BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uluslararası ilişkiler ve din

Uluslararası ilişkiler ve din

Komünizmin yerine yeni bir “anti tez” koyma ihtiyacı duyan Amerikan Yeni Muhafazakârları, “Yahudi-Hristiyan Medeniyeti”nin düşmanı addettikleri İslam’a karşı geniş çaplı bir hücuma geçtiler.



YENİ ANTİ TEZ İHTİYACI Komünizmin yerine yeni bir “anti tez” koyma ihtiyacı duyan Amerikan Yeni Muhafazakârları, “Yahudi-Hristiyan Medeniyeti”nin düşmanı addettikleri İslam’a karşı geniş çaplı bir hücuma geçtiler. “HAÇLI SEFERİ” SÖZLERİ Irak’a saldıran Bush’un bir “Haçlı Seferinden” söz etmesi bu çerçevede değerlendirilebilir. El Kaide’nin Avrupa’daki terör eylemleri “Eski Kıta”daki İslam karşıtlığının da uyanmasını tetikledi. Şubat 1944’te, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninin ele alınacağı Yalta Konferansı’na Vatikan’ın da davet edilip edilmemesi tartışılmaktaydı. Katolik Hıristiyan âleminin temsilcisi durumunda olan Papalık makamının da mutlaka müzakerelere katılması gerektiğini savunanlara Sovyetler Birliği’nin lideri Joseph Stalin, “Vatikan mı? Kaç tümenleri var ki onların?” diyerek karşı çıktı. Dini sosyal hayatın bir parçası olmaktan çıkartmaya çalışan ateist Sovyet lideri, Kilise’nin uluslararası ilişkilerdeki ağırlığını sadece asker, tank, top sayısıyla ölçüyordu. Soğuk Savaş yılları boyunca ne Sovyetler Birliği ne de komünist blok içinde yer alan diğer ülkeler, vatandaşlarının dini aidiyet duygularını tam olarak ortadan kaldırabildiler. Okullarda verilen materyalist eğitime ve komünizmin ideologlarından Karl Marx’ın daha 1843’te dile getirdiği, “din halkların afyonudur” sözünün kitlelere zorla ezberletilmesine rağmen, komünist yönetimler altındaki insanlar dinlerini unutmadılar. Nitekim komünist blokun 1990’ların başında çökmesiyle birlikte tüm eski “Kızıl coğrafyada” hızlı bir dini uyanış yaşandı. Müslümanlar camilerini, Hıristiyanlar kiliselerini tekrar ibadete açtılar. Genç nesillere din eğitimi verilmeye başlandı. Sadece birkaç yıl önce dini hiçbir şekilde ağızlarına almayan politikacılar ayinlere katılmaya, dinsel kimliklerini açıkça ifade etmeye başladılar. Eski komünist ülkelerin liglerinde top koşturan futbolcuların, gol attıktan sonra tribünlere dönüp istavroz çıkartmaları bile, bu ülkelerdeki dinsel uyanışın sembollerinden biri oldu. MEDENİYETLER ÇATIŞMASI İslam coğrafyasında ise 1980’lerden itibaren dinin sadece bir sosyal öge olmaktan çıkıp, iç ve dış politikanın bir parçası haline gelmeye başladığı söylenebilir. 1979 devrimi sonrası İran, yakın çevresine İslam üzerinden kendi siyasetini yaymaya çalıştı. Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgalinden sonra ABD, ılımlı İslam ülkelerini, Sovyet yayılmasına karşı bir set hâline getirmeyi arzuladığı, “Yeşil kuşak” yaklaşımını geliştirdi. Pakistan’dan Türkiye’ye uzanan bir hat üzerindeki -İran istisna- ülkelerin ABD ile yakın ilişki geliştirmesine çalışıldı. Washington yönetimi Sovyetlere karşı bu “savunma hattı”nı kurgularken, İslam’dan, birleştirici unsur olarak faydalanmayı ihmal etmedi. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra, daha önce komünizme karşı mücadele veren örgütlerin bir bölümü bu kez “Amerikan emperyalizmine” karşı silahlı harekete giriştiler. Taliban ve El Kaide’nin kurucu kadroları yıllarca komünist işgalcilerle savaşmış eski mücahitlerdi. Usame bin Ladin ve arkadaşları, esasen İslam’ın özüne aykırı “selefi” bir yaklaşım benimseyerek, kadın ve çocukları da içerecek şekilde sivil unsurları eylemlerinin hedefi haline getirdiler. 11 Eylül 2001’deki terör saldırılarıyla zirvesine tırmanan bu hareket, İslam’ın Batılı uluslararası ilişkiler literatüründe giderek daha fazla “ötekileştirilmesine” ivme kazandırdı. Zaten Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” eserinde ipuçlarını verdiği gibi, komünizmin yerine yeni bir “anti tez” koyma ihtiyacı içinde bulunan Amerikan Yeni Muhafazakârları, “Yahudi-Hıristiyan Medeniyeti”nin düşmanı addettikleri İslam’a karşı geniş çaplı bir hücuma geçtiler. 2003’te Irak’a saldıran George Bush’un bir “haçlı seferinden” söz etmesi bu çerçevede değerlendirilebilir. BOŞA ÇIKAN ÜMİTLER El Kaide bağlantılı terör eylemlerinin Avrupa’da gerçekleşmesi, “Eski Kıta”daki İslam karşıtlığının da uyanmasını tetikledi. Hollanda, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkelerdeki bazı siyasetçi, bürokrat ve aydınlar Müslümanları rencide eden açıklamalar yapmaktan çekinmediler. Danimarkalı bir karikatüristin sebep olduğu kriz uzun süre Avrupa ve İslam ülkeleri arasında bir gerginliğe yol açtı. Avrupa Birliği’ne üye olmaya çalışan Türkiye de bu tartışmadan nasibini aldı. Türkiye’nin AB’ye üye olamayacağını söyleyenlerin bir bölümü, Müslümanlığı bir karşı gerekçe olarak ileri sürdüler. Ailesinin bir kısmı Müslüman olan Barack Hüseyin Obama’nın ABD başkanı olmasıyla, bir önceki dönemde yaşanan din eksenli uluslararası ilişkiler tartışmasının ortadan kalkacağı ümit edildi. Obama, 2009’da Ankara ve Kahire’de yaptığı “tarihî” konuşmalarda, “ABD’nin İslam’ın düşmanı olmadığını” ilan etti. “İslam dünyası ile Batı arasında iş birliği imkânlarından” söz etti. Obama’nın bu çıkışlarının, Bush döneminde ortaya çıkan havayı dağıtacağı zannediliyordu. Öyle olmadı. KIVILCIMA DİKKAT! New York’un Manhattan adasındaki 11 Eylül saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yakınlarına bir cami açılması için yürütülen çabalar, Amerikan toplumundaki “Biz ve Müslümanlar” ayrışmasını yeniden alevlendirdi. Dahası, 11 Eylül‘ün yıl dönümünde “Bugün sen de bir Kur’an yak” kampanyası başlatabilecek kadar çılgınlaşan din adamları ortaya çıktı. Floridalı papaz Terry Jones, Başkan Obama’dan gelen baskılarla son anda bu eylemi gerçekleştirmekten vazgeçse de, ileride yaşanabilecek provokasyonların işaretini vermiş oldu. Görünen o ki, dini asıl işlevinin dışına çıkararak uluslararası ilişkilerde yeni gerginliklerin meydana gelmesine yol açabilecek binlerce insan sırada bekliyor. Sorumluluk sahibi devlet yöneticilerinin, bir tutuşturulduğunda söndürülmesi çok zor yangınlara yol açabilecek girişimleri engellemesi gerekiyor. New York’a cami tartışmaları ve “Kur’an yakma” deliliği, dinler arası hoşgörü ve diyalog çabaları temelinde oluşturulan Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı projesinin önemini de bir kez daha akıllara getiriyor. Bütün bu gelişmeler yaşanırken söz konusu projenin mimarlarının da, uluslararası medya önüne çıkıp iki kelam etmesini doğrusu gönül arzuluyor. NEW YORK’TA CAMİ TARTIŞMASI New York’ta 11 Eylül saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yakınlarına bir cami yapılması projesi, geçtiğimiz günlerde, bazı fanatik Hıristiyanlar tarafından protesto edilirken, ılımlı Amerikalılar bu protestolara karşı çıktı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94219
    % 2.13
  • 5.8343
    % -0.59
  • 6.5282
    % -0.96
  • 7.3229
    % -0.53
  • 252.745
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT