BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Açılım”ın püf noktası Irak’ın kuzey bölgesi

“Açılım”ın püf noktası Irak’ın kuzey bölgesi

Eş zamanlı olarak birçok önemli noktadaki kilidin maharetle açılması, kişilerin ikna edilmesi, bir yerde denge kurarken, diğer yerdeki dengenin bozulmaması gerekmektedir.



DENGELER İYİ KURULMALI Eş zamanlı olarak birçok önemli noktadaki kilidin maharetle açılması, kişilerin ikna edilmesi, bir yerde denge kurarken, diğer yerdeki dengenin bozulmaması gerekmektedir. BARZANİ, EN ÖNEMLİ KİLİT Terör belasının bitirilmesinde en önemli kilit Barzani’dir. Barzani’nin göz yumması olmadan, PKK Irak’ta barınamaz. Ama Türkiye’nin desteği olmadan da, Barzani ayakta kalamaz. İçişleri Bakanı Beşir Atalay geçtiğimiz Pazar günü, Irak Anayasası’nda yer alan resmî adıyla “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi” Başkanı Mesut Barzani’yle bir görüşme yaptı. Bu görüşme, Barzani’nin Haziran ayında Ankara’da yaptığı çok önemli temasların devamı niteliğinde olduğu gibi, referandumdan sonra Hükümetin “açılım” yönünde atması muhtemel yeni adımların da hazırlık istişarelerinden biri olarak görülebilir. “Açılım” sözünün “Kürt Açılımı” şeklinde 2009 baharında ortaya atıldığı ilk andan bugüne geçen zaman zarfında artık bu konularla ilgilenen ilgilenmeyen herkesin bildiği malum formül ortada: Hükümet siyasi bir adım atacak. PKK silah bırakacak. ABD‘nin Irak’tan çekilmesi sonucunda Arap’lar tarafından baskı altına alınma tehlikesindeki Irak Kürtleri Türkiye’nin garantörlüğü altına sokulacak. Barzani’nin Irak Kürdistan Demokratik Partisi de, PKK’nın Bölgesel Yönetim topraklarındaki faaliyetlerini engelleyecek. Kimsenin haberi olmadan ABD’ye giden MİT müsteşarının, CIA ve diğer ABD istihbarat birimleriyle yürüttüğü temasların herhalde en önemli gündem maddesi de, yukarıdaki formülün nasıl sağlıklı işletileceği olsa gerek. Eş zamanlı olarak, Brüksel merkezli NATO ve AB nezdinde yürütülen bazı bürokratik toplantıların ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün BM Genel Kurulu vesilesiyle New York’ta yaptığı bir takım görüşmelerin de bu konu merkezli yürüdüğünü bilmek için müneccim olmak veya “terör uzmanı stratejist” kartviziti taşımak gerekmiyor. ÖNCE SİLAH BIRAKMA En geç gelecek yaz Türkiye’de erken seçim olduğu ve sadece mevcut hükümetin değil, demokratik hiçbir ülkede hiçbir hükümetin seçimlere bu kadar az kalmışken, milletin büyük kesimi tarafından radikal bulunacak, “genel af”, “genişletilmiş kısmi af”, “bölgesel özerklik” veya “Kürtçe eğitim” gibi adımlar atmasının asla mümkün olmadığı açıktır. Bu durumda, Amerikalıların da salık verdiği şekilde, önce PKK’nın silah bırakmaya devam etmesinin sağlanması için DTP ve Barzani üzerinden örgüt liderliğine açık bazı garantiler verilmesi muhtemeldir. Hükümet üyeleri elbette televizyonlara çıkıp, “PKK ile pazarlık yapıyoruz” ya da “Açılım için Amerikalılarla ve Barzani’yle pazarlık halindeyiz” demeyeceklerdir. Hatta pazarlık yapmakla itham edildiklerinde, tabii olarak bu tür iddia ve haberleri yalanlayacaklardır. Ama İçişleri Bakanının “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı” Barzani ile Kuzey Irak’ta; Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsünün Demokratik Toplum Partisi başkanlarıyla Ankara’da; MİT Müsteşarı’nın CIA Direktörü’yle Washington’da; üst düzey istihbarat görevlilerinin ve diplomatların muhataplarıyla Brüksel’de; adlarını bilmediğimiz ama varlıklarından artık emin olduğumuz devlet görevlilerinin İmralı’da Öcalan’la yaptığı görüşmelerin adı pazarlıktır; başka da bir şey değildir. BU İŞLER BÖYLE YÜRÜR Gazete sayfalarına egemen olan siyasi mugalâtadan arındırıldığında, her akil kişinin kabul edebileceği gibi, yukarıda işaret edilen hiçbir temasın garipsenecek bir tarafı yoktur. Bu işler böyle yürür. Ama işin içine siyaset katarsanız, hele referandumda başarısızlığı tescil edilmiş, bugüne kadar somut bir çözüm üretmek yerine halkı korkutarak oy toplamaya / toplayamamaya alışmış partilerden birinin lideriyseniz, bu tür temasları istismar etmeniz kimse tarafından sürpriz olarak algılanmaz. Demokratik popülizm hakkına sahip her siyasetçi bir terör örgütüyle doğrudan veya dolaylı pazarlık içinde olan bir hükümeti “vatana ihanetle” kolaylıkla suçlayabilir. “Ben bu sorunu çözeceğim” diyerek, gerçekten çözüme dönük adımlar atma iddiasındakilerin de bu tür tepkilere hazırlıklı olmaları beklenir. Oylarda en ufak bir azalma olduğunda, geçen sonbaharda “Mahmur Kampı faciası (!)” vesilesiyle gözlemlediğimiz gibi U dönüşlerinin yapılmasına sebep olacak bir adımın, baştan atılmaması memleket için daha hayırlı olur. Attığınız adımın ya arkasında durmalısınız, ya da o işe hiç girişmemelisiniz. ELDE TİTREME OLMAMALI Özetle, çözüm yolu tek başına ne Diyarbakır’dan, ne de İmralı’dan geçmektedir. Eş zamanlı olarak birçok önemli noktadaki kilidin maharetle açılması, kişilerin ikna edilmesi, bir yerde denge kurarken, diğer yerdeki dengenin bozulmaması için maharet gösterilmesi icap etmektedir. Bir sürü kilitten en büyüğü, kilit altındaki Öcalan’ın değil, Barzani’nin elindedir. Barzani’yi çözen Türkiye, Öcalan’ı kendine mahkûm eder. Barzani’nin göz yumması olmadan, PKK Irak’ta barınamaz. Ama Türkiye’nin desteği olmadan da, Barzani ayakta kalamaz. Devleti yönetenlerin cerrah hassasiyetiyle hareket etmesi gereken çok önemli günlerden geçiyoruz. Habis tümörü söküp atayım derken, eldeki en ufak bir titreme hastayı felç edebilir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT