BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Denizli memnunmuş!

Denizli memnunmuş!

Gözlerime inandım da kulaklarıma inanamadım! Mustafa Denizli, Norveç önündeki “komik futbol için”, TV kameralarına “Şu hatamız, bu eksiğimiz vardı ama, ben genelinde oynanan futboldan memnunum” diyordu!



Gözlerime inandım da kulaklarıma inanamadım! Mustafa Denizli, Norveç önündeki “komik futbol için”, TV kameralarına “Şu hatamız, bu eksiğimiz vardı ama, ben genelinde oynanan futboldan memnunum” diyordu! Koskoca bir 90 dakikada “doğru dürüst tek gol pozisyonuna giremeyen”, iki gol yiyen ve en az “4 -5 gol pozisyonunu da rakip forvetlerin beceriksizliği sebebiyle” atlatan bir “takımın oyunundan memnun olmak?” “10 metrekare içinde dolaşan” ve verdiği “15 pastan 12’sini rakibe ikram eden” Tugay’ın beyin olarak sahaya sürüldüğü bir takımın oyunundan memnun olmak? “Defans oyuncusu olmak” bir yana, hatta bir “top toplayıcının ciddiyetinde bile görünmeyen” Fatih’le 90 dakikayı bitiren bir ekibin oyunundan memnun olmak? “Doğru dürüst iki pası üst üste veremeyen” Tayfur’larla, Tayfun’larla, Abdullah’larla dolu bir ekibin oyunundan memnun olmak? Yerden top almayı bıraktım, havadan bile “tek top alamayan” Hakan’lı forvetlerimizin “etkisiz ve silik görüntüleriyle dolu” bir 90 dakikadan “memnunum” sonucunu çıkarmak? “Yenileri yedek soyundurarak”, onlara “Zaten siz kulübedesiniz ve yedeksiniz” gerçeği ile burun buruna getirdikten sonra, “oyuna sürerek” onlardan “asillerden daha iyi bir oyun beklemek?” Vesaire... Vesaire... Vesaire... “5 yesek ne olur?” zihniyetinin, sahada futbol olarak “hiçleşen” takımın sırtındaki formada “ayyıldızın bulunduğunu unutması” normaldir de, kimsenin çıkıp da “bu sorumsuzluğun hesabını sormaması” çok acı! Ben memnun değilim arkadaş! Memnun olmam da mümkün değil! Milli maçın akabinde Avrupa TV’lerinde “diğer hazırlık maçlarını” seyrettim! Hepsi “futbolun ve milli maçın ciddiyeti içinde” oynandı! Sadece biz “Beş yersek ne olur?” adamsendeciliği içinde futbol olarak ezildik; hem de kendi sahamızda! Evet, Mustafa Denizli, “Milli Takım’ın teknik direktörü’dür” ama Milli Takım “Mustafa Denizli’nin oyuncağı değildir!” Bundan sonra “Eğer oynayacaksak”, hazırlık maçlarında “sahaya ayyıldızlı forma ile çıkılıyorsa”, adam gibi futbol oynanmalı ve Denizli de “adam gibi futbol oynanmasını” sağlamalıdır! Yok “Beş yersek ne olur” kafasıyla sahaya çıkacaksak o zaman “Bu hazırlık maçları” milli maç seviyesinde değil, herhangi bir takımla “aday kadro olarak” yapılmalıdır! “Milli maçı ve ayyıldızlı formayı ciddiye almayan teknik adamlarla ve futbolcularla bu işi yürütmenin” nelere mâl olduğunu bilmem anlatmama gerek var mı? “Ben sadece resmi turnuva maçlarına bakarım” zihniyetinin hiç bir tutarlı ve geçerli yanı yoktur! Sen “hazırlık da olsa, her milli maçı ciddiye alırsın”, ama resmi turnuva maçlarını daha çok ciddiye alırsın” olur biter Denizli’ye hatırlatmak gerek; “Futbol tarihimize altın harflerle geçen 3-1’lik Macar galibiyeti de bir özel maçtı!” Ama “maçtı!” Norveç maçı gibi “maskaralık değil!” Fatih Terim meselesi! “Serbest Piyasa Ekonomisi’nin geçerli olduğu” ve futbolda “herşeyin profesyonel hale geldiği” bir ülkede, elbette ki “her kulübün her oyuncuya ve teknik adama talip olmak gibi” bir hakkı vardır! Fenerbahçe de “bu hak içinde” Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’e “talip olduğunu” açıklamıştır! Galatasaray’ı üst üste “4 defa şampiyon yapan ve bu arada bir çok rekora da imza atan” bir Teknik Direktör’e talip olmak kadar tabii bir şey olamaz! Üstelik Terim “bu şampiyonlukların ve rekorların da ötesinde” belirli bir sistemin “alt yapıdan başlayarak üst yapının en üstüne kadar kurulmasına da öncülük etmiş” ve bu konudaki ehliyetini de ortaya koymuştur! Terim’in “futboldaki çizgisinde” çıtayı yükseltmesinin “en büyük göstergesi” de, “Galatasaray’ın oynadığı Avrupa standartlarındaki futbolun istikrarlı bir hale gelmesidir!” Yıllardan beri “arayışlar içinde”, yönetimlerindeki istikrarsızlığa, teknik adamlarını ve takımlarını da ekleyen Fenerbahçe’nin “Terim özlemini ortaya koyması” gerçekle el sıkışması anlamına gelir! “Terim örneğine benzemesi için” denenen “Rıdvan Dilmen olayı”, o zamanlar yazdığımız gibi “Rıdvan’ın bir Terim olamayacağı gerçeği göz ardı edildiği için” hüsranla sonuçlanmıştır! Fenerbahçe “şimdi” Rıdvan’la denenen ve tutmayan “Terim örneğini” Fatih Terim’le deneyerek “tutturmanın peşindedir!” Şadan Kalkavan - Selim Soydan ikilisinin “düşünceleri” ayrıca “bir taşla birkaç kuş vurmak gibi” bir kurnazlığı da içerdiğinden “gerçekçilik açısından” alkışlanacak niteliktedir! “Fenerbahçe kazanırken” Galatasaray kaybedecek ve Terim’in transferiyle “belki de sarı - kırmızılı takımdan bir - iki de üst düzey futbolcu alınabilecektir!” “Akıllı olan” bir yönetimin “yapmasa da”, plânlaması gereken “son derece etkili bir senaryodur” bu! “Yapmasına” gelince! “Buna karar verecek olan” sadece ve sadece Fatih Terim’dir! Galatasaray yönetimi “bu senaryoyu sahneye koydurtmama imkânını” kendi yanlışları yüzünden kaybetmiştir! Süren ve arkadaşları “Terim’i bir kongre kozu olarak kullanma” ya da “ondan kurtulma” ikilemi arasında gidip gelirlerken Galatasaray Teknik Direktörü’nü “açıkça” kırmışlar ve onun “Mayıs sonuna kadar artık kimseyle görüşmem” noktasına gelmesine sebep olmuşlardır! Yönetime gelişlerinde “gelecek yönetimleri düşünmeden” Terim’le “Dört yıllık sözleşme yapan” Süren ve arkadaşları bu defa “nedense” ortaya “Gelecek yönetime saygı” diyerek “Terim’le masaya oturmama yanlışını” koyuvermişlerdir! “Onu Futbol AŞ’nin başına getireceğiz” lâfları da bir aldatmacadan öteye gidemez! “Terim’le teknik direktör olarak yeni bir anlaşma yapmak” yarınlarda “Terim’i Futbol AŞ’nin başına getirmeye engel midir ki”; böylesine bir “abuk sabukluğa” Galatasaray camiası inansın? “Yüzlerce milyon dolarlık projelerin gerçekleşmesini” yeni yönetime bırakmayıp “emrivakilerle ve iki ayağı bir pabuca sokarak” genel kurullardan geçirmek isteyen bir yönetimin “İş, Terim konusuna gelince” yan çizmeye başlamasındaki mantığı da anlamak çok zordur! Süren ve arkadaşları “Terim işini yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardır!” Tıpkı “Şirketleşme gibi!” Tıpkı “Stad projesi gibi!” Şimdi ise “Terim olayının çözümü” sadece ve sadece Terim’e kalmıştır! “Bize küfredenlerin kulübüne gitme” gibi “ailevi ve manevi baskıların ötesinde” Terim’i Fenerbahçe’ye gitmekten caydıracak tek sebep “Büyük başarılara imza attığı Türkiye’de artık yeniden aynı zor ve dikenli yollardan geçmeyi göze alıp almayacağı hesabıdır!” Zira “en küçük bir başarısızlık”, üstelik kendisine “inanamayanların ve Galatasaraylı olarak görenlerin büyük çoğunlukta olduğu” bir camiada “onun yolunu kesecek olumsuz ve büyük engellerin ortaya çıkmasına” yol açacaktır! Üstelik Fenerbahçe camiası “Galatasaray’daki Terim başarılarının ötesine geçilmesini” arzu edeceğinden, bunun gerçekleşmesinin ne kadar güç olacağını Terim çok iyi bilir! İşte “Galatasaray yönetiminin şansı” buradadır! Mantık, Terim’in “şartlarının kabul edilirse” Galatasaray’da kalacağını ya da “Avrupa’ya gideceğini” söylüyor! Türkiye’de kalırsa ve Galatasaray’da kalmazsa da, “Milli Takım’ın başına gelme” ihtimali büyüktür! Gelecek sezon Terim’i milli takımın, Denizli’yi Galatasaray’ın başına görürsek hiç şaşmayalım! “Galatasaray’ın düşman kardeşleri”, yıllardan beri “tahtavalliyi çok iyi kullanıyor” ve oynuyorlar! Fenerbahçe mi? Ona Avrupa’dan “büyük bir hoca gerek!” Ve inanıyorum ki Aziz Yıldırım, “böyle bir hocayı” da getirecektir! Duydum ki: “Sürdürüyorlar!” Bir büyük ilin Spor İl Müdürü ile ilgili olarak “kulaklara” bir iddia fısıldanıyor! Deniliyor ki: “Çok önemli bir milli maçtan sonra, stad reklam sözleşmesine riayet edilmesini ve bu anlaşma gereği ödenmesi gereken meblâğın verilmesini isteyen Bölge Müdürü’nün başına olmadık bir iş gelmek üzere imiş: “Sürülüyormuş!” Ve “gene” deniliyor ki: “Bu Bölge Müdürü, Futbol Federasyonu’nun ikinci adamından paranın ödenmesini isterken araya TV ve gazete sahibi bir medya patronunun sağ kollarından biri olan bir profesyonel yönetici girmiş ve Bölge Müdürü ile ‘veririz vermeyiz’ tartışmasına başlamış! Bölge Müdürü’nün Federasyon’un ünvanlı üyesine ‘Bu da kim oluyor? Ne karışıyor? Benim muhatabım siz değil misiniz?’ şeklindeki sözleri üzerine de, o profesyonel yöneticiden ‘Seni sürdüreceğiz’ cevabı gelmiş!” Tartışma böyle noktalanmış ve Bölge Müdürü fazla ciddiye almadığı için olayın üzerinde durmamış! Ama bugünlerde “Ankara’dan kendisine minik bir kuş bir haber getirivermiş!” “Tayinin kesinleşmek üzere! Komşu küçük bir ile gönderiliyorsun!” Ankara’dan araştırmış, “Genel Müdürlük’teki dostları” tayini doğrulamışlar! Şimdi, Spor Bakanı Fikret Ünlü’ye de sporu yöneten Genel Müdür’e de soruyoruz: “Bu sürgün olayı doğru mu?” “Doğru ise,” bu nasıl bir “karmaşık ilişkidir” ki, herkesin “kanlı - bıçaklı olduğunu zannettiği” Futbol Federasyonu ile Bakanlık - Genel Müdürlük “elele” bir medya patronunun “profesyonel yöneticisinin kızgınlıkla söylediği sözü” yerine getiriverirler? Temenni ederiz ki, sürgün “doğru değildir” ama “güvenilir kaynaklar” doğru olduğunda ısrarlılar! Onun için altını çizerek ve yeniden “doğru ise” diyerek soruyorum! “Sporumuz böyle mi yönetiliyor?” Süren ve sorular! “Kaptan” Turgay Şeren “dünkü yazısında” Faruk Süren’in “yeni yeni sürprizleri” konusunda düştüğü hayreti anlatıyor ve Galatasaray genel kurul üyelerini uyarıyor! “Yüzlerce milyon dolarlık işler ve krediler” ile ilgili olarak sermayeleri 150 bin doları bile bulmayan” şirketlerle nasıl anlaşmalar yapılabildiği, hayrete düşürmüş Kaptan’ı! Oooo! “Off Shore bankalar - paravan şirketler - tescili bile herkesten saklanan kuruluşlardan sonra şimdi de sözleşmedeki cezaların yüzde bine sermayeleri ancak yetebilen şirketlere gelinmesi” sevgili Kaptan’ı neden şaşırtıyor ki? Şöyle “dönüp bir baksın!” Süren’in “iş hayatı nereden nereye geldi?” O “iş adamı olarak” bu işleri çok iyi bilir! Ne var ki, “Onun işleri sür’atle düzelirken” Galatasaray da “aynı sür’atte batıverdi!” Hani “Nasrettin Hoca’nın çatıdaki adamı, beline ip bağlayıp aşağıya çekerek kurtarma meselesi var ya!” O misal! “Bir zamanlar bir adam kurtarmıştım, ama kuyudan mı çıkarmıştım, çatıdan mı indirmiştim?” diyordu Hoca! Süren de işte onun gibi!. Galatasaray “bu yüzden” tepe taklak gidiverdi! Ve Galatasaray’da, “yaşlılar grubu” hâlâ ve hâl⠓Süren’den medet umup,” herkesi “onunla çalışmaya ikna etmek için çalışıyor!” Anlaşılan onlar da “Galatasaray’ı bitirme yarışında,” Süren’e destek vermek gibi bir yanlışın peşinde koşuyorlar! Ama cevap bekleyen bir soru var: “Ne uğruna?” Taraftarlar ne diyor? “Fatih Terim olayı” konusunda hem Fenerbahçeli, hem de Galatasaraylı okuyucularımdan bol bol faks ve telefon alıyorum! Fenerbahçeliler’in büyük çoğunluğu “Şadan Kalkavan - Selim Soydan ikilisi gibi” düşünmüyor! Diyorlar ki; “Biz kendi içimizden yetişen bir kahraman bulalım! Gönlü, benliği, kişiliği büyük rakibimizle özdeşleşmiş bir teknik direktörle aynı başarıya ulaşamayız. Üstelik aynı başarıdan da öteye gitmek esastır. Biz kendi Fatih Terimimizi bulmak ve sistemi onunla kurmak zorundayız. Fenerbahçe ile Galatasaray kulüp yapısı itibariyle birbirine hiç benzemez!” Galatasaraylılar ise “kendi yöneticilerine çok kızgın” umudu Fatih Terim’e bağlamışlar; “O Galatasaray’ı bırakıp Fenerbahçe’ye gitmez!” Coca Cola ve THY! Dünkü Türkiye’nin spor sayfalarından birinde bir haber: “Çeşme’de yapılacak olan Dünya Lazer Radyal Yelken Şampiyonası’na gelecek olan sporcu kafilelerine THY’nın indirim yapmaması büyük tepki topladı” Hey gidi hey! Bütün dünyada “sporcu kafileleri ve spor turizmi için” ülkeler ve bu ülkelerin bütün kuruluşları “her türlü cazip canbazlığı yaparken,” çağdaşlaşma yolunda “büyük adımlar attığına inandığımız” THY ne yapmak istiyor acaba? Hem de “başında” Cem Kozlu gibi “Dünya’nın nereye doğru gittiğini çok iyi bilen” bir profesyonel yönetici olduğu halde! O Cem Kozlu ki, “aynı zamanda” Coca Cola’nın “en önde gelen uluslararası yöneticilerinden biri!” Coca Cola ise “Dünya’da spora yatırım yapan, sponsorluk yapan, milyarlarca dolar harcayan” 3 - 5 kuruluştan biri! Anlaşılıyor ki; Cem Kozlu’nun bir cebi dolar dolu ve bir eli bu dolarları durmadan spora harcıyor! Öteki cebinde “akrep var” ve o taraftaki eli ise sporculara “nanik yapıyor!” Olur mu? Cem Kozlu’yu tanımasak, “Olur, olur, burası Türkiye” derdik! Şimdi diyoruz ki; “Herhalde bir yanlışlık var ve mutlaka düzeltilecek!” Büyük konuşma! Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım diyor ki: “Fenerbahçe’de bir tabuyu yıktım. Fenerbahçe’yi şampiyon yapamayan gider sözü, artık geçerli değil!” Aman Başkan, “Sen sen ol” büyük konuşma! Karşına her zaman “Ali Şen - Aziz Yılmaz - Vefa Küçük” gibi “istenmeyen” bir üçlü çıkmaz! Seçimi “sen kazanmadın!” Tabu filân da yıkmadın! İşte “onlar kaybettiler!” Bunu iyi bilesin! Yarsuvatlar’ın cevap düzeltme yazısı Galatasaray Divan Kurulu Başkanı Duygun Yarsuvat ile Avukat Ömür İhsan Yarsuvat geçen haftalardan birinde “Uluçmarket’te çıkan” bir yazı ile ilgili olarak avukatları aracılığıyla “Cevap ve Düzeltme yazısı” gönderdiler. Yazı aynen şöyle: “5 Ocak 2000 tarihli Türkiye Gazetesi’nin Süren’e sorular başlıklı yazısında Galatasaray Spor Kulübü, Kulüp Divanı Başkanı Prof.Dr. Duygun Yarsuvat ile ilgili bilgilerin yanlış olduğu anlaşılmıştır. Divan Kurulu Başkanı Prof. Dr. Duygun Yarsuvat ve Av. Ömür İhsan Yarsuvat’ın AIG Blue Voyage Advisor Ltd.Şirketi ile hukuki ya da ticari hiçbir ilişkisi bulunmadığı adı geçenlerin beyanı üzerine ortaya çıkmıştır. Yazımızda yer almış olan bilgiler Gazetemize Kulüp Üyesi Sayın Necdet Çobanlı tarafından aktarılmıştı. “Yanlış bilgilendirilmemizden kaynaklanan durumu düzeltiriz.” Öcal Uluç’un notu: Beyoğlu 34’üncü noterliğinden gönderilen “düzeltme” ile ilgili olarak şu hususları belirtmek isterim: 1. Galatasaray camiasında “konuşulan bir konu” soru olarak Galatasaray Başkanına sorulmuştu. Süren’in “Hayır böyle bir şey yok” demesi bizim için yeterli idi. Cevap Süren’den değil, Yarsuvat’lardan geldi. Açıklamalarını “Noterden göndermeselerdi” de aynen yayınlardık. Ama, altını çizmem gerekir ki; “Hiçbir gerçek adı geçenlerin beyanı ile ortaya çıkmaz!” “Adı geçenlerin beyanına ya inanılır ya inanılmaz!” Biz Galatasaray Divan Kurulu Başkanı’nın ve oğlunun beyanlarına inanıyoruz! Aksini düşünmek de aklımızın ucundan geçmez! 2. Yazıda deniyor ki: “Yazımızda yer almış olan bilgiler gazetemize kulüp üyesi sayın Necdet Çobanlı tarafından aktarılmıştı” “Bunu biz değil,” Yarsuvat’lar söylüyor! “Bizim yazımızda yer alan soruya temel olan bilgilerin” gazetemize sayın Necdet Çobanlı tarafından aktarıldığını Yarsuvat’lar nereden biliyor? Bunu nereden çıkardıklarını Yarsuvat’lara sormak gerekir! Yoksa “Sayın Necdet Çobanlı’yı yeniden Galatasaray Haysiyet Divanı’na sevketmek için” bahane mi aranıyor? 3. Düzeltme yazısının açıklamalarında, “Türkiye Gazetesi’nde yer alan bu yazının muhtevasında Prof. Dr. Duygun Yarsuvat ile Av. İhsan Ömür Yarsuvat’a suç isnat edilerek töhmet altında bırakılmıştır. Müvekkillerime gerçeğe aykırı ve kişilerin şeref ve haysiyetine dokunan, ayrıca onurlu meslek yaşamlarını lekeleyecek şekilde düşünce ve sözler sarfedilmesi sebebiyle 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 19 maddesi uyarınca cevap ve düzeltme hakkının kullanılması zorunlu hale gelmiştir” denilmektedir. Sadece Yarsuvat’ların değil, hiç kimsenin şeref ve haysiyetine dokunan yazılar yazmamaya azami dikkati gösteren bizler, “gazetecilik sorumluluk ve görevleriyle, basın özgürlüğünün verdiği hakları bilinçli bir şekilde kullanırız” o kadar! Toplumu, büyük camia ve kuruluşları ilgilendiren her konuda “yazmak,” toplumu ve camiaları ilgilendiren konularda sorular sormak, bu hakkın ve görevin içine girer! Toplumu bilgilendirmek gibi bir sorumluluğumuz vardır! Yarsuvatlar ile ilgili olarak camiada konuşulan bir iddianın cevabını bulabilmek için soru sormaktan öteye bir şey yapmadık! Nitekim sözü edilen yazımızda “Temenni ederiz ki bu iddia yalan olsun” diyerek “iyi niyetimizi” belirtmiştik! “Sorunun cevabı” bizzat Yarsuvatlar tarafından verildi ve bu cevap sütunumuzda aynen yer aldı. Mesele bundan ibaret!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT