BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 9. Sınıfta olmak zordur! çünkü...

9. Sınıfta olmak zordur! çünkü...

Hayır, başlığı yanlış okumadınız. Ne SBS’ye hazırlanma telaşında olan 8. sınıf öğrencilerinden ne de üniversiteye hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinden bahsediyoruz. Konumuz 9. sınıf, yani lise 1 öğrencisi olmak!



> Müge Kılıç Türk eğitim sisteminde 8 yıllık ilköğretim mecburi... Yani bu yılın sonunda öğrenci isterse okul hayatını bitirebilir. Ancak, elbette biz öğretmenlerin gönlü, bütün öğrencilerin bir üst eğitim basamağına geçmeye istekli olmaları ve bu konuda aileleri tarafından desteklenmelerinden yana. Biz bugün, ilköğretim basamağını geçip, 9. sınıfa adım atan öğrencinin bugünkü durumunu ele alacağız. YORGUNUM ÇOK YORGUN O artık 14 yaşında. (Kendisine sorarsanız 15 diyecektir!) Ergenlik çağının en stresli döneminde. Üç yılın sınav yorgunluğu üzerine, yıl sonunda SBS veya benzeri bir sınava girmeyeceği bir yıla başladı. Okulu değişti, artık ilköğretim değil lise öğrencisi. Saça başa çeki düzen vermenin önemini fark etti. Vücudu büyüyor, boyu hızla uzuyor. Tam da ‘liseli’ olmanın keyfini doyasıya çıkarmanın planlarını yaparken... Sınav zamanı geliverecek. Eyvah! 9. sınıfta tam 15 ders var. Bunlardan bir yılda ortalama 60 yazılı sınava girilecek. Yazılılara girip çıkmakla bitiyor mu? Hayır! Birileri sürekli 9. sınıfın öneminden ve özelliğinden bahsediyor. Bir yerlerden duyduğu birkaç şey var aslında: ‘’YGS, LYS ortaöğretim başarı puanı. Bizim gencin kafası iyice karıştı. Haydi toparlayalım: KAFASI KARIŞIK ERGEN 9. sınıf öğrencisi olmak zordur. Çünkü: > Bu sınıfta ders sayısı fazladır. Hem sayısal, hem sözel hem de dil dersleri ortak ağırlıkta işlenmektedir. Ders saati ve sayısı artınca sınav sayısı da artar. > SBS yorgunluğunu üzerinden henüz atamamış olan ergenimiz, kendini yepyeni bir sosyal çevre ve daha yoğun bir çalışma ortamı içinde buluverir. > 9. sınıf öğrencisi yaşı itibariyle arkadaş, aile, gelecek gibi kavramları sorgulamaya kendisini ve çevresini farklı bir gözle tanımaya ve anlamaya başlamıştır. Kafası çözüme ulaşmamış ve çok seçenekli cevapları olan sorularla doludur. > Anne-babası bazen “Ee artık büyüdün, koca adam oldun, çocuk değilsin” derken, bazen de “Daha yaşın ne, dur bakalım”lı cümleler kurarak onun çocuklukla yetişkinlik arasındaki yerini iyice belirsizleştirmektedir. MESLEK SEÇECEK > 9. sınıfın sonunda önceki yıllarda alan/ bölüm belirleme işlemi yapılır ve seçilen alan öğrencinin ileride seçeceği meslek alanını da belirlerdi. Bu yıldan itibaren alan/bölüm seçimi yerine seçmeli ders seçimi yapılarak üniversiteye hazırlık, dersler bazında detaylandırılmıştır. Yani 10. sınıfa geçerken seçilecek seçmeli dersler öğrenciyi üniversiteye hazırlayan yolun ilk yapı taşlarını oluşturacaktır. Bizim zavallı ergenimiz bu konuda da acilen bilinçlenmeli ve kendisi için en doğru kararı vermelidir. (Burada doğru rehberliğin önemine dikkat!) > 4 yıllık lise eğitiminin sonunda gireceği üniversiteye giriş sınavlarında, özellikle ilk aşama olan YGS’de (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) 9. sınıf konularının ağırlığı oldukça fazladır. Nedense bizim ergen bu gerçeği bilmek, anlamak istememekte; üniversiteyi uzak bir ihtimal olarak görmektedir. ONA ANLAYIŞLI DAVRANIN! 9. sınıf öğrencisine nasıl yardımcı olmalı? Anne-baba ve öğretmenler olarak 9. sınıf öğrencisinin yanında olmalı ve bunu ona hissettirmeliyiz. 9. sınıfın ders ağırlığı, yaş döneminin özellikleri ve alan seçiminin (ders belirlemenin) önemi gibi konuların farkında olmalı, gerekirse rehber öğretmeninden yardım almalıyız. Dalgın, düşünceli hâller, konsantrasyon bozuklukları bu yaş dönemi için doğal karşılanmalı; gence karşı anlayışlı olmalı. Hedeflerden, hedefine ulaşmanın güzelliğinden bahsederek, kariyer hedefine yönelmesi sağlanmalıdır. Ders dışı zamanını geçirdiği aktiviteler iyi gözlenmeli, oyun, eğlence, arkadaşlar, bilgisayar ve cep telefonu kullanımı mümkünse karşılıklı anlaşma ile sınırlı bir şekilde programlanmalı. Okula gidiş-geliş saatleri, ders ve sınav programları, derslerine olan ilgisi ve verimliliği uzaktan, sıkıcı olmayan bir tutumla takip edilmeli, gerekli yerlerde destek olunmalıdır. -Yapılacak telkinler “ekmek arası köfte” misali, sohbet arasına sıkıştırılmalı, emir cümlelerinden kaçınılmalıdır. PENCERELER Utku Öztürk utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” canndndr İnsanlar sevilir, eşyalar ise kullanılırdı. Gün geldi eşyalar sevilir, insanlar kullanılır oldu. tootsieroll Hayat bilgisi derslerinde “Canlı yayına telefonla katılınca yayını telefondan dinlememiz gerektiği” öğretilse dünya daha yaşanası bir yer olurdu. cilek_tadinda Kibariye’ye sormuşlar: MTV izler misin diye? O da “em tv izlerim, em de radyo dinlerim!” demiş zekikayahan Bir cenaze arabası arka yazısı: Güzelim, millet bu arabaya binmek için ölüyor be!.. demzem “Eyy! Sabreden derviş! Bana da öğretsene nasıl oluyor o iş?” Levi Twitter yayın akışı: 20.00-22.00 Fatmagül şakaları, 22.00-02.00 “Fatmagül ile dalga geçenler ahmaktır!” Twitleri - 02.00 İstiklal Marşı ve kapanış evrimguvenc Sezar internet öğreniyor: “E tamam yazdık buraya yazıyı, şimdi göndericez di mi? Nereye tıklıyoruz peki, SEND’e mi Brütüs?” istiklalakarsu Gençler birbirini Facebook’tan görmüş beğenmiş, MSN’den titretmiş, Twitter’dan takip etmiş, e biz büyüklere de forward etmek düşer! cinomu Walt Disney stüdyolarını basan Uğur Dündar, Mickey Mouse’u görünce işletme müdürüne: “Rezalet, fareler içerde cirit atıyor!” demiş. LeventUzumcu İlkokul 1 öğrencisinden öğretmene serzeniş! “Ta evden buraya tel çizmeye ‘yumarlak’ yapmaya mı geldik? Harf öğrenmicez mi?” mutluluktaklidi Sigara paketlerinin üstüne caydırıcı resim uygulaması olarak; isten, simsiyah olmuş tül perde resmi konsa ya! Daha etkili olur. beyaztenlizenci Google 12 yaşında, ergenliğe girmek üzere. Bundan sonra hiç bir sorunuzu cevaplamayacak. Barack Obama Eğitim, iyi bir üniversiteye girmek veya iyi bir iş sahibi olmaktan ziyade, inandıklarımıza hizmet etme ve bunları hayata geçirme şansını elde etmektir. metinustundag... Bütün ömrü Clark Kent olarak geçmiş, süper hayatlar yaşıyoruz! SALİH UYAN - salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Anne sütü Bilmem dikkatinizi çekti mi? Gazetelerde zaman zaman “Filancanın romanı tam 6 dile tercüme edildi” şeklinde manşetlere rastlıyoruz. Ekonomide ve teknolojide yaşadığımız kompleksleri edebiyat alanında da yaşıyor olmamız ve itiraflarımızı manşetlere taşımamız ne kadar hazin! Bakın, cumhuriyetten bu yana -bir iki istisna hariç- dünya edebiyat sahnesinde olamayışımızın sebebini Necip Fazıl ne kadar güzel açıklıyor: “Yerine oturmamış, volkanik topraklar üzerinde nasıl büyük inşalar yapılamazsa, kıvamsız ve her an değişen, tek kelimeyle uydurukça denebilecek lisanlardan da büyük eser beklenemez.” *** Dilimizin yeniden eski kıvamına kavuşması için keşke; Çocuklarımızın ileride olasılık kelimesini kullanma ihtimali hiç olmasa! Anımsama kelimesini gün gelse kimse hatırlamasa! Sorun kelimesini kullanmamak için mücadele etmeyi herkes kendi meselesi olarak görse ve öğretmenler okullarda çocuklara öneri kelimesini kullanmamayı tavsiye etse! Köşe yazılarında olası kelimesinin dilimize vereceği muhtemel zararlardan bahsedilse! Yazın kelimesi edebiyat dünyasından ebediyen kovulsa ve edebi eserlerden yapıt diye bahsedilmese! Bellek kelimesi hafızalardan silinse! Deneyim kelimesinin, yanlış basılan bir nota gibi dilin akışını bozduğu tecrübeyle sabit olsa! Bir imparatorluk dili olan Türkçemizin ahengini bozan gereksinim kelimesine kimse ihtiyaç duymasa! Güvenç kelimesine hiç itimat edilmese! Edebiyatçılarımız kanıt kelimesinin dilin mimarisini nasıl tahrip ettiğini ispat etse! Yeni yetişen nesil kuşku kelimesine şüpheyle baksa! Olanak kelimesinin kullanılmaması için herkes tüm imkânlarını seferber etse! Saptama kelimesinin dilimizi nasıl keyifsizleştirdiği tespit edilse! “Türkçe ağzımda anamın ak sütü gibidir.” diyen şairin, altı kelimelik bir cümleye onca heybet ve lezzetle sıkıştırdığı manayı idrak edebilsek! Ağızda metalik bir tat bırakan, soğuk ve mazisiz kelimelere cümle vizesi vermesek! Yüzyıllardır ecdadımızın bir elmas gibi işlediği, üzerlerine Osmanlı kokusu sinmiş kelimelerimiz faili malum cinayetlere kurban giderken; nesebi meçhul, hafifmeşrep kelimelerle oynaşanlara “durun” diyebilsek! Fethedilmiş toprakları “bizim” diye kucaklarken fethedilmiş kelimeleri “yabancı” diye dilden atmaya çalışanların kötü niyetlerini geç de olsa anlayabilsek! Ve dilimizi yeniden sevsek, hatta âşık olsak. Sizce de güzel olmaz mıydı?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94219
    % 2.13
  • 5.8343
    % -0.59
  • 6.5282
    % -0.96
  • 7.3229
    % -0.53
  • 252.745
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT