BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vakar ve tevazu’un sınırı

Vakar ve tevazu’un sınırı

Hâlis niyetle gösterilen tevazu kişiye haysiyet, itibar ve saygınlık kazandırır. Zaten Hadîs-i Kudsî’de “Allah için tevazu göstereni Yüce Allah yüceltir” buyurulmuştur.



Evrensel özellik kazanmış bazı ahlâkî kurallar, insanlık tarihi kadar eski ve köklüdür. İnsan ve toplumun var olduğu günden beri yazılı olmasa bile sözlü ve uygulamalı olarak kendisinden söz edilen ahlâk prensipleri ve kuralları vardır. Aslında bunların kâğıt üzerinde nazarî olarak bildirilmesi veya anlatılması pek o kadar önemli değildir. Esas önemli olan, bu kuralların toplum hayatında uygulanma imkânına kavuşmasıdır. Kuru kuruya ezberletilmiş terbiye kaidelerinin insanları erdemli davranışlara yönlendirme konusunda pek fazla etkili olmadığı bilinen ve yaşanan toplum gerçeklerindendir. TEVAZU SAHİPLERİ SEVİLİR VE SAYILIR Sözgelimi tevazu, bütün dinlerin ve ahlâkî sistemlerin telkîn ve teşvîk ettiği erdemli davranışlardandır. Tevazu sahibi insanlar toplumun hep sevilen ve sayılan fertleri olmuştur. Tevazu, bilindiği gibi nefsin kendini beğenmişlik iddiasını bırakarak insanlara karşı alçakgönüllü ve sevecen davranmak demektir. Kâğıt üzerinde belki bazılarına kolay bir işmiş gibi görünebilir. Fakat aslında her yerde ve her zaman ön plana geçmek isteyen mağrur nefse en ağır ve zor gelen işlerdendir. Kendinizi zorlayarak başkalarına karşı alçakgönüllü ve olgun görünmeye çalışabilirsiniz. Ancak böylesi yapmacık hareketlerin ne kadar iğreti ve yüzeysel olduğu uyanık ve dikkatli insanlarca hemen anlaşılır. En güzeli konuyu insan gerçeğiyle bağlantılı olarak ele almaktır. İnsan gerçeği deyince ne demek istendiğini açıklamakta yarar vardır. Bütün üstün yetenek ve meziyetlerine rağmen insan, başlıbaşına bağımsız ve ihtiyaçtan uzak bir varlık değildir. Bitip tükenmek bilmeyen ihtiyaçlar içinde yaratılmış bir canlıdır. Onun var olması ve varlığının devamı kendi irade ve gücü dahilinde gerçekleşmez. Demek ki insan kendi maddî ve manevî yetenekleriyle övünürken aslında kendinin olmayan şeylerle avunduğunu unutmuş görünmektedir. Kısacası insan gurur ve kibir gösterisinde bulunurken emanet ata bindiğinin farkında değildir. Nitekim acı hayat tecrübeleri böylelerine çok ibretli dersler vermiştir. Tabîî anlayan için bu dersler çok şeyler ifade eder. Fakat anlamayan, feleğin olumsuz darbeleri altında olabildiğince hırpalanır durur da bir türlü aklını başına almaz. NEFSİNİ BİLEN RABBİNİ BİLİR “Nefsini bilen, Rabbini bilir” gerçeğinden hareket edenler, boş gurur ve iddiaları terk ederek Cenâb-ı Hakk’a hâlis kul olmanın doyumsuz bahtiyarlığına ererler. Böylece de Yüce Yaradanın kullarına sırf Allah için sevgi ve sevecenlikle gerçek anlamda tevazu gösterirler. Bunların tevazu’unda göstermelik ve samimiyetsizlik yoktur. Hâlis niyetle gösterilen tevazu kişiye haysiyet, itibar ve saygınlık kazandırır. Zaten Hadîs-i Kudsî’de “Allah için tevazu göstereni Yüce Allah yüceltir” buyurulmuştur. Allah tarafından yüceltilen insanların kendileri için başka üstünlük ve itibar kazanma yolları aramalarına ihtiyacı olur mu? Elbette ki olmaz. Tevazu ehli kimseler bu güzel hasletleri dolayısıyla kendini bilmez kişilerce aşağılanacak olursa böylelerine karşı artık alçakgönüllü davranmanın anlamı kalmaz. Mağrur ve kibirli insana tevazu gösterilmez. Böylelerine karşı erdemli olma düşüncesiyle mütevazı olmaya çalışanlar, farkında olmadan zillet ve hakarete uğramış olurlar. Dînimizin gerçek tevazu anlayışında kendini beğenmiş kimselere tevazu ile değil vakarla muamele edilmesi emredilmiştir. Vakar; ağırbaşlılık ve olgunluk demektir. Vakar; kibir ve gururdan farklıdır. Kibir, kendinde bir varlık görmek, gurur ise boş şeylerle övünmek demektir. Vakar, insan olma haysiyetini korumaktır. Kibir yasaklanmış, yeri gelince vakarlı olmanın lüzumlu olduğu bildirilmiştir. İnsanlık şeref ve haysiyetini koruyarak Allah’ın kullarına ve yarattıklarına sevgi ve merhametle yaklaşan Hak dostları dînî, millî ve ahlâkî davâlarda itibar ve saygınlığına gölge düşürmemek için ciddî ve ağırbaşlı davranıyorlarsa bu gösterdikleri kişilikli davranış, tevazu kadar belki de daha büyük bir ölçüde takdîr konusu teşkîl eder. Peygamber Efendimiz başta olmak üzere Ashâb-ı Kirâm ve Evliyâ-yı İzâm hazretleri bu anlattıklarımızın canlı ve ibretli örneklerini fazîletli davranışlarıyla tarihe emanet etmişlerdir. Ne mutlu onları örnek alarak tevazu ve vakarı kendi sınırları ve gerekleri içinde uygulayabilenlere!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT