BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Mevsim, buğday başaklarının renginde, yüreğim hüzün tadında şimdi. Sisli, puslu bir akşamüstü.



Bir bilinmeyene yolculuk Mevsim, buğday başaklarının renginde, yüreğim hüzün tadında şimdi. Sisli, puslu bir akşamüstü. Her şeyi geride bırakmak varmış köhne bir otobüs garında. Bir yiğit gibi hissettiğim için her zaman kendimi, şu anda ağlamak kalbimi incitiyor. Saçlarım, şehrin ağır havasını dağıtamayan rüzgarda savruluyor ve her bir ağızdan çıkan elvedalar benim boğazıma gelip düğümleniyor sanki. Bir simitçiye ilişiyor gözüm. Başında beresi, üzerinde ince bir ceket, yırtık ayakkabıları ve soğuktan ısıtmaya çalıştığı küçücük ellerine bakıyorum. Onun yerinde mi olsaydım diye düşünüyorum. Etrafımdaki yolcular gibi el sallayıp, hoşçakal demek yerine tıpkı onun gibi “simit, taze simit” diye bağırsa mıydım, acaba? Ya da soğuk ayrılıkları kirli bir akşam içimi yakarcasına yaşayacağıma, onun soğuktan donmuş ellerinin yerinde mi olsaydım? Bir türlü karar veremediğim bu çelişkiden vazgeçiyorum ve bütün bunlardan habersiz olan simitçiden gözlerimi ayırıyorum. Boş bir bankta oturmayı tercih ediyorum. İçinde yalnızca resim, bir iki elbise ve deniz yıldızları bulunan siyah bavulumu elimde tutuyorum. Yaşadığım bu şehirden yalnızca bunları aldığıma inanamıyorum doğrusu. HERŞEYİN İLKİ O çok değerli gramofonu, kafesteki kuşu, antika aynayı, kurumuş gülleri eski günlere mal etmeden almalıydım. Evet, kesinlikle hata yaptım. Ama bütün bunları düşünmenin artık hiç bir faydası olmasa gerek. Çünkü otobüs geldi. Ağır ağır, istemeyerek ve son defa bu şehrin havasını ciğerlerime hediye ederek otobüse biniyorum. 17 No’lu koltuk yazan elimdeki buruşuk bilete bakarak koltuğumu arıyorum ve cam kenarında olduğunu görmemle birlikte ufak bir sevinç yaşıyorum. İnsanlar yerlerine yavaş yavaş yerleşiyorlar ve yanıma, 60-65 yaşlarında bir hanım oturuyor. Kısa boylu, tıknaz, kahverengi gözlü, saçlarında hafif kırları olan, adının Feride olduğunu öğrendiğim sevimli teyzeyle otobüs hareket etmeden tanışma faslını bitiriyoruz. Yolculuklardaki yol arkadaşlarının her zaman için iyi bir şey olduğunu duymuştum. Ama doğrusu ilk defa bir yol arkadaşıyla tanışıyordum. Zira bu benim varlığımı sürdürdüğüm şehirden ve dostlarımdan ilk ayrılışım. Yani ilk yolculuğum. Herşeyin bir ilki olduğunu söyleyenlere yüreğimden hak veriyorum. Ve bütün yolcular yerleştikten, muavin de yerini aldıktan sonra otobüs hareket ediyor. BENİ GARA GÖTÜR Gardan bir hayli uzaklaştıktan sonra teyze, “nereye kızım” dedi. Bir an ne demem gerek diye düşündüm. Hiçbir yere mi, yoksa bu yol beni nereye götürürse mi, demeliydim. İki cevabın da teyzenin kafasını karıştıracağını bildiğimden “bir iş için” dedim. “Ne güzel”, dedi, aferin. Yalan söylemek kocaman bir lokma gibi boğazıma oturdu ama, lafımı geri alıp, “teyze aslında ben nereye gittiğimi bilmiyorum”, demeyi de gururuma yediremedim. Ben de sadece sormak için, “siz nereye” dedim, ayrılığı yeni yaşamış bir insanın tebessümüyle, “kızıma” dedi. “Torunlarımı çok özledim de. Bir müddet onlarla kalıp sonra döneceğim.” “Ne güzel” diyebildim. Sanki en sevdiğim mekandan, insanlardan ayrıldığım için illâ mutsuz durmak gerekirmiş gibi başımı otobüs camına dayadım ve yüzüme hüzünlü bir ifade verdim. Her solladığımız arabanın plakasını okuyarak, varacağımız yere kaç kilometre kaldığını gösteren levhaları takip ederek ve hep yarım bıraktığım günün modası bir sürü şarkı söyleyerek, vakti hunharca öldürmeye çalıştım. Yanımdaki teyze, fazla konuşmak istemediğimi anladığı için herhalde, bir daha hiçbir şey sormadı. Ona minnettar olduğumu söylemek isterdim. Muavin sıra sıra her yolcuya kolonya dökerken, Urfa şivesiyle türkü söylüyor ve başka bir emriniz var mı, diye soruyordu. “Beni gara geri götürün”, desem nasıl tepki verirdi acaba, diye merak ediyorum. Sonra, “garda olmak istiyorsan, niye bindin bu otobüse”, demez miydi? Diyeceğinden emin olduğum için böyle bir şeye hiç teşebbüs etmedim. Aradan onbeş dakika geçtikten sonra bir hayli köhne ve ıssız bir yerde mola veren otobüs şoförü, “bütün çaylar benden” diyerek, büyük bir iştahla otobüsten indi ama ben yerimde kalmayı tercih ettim. Gözlerimin ağırlaştığını hissettiğimden, uyumaya karar verdim.Yirmibeş dakika sonra muavin, “son durak” diyerek bizi kibarca kovarken, bagajdan siyah bavulumu aldım ve bir başka garda, gündüz vakti ne aradığımı sordum kendi kendime. Cevabını ararken, karşıda iki sarışın, sevimli kız çocuğunu ve annelerinin heyecanla beklediklerini gördüm. Feride teyze, otobüsten inince öyle bir sarıldılar ki, onun buraya gelmekle çok iyi ettiğini geçirdim, içimden. Küçük karşılama töreni bittikten sonra, Feride teyze yanıma geldi ve “sana da işinde başarılar” dedi. “Teşekkürler”, dedim ve sanki beni karşılamaya gelen birisiymiş gibi sımsıkı sarıldım ona ve uzaklaştı. Elimde siyah bavul ve ben bu sefer, başka bir şehrin havasında, yabancı kaldırımlar ve sokaklar arasında ilk adımları atarken, “geride kalan, soğuktan üşümüş simitçi değil de, bütün yol boyunca bana yol arkadaşlığı yapan Feride teyze mi olmalıydım”, diye düşündüm. Belki o zaman deniz yıldızları, bir kaç resim olan bavulumu ve beni hasretle kucaklayan birileri olurdu... *Melike ÇAM/YALOVA Duygularım Şu an serçelere bakıyorum. Öyle sevimliler, öyle şirinler ki! Bizim ‘kurt’un yemeğinin başına üşüşmüşler karınlarını doyuruyorlar. Gülümsüyorum, onları düşünüyorum. Güzel şeyler düşünüp hayaller kuruyorum. Hani kelimelerin bittiği anlar vardır. Hani sözler bazı duyguları açıklamaya yetmez. İşte o an gözler herşeyi anlatır insanlara. Gözlerime, sadece gözlerime bakın, büyük bir doyumsuzluk içerisinde olduğumu görüyorsunuz, mutsuzluğumu görüyorsunuz, karamsarlığımı görüyorsunuz. Aslında sevgi dolu birisi olduğumu, fakat büyük bir nefret içinde olduğumu görüyorsunuz. Ve daha tarif edemediğim bir çok şey. Nefret içerisindeyim çünkü, kime sevgiyle yaklaştıysam karşılığında, sevgi haricinde insanlığın ruhunu hapsetmiş kötülüklerini aldım. Şu an beni rahatlatacak tek şey yine kuşlara bakmak. Bir an onlardan biri olduğumu düşünmek. Düşünüyorum, her türlü pisliğin barındığı karanlık ve havasız bir şehirde elektrik telleri üzerindeyim. Bu ortamda nefes olmak benim için çok zor. Kanatlanıp uçuyorum bambaşka bir yere. Gökyüzünde süzülürken bir yıldız kayıyor. Dilek tutuyorum, dua ediyorum: “İnsan olarak yaşadığım sürece gerçek dostumu seçemedim. Bana değer verenden, benim için gözyaşı dökenden emin olamadım. Kimseye güvenedim. Allah’ım sen bilirsin gerçeği. Gideceğim yerde beni o seven karşılasın.” Kayan yıldızın adını acı hasret koyuyorum. Bıraktığı yerdeki insanların acıları, hasretleri bu yıldız gibi kaysın diye. Ve yavaş yavaş yaklaşıyorum, o büyülü mutluluğa. Bambaşka bir yere uçuyorum. İnsan denilen varlığın olmadığı, tabiatla başbaşa, dört tarafımın huzur içinde olduğu bir yere uçuyorum. İşte onu görüyorum. Mutluluktan gözleri yaşarmış. İşte gerçek seven! İnanamıyorum, öyle mutluyum ki! Neler hissettiğimi ancak gözlerime çok derin baktığınızda anlayabilirsiniz... * Sibel SAK/ BURSA Kalmamış gibi Hiç aklımı başımdan almamış gibi Sanki kalbimi zorla çalmamış gibi Artık sevdiğim güzel yabancı oldu Bir zamanlar gönlümde kalmamış gibi Aşkından ölüyorum, oralı değil Olmuş başka dünyalı buralı değil Anladım onun kalbi yaralı değil Bir zamanlar gönlümde kalmamış gibi Göz yaşlarımı tuttum akmasın diye Gözlerimi kapattım, bakmasın diye Kalbimden attım onu yakmasın diye Bir zamanlar gönlümde kalmamış gibi * Uğur GÜR/ BOLU Dermanım sensin Küstürsen de beni nazlı sevdiğim Tabibim, ilacım, dermanım sensin Gurbet diyarına hasret çektiğim Tabibim, ilacım, dermanım sensin. Sevgimi hor gördün fakat ar değil Aşikar etmedim lakin sır değil Güzelden nasibim bil ki yok değil Tabibim, ilacım, dermanım sensin. Kapılar kapattın arsız yüzüme Senin için karşı çıktım özüme Belki inanmazsın doğru sözüme Tabibim, ilacım, dermanım sensin. Sen kötü olsan da sözüm yüceler Sen unutulsan da dilim heceler Çoban yıldızına hasret geceler Tabibim, ilacım, dermanım sensin. * Ali AKDEMİR- İSTANBUL Garip kuşum Sanma ki duyulmaz hazin feryadın Ne gelir elden ki, olsun muradın Ötme garip kuşum, gece yarısı Kapanmaz kalbimin kanar yarası. Ben de senin gibi garip biriyim Kırılmış gönülden, sanma diriyim Ne isterim olsun, duyan sesimi Kesse de Rabbim hak nefesimi. Gözlerim yollarda, aklım o yarda Sanma ki yalnızsın gurbet diyarda Ötme garip kuşum, gece yarısı Sarılmaz kalplerin kanar yarası * Kadir GİTER/ İSTANBUL Işığın hiç bitmesin Uykular fazla artık, geceler fazla Sensiz saniye geçmesin istiyorum Güneş yüzün yok olmasın hızla Işığın hiç bitmesin istiyorum. Ellerimi açtığımda seni dileyeyim Yanımda ol, sensizliği bilmeyeyim Seveyim seni, ölene dek sevileyim Ayrılık borazanı ötmesin istiyorum. Razıyım ıstıraba yanımda ol yeter ki Dolaş damarlarımda, kanımda ol Kaldır gözlerini, sevgime ortak ol Keder düğüm atmasın istiyorum. Yağmur ol, kuruyan yüreğime Rüzgar ol gönül direğime Gülümse, cevap ol tek dileğim Rabbim uzak tutmasın istiyorum. *Cihangir DOĞAN Sen Seni seveni, asla sevmedim Gönlüme almışken sen sildirdin Şimdi özür diliyorsun Ben kirlettim, Sen temizlemeye çalışıyorsun. Senin ne yaptığını çözemedim Çözsem bile seni tanıyamadım Göz bebeğim diyorsun, Sonra da başkalarına koşuyorsun. Ben sana ne yaptım deme Sapladın kör bıçağı kalbime Sakın bir daha gelme bana Benim kalbimde temizsin Ve hep öyle kal. Seni, seninle kirletemem anla Beni yakan sevdandır bil. * Duygu KARAGÖZ/İZMİR
Reklamı Geç
KAPAT