı. Bir çoğu da Müslüman olduklarını gizliyor. Resmi kurumlarda iş bulabilmek için çift isim kullanıyor. Lopez Ahmet, George Ali gibi. Yoksa emin olun burada yaşama hakkınız yok” diyor. Cafer ise işi tek kelime ile özetliyor,” Burada yönetimin bir felsefesi var. O da Moro good Moro dead (En iyi Moro ölü Moro). Gerisini siz düşünün artık.” Ortalığın sessizliğe bürünmesini fırsat bilen kaptan Nasuh aracın teybini açıp Kur-an’ı Kerim tilaveti dinletmeye başlıyor. Morolu kardeşlerimiz hatibe eşlik ediyor. Hepsi de hafız Maşallah. Adeta transa geçiyorlar. Bu kadar acıya rağmen kendilerini yetiştirmişler. Biz de olsa?! MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ Yol o kadar berbat ki adeta karada rafting yapıyoruz gözlerimin nöbetleşe uykusu Cotabato tabelasının görülmesi ile son buluyor. Tam 39 saatin sonunda nihayet Morolu Müslümanların topraklarındayız. İrili ufaklı göze çarpan camilere inat 3 büyük katedral şehrin en merkezi yerinde boy gösteriyor. Müslüman mahallesinde salyangoz satmak bu olsa gerek? Pert olmuş halde oteldeki yatağa kendimi zor atıyorum. Cafer gardiyan gibi , “bir saat dinlenin kumanya dağıtımı yapacağız halk sizi bekliyor!” Ali, İHH tarafından ulaştırılan yüklü miktardaki parayı Cafer’e veriyor ve , “Aman bir eksiklik olmasın Müslüman kardeşlerimizin neye ihtiyacı varsa fazlasıyla alın” diye ikaz ediyor. 15 dakikalık bir yolculuğun ardından Drapanon bölgesindeyiz. Gıda dağıtımının yapılacağı alan bayram yerine çevrilmiş. Kadınlar, erkekler dağıtımı yapılacak gıdaların arkasında ayrı ayrı sıra olmuş. Silahlı mücahitler ise kalabalığı güvenlik kordonuna almış. Keskin nişancılar etrafta kuş uçurtmuyor. Cafer, “Her an bir saldırı olabilir, Hıristiyanlar ya da devlet güçleri bu kadar Müslümanı bir arada görünce tepkisiz kalmaz. Geçmişte acı örneklerini çok yaşadık “ diyerek duruma açıklık getiriyor. BİZE İSTANBUL EZANI OKUYUN Sac baraka altında 48 derece sıcaklıkta bir saat gibi kısa bir sürede yüzlerce kişinin yardım paketlerini dağıtıyoruz. İçinde pirinç ve konserve balık olan torbaları alan Morolu kardeşlerin ağızlarından dua eksik olmuyor. Yüzlerindeki sevinci anlatmaya ne fotoğraflar ne de kelimeler kifayet etmiyor. İHH’nın bütün programlarında olduğu gibi Ali, akşam için de bir mescidde iftar yapılmasını istiyor. Zira burada hem Müslümanların derdini dinleyeceğiz hem de onlarla kaynaşacağız. Fi tarihinden kalma külüstür araçların, üç tekerlekli bisikletlerin ve tuk tukların galerisi haline gelen sokaklarda bir iki turlayıp iftar için Katuli mescidine gidiyoruz. Dışarıda boy boy sıra olmuş yaşları 6 ile 10 arasında değişen oruçlu yavrulara iftarlık dağıtımını müteakip mescide giriyoruz. Bir duvarından diğerine uzanan yer sofrasındaki pilavlar, etler, mango suları mükemmel bir ziyafetin habercisi. Nasıl da acıkmışım! Vakit girdiğinde yaşlı Müslümanlardan biri yanımıza gelerek, “Biliyor musunuz biz hilafet Tüklerde iken İstanbul’a bağlıydık. Hatta sarı ay yıldızdan oluşan bayrağımız da o günlerden yadigar. Şimdi n’olur o mübarek beldenin ezanını okuyun kardeşlerim” diyor. Ali ile göz göze geliyoruz. Kalkıp ezanı okuyor. Namaz kılınıyor, oruçlar açılıyor. İftar sonrasında ise Pakistan’da sel felaketinde hayatlarını kaybedenler ve zor durumdaki Müminler için dualar ediliyor, tabi İHH aracılığıyla bölgeye yardım ulaştıranlar da unutulmuyor. Saldırıların bitmek bilmediği Cotabato’da güvenlik bir an olsun ihmal edilmiyor. Ama Katuli mescidinde olduğu gibi çoluk çocuk ramazanı da doyasıya yaşıyor. İHH DA OLMASA... Ramazan böyle bir şey, manevi duygular kilometre, engel tanımıyor. 14 bin 500 kilometre ötedeki Müslümanlara birileri yardım gönderiyor. İHH’ya da o emaneti muhtaç insanlara sağ salim ulaştırmak düşüyor. 20 MİLYAR DOLARA SATILDILAR Filipinler, 1300’lerde Arap tüccarların bölgeye gelmesiyle İslam’la tanışır. Sonraki dönemde Malaylar ile yapılan ticaret ise İslam inancının burada yerleşmesini sağlar. Bu dönemde Mindanao ve Sulu’da birçok sultanlık kurulur. Ama 1565’te İspanyolların bölgeye gelişi ile birlikte her şey altüst olur. İslamiyet’in yayılması durdurulur. Hatta sömürgeciler tarafından halkın Hristiyan olması için baskı kurulur. İspanyollar Müslüman anlamına gelen Moro ismi ile andıkları bu zavallı halka olmadık eziyetler yapar. 333 yıl süren İspanyol hakimiyetine karşı başlatılan çeşitli ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırılır. 1858’e kadar ülkede kalan İspanyollar, bağımsızlığını kazanmaya çalışan Filipinlere destek olmak amacıyla bölgeye gelen ABD ile kısa bir süre çatışır. 1898’de ise 20 milyar dolar karşılığında kendinin olmayan toprakları ABD’lilere satar. Halk mücadeleyi bu defa Amerikalılara karşı sürdürür. ABD’nin 1946 yılına kadar uyguladığı politikalar sonucu çoğunluğu Müslüman, bir milyon masum sivil ölür. Bölgeden çekilen Amerika, Filipinler hükümetine yardım ederek Müslümanlara ait olan yerlerin de Filipinler Cumhuriyeti içine dahil edilmesini sağlar. Bu tarihten sonra Filipin hükümetinin baskıları başlar Hristiyanlar ve yerel dinlere mensup olanlar Moro Müslümanlarının topraklarına yerleştirilir, hatta göçü teşvik edici yasalar çıkarır. Yüzyıllardır bağımsız ve özerk olmak isteyen Müslümanlar özellikle Mindanao adasında iç çatışmanın içine sürüklenir. 125 BİN ÖLÜ VAR BM YOK 1970’lerde Hristiyan milisler, hükümetin yardımıyla Müslümanlara yönelik saldırıları artırır. Hristiyan askerlerin 30 Müslüman askerini katletmesi ve 1971’de bir caminin kundaklanması sonucu 70 kişinin yanarak can vermesi, Müslümanlar arasında infiale yol açar. Gerilimin tırmanmasının ardından 1972 yılında bölgede sıkıyönetim ilan edilir. Müslümanlar Nur Misvari öncülüğünde, 1972’de Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF) adıyla bir örgüt kurar. Ardında da Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) adıyla Selamet Haşim tarafından ikinci bir örgüt daha kurulur. Kararlı ve silahlı mücadale sonucu hükümet, 1976’da Müslümanların yaşadığı 13 vilayeti içine alacak özerk bir bölgenin kurulmasını öngören Trablus Antlaşması’nı imzalar. Fakat antlaşmayı 10 vilayet ile sınırlı tutan hükümet, bu vilayetlerde referanduma gideceğini bildirince 5 asırdır süren çatışmalar yeniden alevlenir. Ekim 1992’de taraflar karşılıklı silah bırakır, 16 Nisan 1993’te Endonezya’da ‘barış’ görüşmeleri başlar. 7 Kasım’da ateşkes ve ilkeler anlaşması imzalanır. Üç yılı aşan görüşmelerden sonra varılan sonuçsa Mindanao adalarının bulunduğu Güney Filipinler’e MNLF öncülüğünde özerklik verilmesi yolunda bir anlaşma için mutabakat olur. İlk barış anlaşması taslağı 23 Haziran 1996’da Filipinler’in Davao kentinde parafe edilir. 2 Eylülde ise bu anlaşma Jakarta’da taraflarca imzalanır. Ancak Filipinler hükümeti bu anlaşmaya da uymaz. O günden bu yana ise tam 125 bin Morolu Müslüman hayatını kaybeder. Filipinler hükümeti her ne kadar bugün Müslümanların dini bayram günlerini resmi tatil kabul etse ve medeni hukukta Müslümanlar için düzenlemeler yapsa da bağımsız olamayan Morolular, yerleşim, eğitim, istihdam ve iş imkanlarından bugün bile faydalanamaz. Topraklarını kaybetmiş ve yurtlarında azınlık duruma getirilmiş, Müslümanlar için BM gıkını bile çıkarmaz. Ancak ABD, 11 Eylül sonrası en tehlikeli 12 örgütten biri olarak Moro’yu işaret eder.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT