BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Acıya kanmak

Acıya kanmak

Norveçli yazar Nikolaj Frobenius, insan bedeninin ve ruhunun acıya nasıl tepki verdiğini ya da tepkisizliğin nelere mal olduğunu anlatan “Marquis de Sade’nın Uşağı” isimli bir kitap yazmış.



Norveçli yazar Nikolaj Frobenius, insan bedeninin ve ruhunun acıya nasıl tepki verdiğini ya da tepkisizliğin nelere mal olduğunu anlatan “Marquis de Sade’nın Uşağı” isimli bir kitap yazmış. Yazar, eserinde neden fiziksel acı üzerinde yoğunlaştığını şöyle açıklıyor; “Bunun nedeni çok eskilere, Körfez Savaşı’nın yaşandığı günlere dayanıyor. Televizyonda haberleri izlerken insanların çektiği acıları, savaşın topluma getirdiği olumsuz etkileri bizlerden çok uzakmış gibi görmeyi tuhaf buldum. İnsanların çektiği fiziksel acılardan etkilenmeden seyirci kalabilmemiz çok ilginç bir tutumdu. Bu durumdan etkilendim.” Körfez Savaşı’nı edilgen bir halde, oturduğumuz yerden seyretmek, acımasızca bombalanan sivil halkın dehşet ve acılarını tahayyül etmek, dünya insanlığı için gerçekten trajik bir durumdu. Ama,tarihi seyir içinde şöyle bir düşündüğümüzde “insanlık macerası”nın “acılar ve çileler” yumağından ibaret olduğunu anlıyoruz. Ne var ki, eski zamanlara kıyasla, insanlığın çekmekte olduğu bu acı ve çilelere televizyon denilen o sihirli kutu sayesinde anında şahit oluyoruz. Eli kolu bağlı, edilgen halimiz bizim dışımızda yaşanan olaylara, başkalarının acılarına duyarsız kaldığımız anlamına gelmiyor. Daha dün, Avrupa’nın göbeğinde yapılan Bosna ve Kosova katliamlarının, Çeçenistan’da halen devam eden hunhar savaşın yanı sıra PKK terör örgütünün Türkiye’ye verdiği maddi-manevi zararı, otuzbeşbin şehidimizi, binlerce sakat gencimizi, her gün evlatlarının kabri başında gözyaşı döken şehit ailelerinin çektiklerini düşünün. Her birinin içimizde ne derin yaralar açtığını, insanlık onurumuzu nasıl kırdığını, çaresizlik ve dehşet içinde çırpınan masum insanlar için ne kadar üzüldüğümüzü bizden daha iyi kim bilebilir? Öte yandan, deprem felaketine uğrayan insanların çektikleri ve halen çekmekte oldukları acıların yüreğimizde ne derin, ne onmaz yaralar açtığını, bir şeyler yapabilmek için nasıl bir çırpınış içinde olduğumuzu anlatmaya kelimeler yetersiz kalır. En son, televizyonda izlemekte olduğumuz Hizbullah örgütü cinayetlerinin yüreklerimizi isyanla sarmaş dolaş tarifsiz kederlerle doldurmaması, vahşet manzaralarının akıl ve mantığımızı dondurmaması mümkün mü? Neticede demek istediğim, eğer insanlıktan nasibimizi almışsak, gözümüzün önünde kaynayan dünyanın ve toplumun acılarına duyarsız kalamıyoruz. Düşünün hele, birinin elinin kesildiğini gören insanın (tahayyül ederken) duyduğu acı, o olayı bizzat yaşayan insanın acısından daha az olabilir mi? Ne var ki, medeniyette ne kadar ilerlersek ilerleyelim, insanlığın çilesi bitmiyor, acılar dinmiyor. İnsanın, insana ettiği zulmün ardı arkası kesilmiyor. Acılar kaderimiz diyoruz, acılarla yaşamayı öğreniyoruz. Acılara kanıyoruz. Victor Hügo, ünlü “Sefiller” romanında: “Suya kanmış bir süngerin üstünden deniz geçirseniz, bir damla almaz” diyor. Belki tepkisizlik diye algılanan; yüreğimizin bu acılarla tıka basa dolup kanmışlığı... Yoksa, “Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san” diyen Yunus öğretisini, hayatımızın ilkesi haline getirmekten, insanlığın artık yüzünün gülmesi için kimimiz mücadele etmekten, kimimiz dua etmekten vazgeçmiyoruz. ÇEKÜL VAKFI WEB SİTESİ Doğal ve kültürel mirasın korunması konusunda takdire şayan hizmetler veren Çekül Vakfı, web sitesi açtı. (http://www.cekulvakfi.org.tr) Bu siteye girerek hem vakfın çalışmaları hakkında bilgi edinmeniz, hem de yaklaşan bayram dolayısıyla dostlarınız için “7 Ağaç”armağanı almanız, tebrik kartı yerine Çekül kartları kullanmanız mümkün. (Vakıf Tel No: 249 64 64)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT