BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Caniko!

Caniko!

Gazetelerin magazin servislerinde; kaset yapan müzik şirketlerinin aylığa bağladığı gazeteciler var.



Gazetelerin magazin servislerinde; kaset yapan müzik şirketlerinin aylığa bağladığı gazeteciler var. Piyasaya bir kaset çıktığı anda; çift yerden maaş ödemeli bu gazeteciler devreye giriyor ve yeni çıkan parçanın tanıtımını üstleniyor. Anlayacağınız; Türkiye’de “MAAŞLI MANŞET” devri başladı. İşin içine televizyonlar da girdi. Yeni bir sanatçı mı lanse edilecek... Diyelim ki: bu sanatçının adı, bizim uydurduğumuz bir isim, mesela CANİKO olsun... Daha kaseti piyasaya sürülmeden, “CANİKO BOMBA GİBİ GELİYOR...” türünden haberleri tezgâhlanır. Kasetinin piyasaya çıktığı ilk günü için de, “CANİKO YOK SATIYOR” balonu uçurulur. Böylece, şarkının ticari alt yapısı hazırlanır. Çünkü, bir parçanın çok sattığı imajı; işin tuhafı çok satmasında da ilginç bir şekilde etkili oluyor. Televizyondaki müzik kanalları, klipleri isteklere göre değil; o kasetin yayını için ödenen paralara göre ekrana getiriyor. Ne kadar çok para... O kadar çok yayın! Vatandaş da “Bu parça amma tutuldu” deyip; bir tane de kendisi almak ihtiyacını duyuyor. Yani oltaya takılıyor. Top 10... Top 20... Top 40 gibi liste hazırlanan programlarda da temel esas; satışlar ve genel tercihler değil; nasıl olunması isteniyorsa, öyledir. * * * Gazete muhabirlerinin öncü kuvvetler olarak cephedeki ilk müdahalesine, kaset şirketi profesyonel bir lojistik destek verir ve promosyonunu güçlü tutarsa; kaset de tutar. Şarkının iyi ya da kötü olmasının ciddi anlamda bir değeri yoktur. Bunlar; koyun güden sıradan bir çobanı bile, allayıp - pullayıp piyasaya kakalar... Örneğini gördük! Önemli olan; GAZETE - TELEVİZYON - MÜZİK ŞİRKETİ - PROMOSYON kare asının birbirleriyle olan entegrasyonudur. Kendilerini zaten kanıtlamış ünlü isimleri ayrı tutuyorum. Ama bu çarkın içinde bilinçli olarak yer alamamış yeni sanatçıların ve şarkıların; ticari başarısı sıfırdır. Televizyonların bazı eğlence programlarına da katılmıştım. Program prodüktörlerinin, başka kanallardaki meslekdaşları ile yaptıkları telefon konuşmalarına sıkça tanık olmuşumdur. Özellikle müzik piyasasındaki yeni isimler için, karşılıklı paslaşmalar yapılır. Varsayalım Leyla diye yeni bir sanatçı ortaya çıkmışsa, prodüktör başka bir prodüktörün onu ekrana çıkarma isteğine; “Ben Leyla’yı bu akşam alırım, ama sen de Çetin diye yeni bir çocuk var, Çarşamba gecesi onu alırsın. Tamam mı” diye karşılık verir. Sürekli bu tür paslaşmalar yapılır. Yeniler pazarlanır. Kaseti yeni çıkmış bir sanatçının; her gün gece - gündüz ayrı ayrı kanallarda peydahlanması, bilinçli bir ticari döngünün eseridir. Yoksa o sanatçılar, program yapımcıları tarafından beğenilip de davet edilmiş değillerdir. O sanatçının o programa çıkması adeta kaçınılmazdır. Düzen, bunu gerektiriyor. Çünkü kaset yapımcıları ile programcılar arasında ve programcıların kendi aralarında, ticari bir konsensüs vardır. İsteseler de, bu uzlaşmanın dışında kalamazlar. * * * Bir televizyon şirketi sahibi ile olan randevumuz nedeniyle, aynı yerde Şahin Özer’le karşılaşmıştık. Biliyorsunuz; Şahin Özer, müzik dünyasının dama taşı patronlarından biri... Ona sorduğum ilk soru, magazin gazetecilerinin bu işlerden para alıp - almadıkları üstüneydi. Müzik şirketleri “Ek maaş” veriyor muydu? Soruyu sorduğumda, “Bunu nerden çıkarıyorsun; asla böyle bir şey yok” demesini beklerken, ağzım açık kaldı. Çünkü, söylediğimi onayladı. “Elbette veriyorum” dedi... “Kimine para... Kimine pahalı hediye... Duruma göre! “ Şahin Özer; dünyada marketing diye yeni bir kavram olduğunu... Promosyonun bu kavram içinde geliştiğini... Herkesin her hizmetinin karşılığını almasının doğal olduğunu anlattı. Bunda bir suç, ayıp bir şey yokmuş gibi konuşuyordu... Ağzım açık kaldı. * * * Gazetecinin, gazetedeki çalışmaları nedeniyle; başka kaynaklardan da para almasının doğal sayılması gereken bir çağa girdik. Benim mantığım ve meslekteki etik değerlere karşı tutkum; bu gerçeği kabullenmekte zorluklar çıkarıyor. Bazen, “Çağdışı mı kaldık” diye, düşünmüyor değilim. Gazeteciliğin bugünkü görüntüsü, sanki matkapla yüreğimi delmekte... Canım acıyor!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT