BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Avrupalılar ve yardakçıları

Avrupalılar ve yardakçıları

Sabah gazetesi başyazarı Güngör Mengi’nin dediği doğru: Avrupa Birliği’nin, özellikle İskandinav işgüzarları, içişlerimize küstahça müdahale etmekle, TBMM kürsüsünde Kürtçülük şovu yapan Leyla Zana’yı, cezaevinde ziyaret etmeye teşebbüs etmekle. . .



Sabah gazetesi başyazarı Güngör Mengi’nin dediği doğru: Avrupa Birliği’nin, özellikle İskandinav işgüzarları, içişlerimize küstahça müdahale etmekle, TBMM kürsüsünde Kürtçülük şovu yapan Leyla Zana’yı, cezaevinde ziyaret etmeye teşebbüs etmekle, Kürt milliyetçiliğinin ve bölücülüğün odağı haline gelen HADEP’e sahip çıkmakla, bir “Kürt Hakları Derneği” haline gelen İnsan Hakları Derneği ve eski Başkanı Akın Birdal’la olan, sıkı fıkı, ilişkileri ile aslında kendi davalarına zarar veriyorlar. İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindh’in Ankara ziyaretinde yaşananlar bu gözlemi kanıtlıyor. Bakan hanım, Ankara’ya gelir gelmez, devlet erkanından önce, IHD’yi ve Birdal’ı ziyaret etmiş. Birdal bile tedirgin olmuş: “Avrupalı dostlarımı uyaracağım” diyormuş! DEVAM ETSİNLER... Avrupalılar, Skandinavlar belli ki, Türkiye’nin problemlerini anlamadıkları gibi, anlaşılan Türklerin halet-i ruhiyesini de bilmiyorlar. Bu küstah hareketleri ile yaralarımızı, duyarlılıklarımızı kaşıyıp mukavemetimizi pekleştiriyorlar. Bence bu yolda devam etsinler. Avrupa Birliği’ndeki gayretkeşlerin Türkiye’ye hangi çizgilere taşımak istediklerini göstersinler. Gözlerimizi açsınlar: Bugün Leyla Zana, yarın Öcalan vb... İsveç Dışişleri Bakanı Bayan Anna Lindh, gösterilen tepkilerden ve HADEP’li belediye başkanlarının gözaltına alınmalarından dolayı rahatsız olmuş ve bu rahatsızlıklarını da açıkça ifade etmiş, ülkesine kızgın dönmüş. Şimdi, herhalde “ev ödevleri” notumuzu bir hayli kıracaktır! İsveçli kadın Bakan, daha önce Ankara’da Hürriyet yazarları ve bu arada eski Dışişleri Bakanlarından İlter Türkmen ile yaptığı görüşmede dikkate şayan inciler döktürmüş. Sayın “Bakaniçe”, Türkiye’nin AB üyeliği için, Başbakan Ecevit’in koymuş olduğu 2004 tarihini “iyimser bir beklenti” olarak değerlendirmiş... Her halde, “fazla iyimser” demek istiyor! Çünkü, insan hakları ve siyasi haklarla ilgili Kopenhag kriterlerine kolay uyum sağlayamayacağımızı tahmin ediyormuş! Bakanın Kürt sorunu hususunda kolayca kabul edemeyeceğimiz şartları var. Bölücülerle diyalog, Kürt kökenlilere Kürtçe eğitim hakkı ve Kürtçe Radyo ve TV yayınları gibi. Bir de MGK konusu var; Bakana göre MGK’nın varlığı Türkiye’nin tam üyelik sürecini “bloke” edermiş. Sayın Bayan ve bilumum Skandinavlar ve Avrupalılar, kendi rahat koltuklarından, bu konuların rejimimizi ve toplumumuzu nasıl rahatsız edebileceğini anlamıyorlar. AVUSTURYA ÇİFTE STANDARDI Bakan Hanım, Avusturya’da oyların % 25’inden fazlasını alarak, bileğinin ve “demokrasinin” hakkı ile iktidara ortak olan Haider’in partisine karşı, İsveç ve diğer Avrupa ülkeleri tarafından gösterilmekte olan tepkileri mazur göstermesi ve bir çifte standart şaheseri! Ben, daha evvel de, demokrasi ve insan hakları karşıtlığında tarihi olarak ve zihniyet olarak Nazilerden hiç aşağı kalmayan komünistlerin, bir Avrupa ülkesinde iktidara gelmeleri halinde, liboşların ve AB’nin hiç itiraz etmeyeceklerini belirtmiştim. Türkiye’de de çağdaş rejim karşıtı sağcı bir partinin, iktadara gelmesi halinde, AB ne yapardı sorusuna Anna Lindh’in cevabı çok anlamlı: “Bir defa AB üyesi ve adayları için ayrı kriterlerimiz var” diyor. Yani her başa ayrı bir tıraş! ANNA’NIN TÜRK DOSTLARI Anna Hanımın ve diğerlerinin söz, hareket ve müdahalelerinden hiç rahatsız olmayanlar, hatta onu rahatsız ettik diye üzülenler var aramızda. Eski Dışişleri Bakanlarından -şimdi HÜRRİYET köşe yazarı- sayın Türkmen, “HADEP’li Belediye Başkanlarını tutuklamanın zamanlaması yanlıştı. Bakan Hanımı üzdük” diye hayıflanıyor. Burada bir saplama yapmak zorundayım. Eski dostum ve New York’ta Birleşmiş Milletler nezdindeki Türk Misyonunda amirim olan Türkmen, 1995 genel seçimlerinde benim tavassutumla Milliyetçi Hareket Partisi’nden İzmir adayı ve liste başı olmuştu. Eğer, MHP baraj kazasına uğramayıp da Meclise girse idi, muhakkak seçilecek ve MHP, bir iktidara ortak olduğu takdirde de, büyük bir ihtimalle, Dışişleri Bakanı olacaktı. Allah MHP’yi korumuş, yoksa profesyonel deformasyon ifade eden bu görüşleri MHP’de çok sıkıntıya sebep olurdu... Ama, kimbilir. O zaman da, belki zarif bir “transformasyon profesyonel” ile MHP’ye uyan aksi tezi savunurdu... Anna Lindh ve benzerlerinin söyledikleri, Emin Çölaşan’ın “anlı şanlı” dediği Kürtçüleri rahatsız etmiyor, memnun ediyor.. Ama Türkmen’in dışındaki, gene Çölaşan’ın deyimiyle “insan hakları soytarılarını” da tedirgin etmiyor.. Ama Avrupa’nın, Skandinavların bu yüksekten bakarcasına müdahaleleri, 18. Yüzyıl başlarında, Ruslara yenildikten sonra Osmanlılara sığınmak zorunda kalan “Demirbaş” Şarl’ı uzun süre misafir eden bir devletin varislerinden olarak, benim kanıma dokunuyor. BİR DİP NOT: GÜNDÜZ KILIÇ Cumhurbaşkanımız Mart ayında, Turgay, Lefter, Can Bartu ve Fatih Terim gibi ünlü spor adamlarına “üstün hizmet” madalyaları verecekmiş. Çok yerinde olur. Hepsi de bu şerefi hak ediyorlar. Hürriyet, “Niçin Gol Kralı Metin Oktay’a öldükten sonra da olsa bir madalya verilmiyor?” diye, haklı olarak soruyor. Ancak, Türk futboluna, çağdaş yöneticiliğin ve antrenörlüğün öncüsü olan “Metin Oktay’ı Metin Oktay yapan” “Baba Gündüz”e de üstün hizmet madalyası verilmesi düşünülmez mi? Çok iftihar ettiğim kendi ağabeyim hakkında bunları yazmak istemezdim ve öneriyi uzun süre yazarlığını yaptığı Hürriyet gazetesinden beklerdim. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Anıtları yıkarken kaidelerini muhafaza ediniz... İlerde gene işe yarayabilirler! Stanislas Koralsk
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT