BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pakistan'da durum
içler acısı...

Pakistan'da durum
içler acısı...

Tenceresini kapan sıraya geçip gözlerini yemek kamyonundan bir an olsun ayırmıyor. Akıllarda ve kalplerdeki tek korku; sıcak bir kap yemeği eve götürememek!..



OSMAN SAĞIRLI AÇLIK VE SEFALETİ ANLATIYOR İHH’dan Recep ve Tuncay ağabeylerle birlikte ikindiden sonra Peşaver’e doğru yola çıkıyoruz. Çarsede şehrinde selzedeler için sıcak yemek dağıtımı yapılacak. Kamyonlar halkın her taraftan ulaşacağı bir noktaya çekiliyor. Tenceresini tabağını kapan sıraya geçiyor. Zerre kadar itiş kakış yok. Büyükler küçükler ayrı sıraya giriyor. Bir yandan göz ucuyla sıradakileri seyrediyorum bir yandan da fotoğraf çekiyorum. İstisnasız hepsi birbirini taklit eder gibi hareket ediyor Gözlerini yemek dağıtan kamyondan bir an olsun ayırmamak kaydıyla kimi bir adım sağa kimi bir adım sola hareket ediyor. Bazen ayak parmaklarının ucuna basarak, en önden itibaren kendine kadar kaç kişinin kaldığını parmakla sayıyor... Souzan adlı kız çocuğu ise kazandan çıkıp tabağa doğru yol alan kepçeye başıyla refaket ediyor. Kepçe her boşaldığında bir kere yutkunup gözlerini kırparak bir sonraki tabak için nefes tazeliyor. Yemek sırası geldiğinde ise nohut ve pilav dolu tabağıyla çadırların arasında kaybolup gidiyor. Ya sıra bana gelmeden yemek biterse korkusu! Çok şükür o akşam gerçekleşmiyor. 3 GÜN OT YEMİŞLER Abdurrahman otele girer girmez, “Neredesin kardeşim? Mahmut hoca seni arayıp duruyor” deyip telefonu elime tutuşturuyor. Doktor Mahmut heyecanlı mı heyecanlı, “Hocam gündüz bir aile getirdiler, 28 gün boyunca mahsur kalmışlar, sonra yiyecekleri bitmiş 3 günü ot yiyerek geçirmişler. Vücutlarında çeşitli enfeksiyonlar vardı. Hepsini tek tek temizledik. Bazı ilaçlar verdik, pansumanlarını kendileri yapacak. Ama senin için çok güzel bir konu atla gel haberini yap”diyor. Bir hafta önce Muzaffergarh’ta onların yanındaydım. Çağırdığı yer arabayla tam 11 saatlik mesafe. Benim bir daha o yolu gitmem imkansız. Mahmut hocam bari hiç olmazsa bir kare fotoğraf çekseydin diye bayağı sitem ediyorum. Ama ne fayda? Maksat meseleyi duyurmaksa varsın bu haber de fotoğrafsız olsun.. İHH’DAN NAKİT İstanbul’dan gelen 11 kişilik İHH ekibiyle, Peşaver eyaletine bağlı Nowshera’ya gidiyoruz. Hem maddi hem de manevi yükümüz oldukça ağır. Yerleri daha önceden tespit edilen ihtiyaç sahibi 800 aileden 200’üne evlerini yeniden yapmaları onarmaları için para yardımı yapılacak. Pakistan hükümeti ev yardımlarını 20 bin rupi (250 dolar) olarak açıklamış. Ancak İHH aile başı 50 bin rupi (600 dolar) dağıtacak. Hal böyle olunca da izdiham olması kaçınılmaz. Azahil kasabasında kaymakamlığın bahçesinde sıkı güvenlik tedbirleri alınmış. İsmi okunan gelip zarf içindeki parasını alıyor kendince minnet ifade eden cümleler kurup gidiyor. Bir, iki, üç... gerisine dayanmak güç. Lakin güneş tepede. Hafiften kaytarıp gölgede şöyle bir uzanayım diyorum kiii Pakistanlı Nedim abi koluma yapışıyor. “Birader insanların duygularını öğrenmeyecek misin?” Keşke tanışmaz olaydık Nedim abi! Kalabalığın arasına giriyorum, hangisinden hikaye çıkar diye insanların yüzüne tek tek bakıyorum. Cıkk, buradan hikaye çıkmaz. Bari Mescide gideyim. Nedim abi yine iş başında. Kucağında küçücük bir çocuğu olan anneyi eliyle işaret ediyor. VEFA’YA VEFA ZAMANI Önde ben arkada Abdurrahman simultane haber yapacağız. Her fotoğraf karesinde kadın ayrı bir yöne bakıyor, olmuyor çekemiyorum. Bu kadar çabaladığımı gören meslektaşlarım da habere ortak oluyor ister istemez. Adı Soaya imiş, henüz 18 yaşında kucağındaki kızı Vefa ise henüz 5 günlük... 4 ay önce kalp krizi geçiren eşini, sel olduğunda da 2 çocuğu dışındaki her şeyini kaybetmiş. Hastane bahçesine kurulan bir çadırda yaşıyormuş. “O, Vefa olmasaydı çadırı da bulamazdım. Erken doğunca hastaneye götürüldüm. O halde de geri göndermediler” diyor. Eksiketek beklemesin, bir an önce dönsün istiyoruz.. “Yardım için sana verilen kağıdı ver, seni çağırttıralım” diyoruz. Ne yazık ki kağıt yokmuş. Listeyi hazırlayanlar onu fark edememiş, komşularının ısrarı üzerine gelmiş. İHH’daki arkadaşlar meseleyi öğrendikleri anda durum anında değişiyor. Listede olmadığı halde ona da fazlasıyla yardım yapılıyor. Ev rızıktandır derler. Soaya , rızık listesinde varmış. GÖZLER YAŞARIYOR Oradan çıkıp Azahil’in köylerini ziyarete başlıyoruz. Araçlarımız suların büyük bir bölümünün çekildiği Akarne köyüne yaklaştığı andan itibaren ağır bir koku burnumun sarı alarm durumuna geçmesine vesile oluyor. Yıkık dökük evlerin olduğu alana vardığımızda köylüler suların yükseldiği alanı gösterebilme biz ise kokudan bir an önce kurtulabilme derdindeyiz. Ama ne koku, gözlerimiz yaşarmaya başlıyor. Hayvan leşleri kokuyor. Ortalıkta uçuşan sinekerin vızıltısından iki kişi birbirinin konuştuğunu anlamıyor. Yanımdaki maskeyle ağzımı burnumu sıkıca kapatıyorum ama nafile. Gruptan bazıları öğürmeye başlıyor, Nedim abi duruma el koyuyor. Köydeki evleri yıkılan 15 aileye oracıkta ev yardımı yapılıyor. Eller semaya açılıyor gariplerden biri, “Allahü teala sizlere, şu ana kadar yaratılmışların bedenlerindeki tüylerin sayısı kadar sevap versin” diyor. Amin... BM, HAVA ATIYOR!.. Dünyanın birçok bölgesindeki afetleri takip ettim. Amma velakin şu Birleşmiş Milletler ile ilgili gördüğüm manzara bir gün olsun değişmedi. Bilmem kaç beygirlik ciplerle afilli afilli dolaşan abiler, ablalar olayın hemen akabinde bölgeye intikal edip kocaman bir alanı işgal ediyorlar. En cillobundan klimalı çadırları kurup içine de bilgisayarları yerleştirdikten sonra sözüm ona icraata başlıyor. Yabancı zevatın havadan gezdirileceği “işte buradayız” mesaji verilecek alanlara da üzerinde bilmem kaç punto yazılarla BM amblemini yerleştirdi mi işleri bitiyor. Sonrasında kim ölmüş kim kalmış, kaç bina yıkılmış rakam toplamaktan bitap düşüyor garibanlar. Günlük 200 dolara istatistik memurluğu, gel keyfim gel. Anlayacağınız bu amcalar nerede yarı beline kadar suya batmış bir gariban varsa ıslanmasın diye şemsiye dağıtıyorlar. Duyduk duymadık demeyin. İNGİLİZLER YATIYOR Gelelim şu İngilizlere. Pakistan’ın; oyunundan odununa, dilinden kültürüne, trafiğine hatta içilen sütlü çayına varıncaya kadar her şeyini kendilerine benzetmeye çalışan bu malum milletten ne yazık ki haber yok. Ülkelerinde yaşayan milyonlarca Pakistanlının feryadına rağmen bölgeye henüz adım atmış değiller. Sahi niye atsınlar ki? Yıllar önce Hindistan’ı bölmüş, Bangladeş’i fakirleştirmiş, Pakistan’ı hizaya sokmuşlar. Yetmemiş bir de meşgul olsunlar diye ara sıra kaşınılacak, kan akıtılacak Keşmir diye bir yara açmışlar. Misyonerlik yapacak alan da kalmamış, ha bir de ‘öz taliban’ diye bir örgüt kurmuşlar. İstedikleri anda eylem yaptırıp diğerinin üzerine atmakta da oldukça mahirler. Aslına bakarsanız bence gelmesinler de. Fakat Pakistanlılar her şehirde, her kampta adım adım onları arıyor, cedlerine rahmet okuyor! Benden söylemesi...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT