BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Niye Sittambul
başkent değil?

Niye Sittambul
başkent değil?

Yeni yeni inşaatların yapıldığı Priştine’ye kıyasla, buram buram Osmanlı kokan Prizren’i kıyas edip, sakın “Niye başkent Prizren olmamış?” demeyin...



YAZI DİZİSİ -5- BİR KOSOVA HİKÂYESİ M. KURTBAY ÖNÜR kurtbay.onur@tg.com.tr İŞGALE VE ZULME RAĞMEN AYAKTA Prizren, Balkan coğrafyasında, işgale ve zulme rağmen ayakta kalan buram buram Anadolu kokan bir Osmanlı kalesi... Yeni yeni inşaatların yapıldığı Priştine’ye kıyasla, buram buram Osmanlı kokan Prizren’i kıyas edip, sakın “Niye başkent Prizren olmamış?” demeyin... Osmanlı mimarisi, sokakta Türkçe selam veren insanlar. Camlardan, “Türkiye’ye selam” diye el sallayan teyzeler, ablalar. Otobüs, minibüs derdi olmadan nehir kenarı yürüyüş yapanlar. Küçük bir şehir ama besbelli kalbi büyük... Göğsünün ortasından Akdere akıyor. Prizrenli bu nehre Bistriça diyor... Kosova’nın güneybatısında uzanan Akdere’den kol alıp, Şar Dağları’nın kuzey yamaçlarından gelen Bistriça Nehri, Prizren’i ortadan ikiye bölüveriyor, ama tatlı da bir hava veriyor, boynunda Mostar misali gerdanıyla şehre... Taşköprü denilen bu gerdanı Evranos Ahmet Bey kazandırmış. Köprü yıllar önce akan nehre dizgin olmuş da, besbelli zulm ve akan kanlar Bistriça’nın da coşkusunu azaltmış. 50 yıl öncesinde çağlar dururmuş, 1960’larda açılan kanallar, küçük santraller sebebiyle suyun beti bereketi kaçmış. PYRSERENDİ, PÜRZERRİN! Prizren, Roma, Slav ve Osmanlı kültürü etkisinde kalmış bir şehir. Eric Hamp adlı bir Amerikan dil bilimcisine göre şehrin adı “büyük kale” manasına geliyor. Şar Dağları ile çevrili Prizren’e yaklaşınca göze ilk olarak 590 metre yükseklikte bulunan kalesi çarpıyor. Yani Pri ve Zeranda sözünün birleşmesiyle oluşuyor. Zeranda deyince ben veranda olarak adlandırsam da , “Theranda” ile bağlantılı varyasyon olarak düşünülüyor. Çok uğraştım Latince bozması kelimenin manasını da bulamadım bir türlü. İşin içine dil bilimci girince farklı Prizren telaffuzlarını hafızamdan şöyle bir geçiriyorum. “Priserendi, Pyrserendi, Priserend, Prizeren, Pirzerrin, Prizren”... Şehrin Roma versiyonundan, Osmanlı’ya kadar ismi tekmil etmiş. Osmanlı tarihine düşkün, Bosna-Hersek Başbakanı M. Mujezinovic, Suzi Çelebi ve Nehari’nin mezar kitabelerinde yaptığı araştırmalarda şehrin “Zerrin” olarak da adlandırıldığını da söylüyor. Pirzerrin ya da Pürzerrin’in ise “Ziynet var” manasına geldiği belirtiliyor. Yeni yeni inşaatların yapıldığı Priştine’ye kıyasla, buram buram Osmanlı kokan Prizren’i kıyas edip, “Niye başkent Prizren olmamış?” diyebilirsiniz. Prizren turunda şoförümüz Arnavut Hacı’ya bu soruyu yönelttiğimde, çok komik bir cevap almıştım. “Niye Sittambul başkent degil?..” KOMÜNİST SAYDI KAPİTAL SIFIRLADI Prizrenli Osmanlı’yla 1455’te tanışıyor. Şehirde camisiyle, hamamıyla, köprüsüyle, şadırvanıyla Osmanlı hâlâ yaşıyor. Sokaklarda kaybolma korkunuz yok. Tabelalar ise çok okunaklı... Terzi Mahallesi, Atık Mahalle, Bajdarhana, Körağa Mahallesi, Rahlin, Hoça Mahalle, Kurila (şehrin eski koruma alanı), Muhacir Mahallesi, Kaçanik Mahallesi, Yeni Mahalle, Tuzsuz gibi adlar da barındırıyor. Dükkânlarda tıngır mıngır çalan Mehmetçik Radyosu’nun tınıları “evdeyim” duygusu veriyor insana... NATO harekâtı sonucunda 1999’da Türk ordusunun Prizren’e yerleşmesi, sürekli göçe ve baskıya maruz kalan Prizren’e ve Prizrenli Türklere nefes aldırıyor. Gerçi Türkçe konuşulsa da Birleşmiş Milletler ne Türk’ü ne de, Türkçe’yi saymıyor. Batı, Türkleri lisan ve insan olarak adam yerine koymuyor. Halbuki Komünist Yugoslavya hanesinde üç dili resmen yazılı bulunduruyor. Şimdi kapitalist Avrupa’yı bu durum ne hikmetse rahatsız ediyor. Zırp-pırt ‘insan hakları’, ‘azınlıklar’ teranesiyle demoklasin kılıcını ‘sağa-sola’, özellikle de milletimize dürten Avrupalı, ibre kendilerine dönünce, batıya doğru yontmaya başlıyor. GİYİM KUŞAM TAMAM... Şehrin göbeğinden kaleye doğru çıkarken, Sırplar tarafından terkedilmiş evleri görebiliyorsunuz. Ege veya Akdeniz bölgesindeki cumbalı evlerle bezeli kasabanın, küçük bir kopyası olan bu şehir savaşın izlerini siliyor gibi. Hani İzmir’in, Bursa’nın, Antalya’nın bir ilçesinde turluyorsunuz sanki... Ancak gençler, Avrupa Birliği’ne Prizren’den önce girmişler... Erkekler Apaçi gibi... Punk, EMO ve rockun bütün giyim tarzını fazlasıyla uyguluyor. Kızlar Çek-Slovak-Rus modasını sıkı takip ediyor. Şehrin “Şadırvan” denilen meydanı gençlerin buluşma mekânı oluyor. Ama hamdolsun milletimizin örfü, ananesi yerinde yine de... Giyim kuşam sizi aldatmasın ha! Belki erkeklerde keçeli takke, kadınlarda çiçekli basma yok amma!.. Ağırbaşlılıklarını muhafaza ediyorlar. Geceleri kasaba meydanındaki kafe-barlar gençlerle doluyor. Vakitler boşa geçiriliyor. Prizren, bu bakımdan Anadolu kasabalarından ayrılıyor. Arnavutların bazısı Türkçe konuşuyor. En azından genç-yaşlı-kadın- erkek herkesin bizi görünce elini göğsüne koyup, hürmetle “Aleykümselam” demesi hoşumuza gidiyor. ASİMİLASYON SÜRÜYOR! Sadece tarihî açıdan Türk-İslam dokusunu taşımasının yanında, hayat tarzı olarak bir Türk’ün gidip de rahatlıkla yaşayabileceği bir şehir. Bizlerin önem verdiği değerlere, hâlâ saygı gösteriliyor. Nehrin yanıbaşında, sıralı cumbalı evler, kale eteklerindeki Sinan Paşa Camii birbiriyle bütünleşiyor. Prizren insana rahat bir nefes aldırıyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi bir park kondurmuş şehre... Arnavutluk Anayasası’nın ilk imzalandığı, ilan edildiği binayı Kale’den görüyorum. “Ne ettiniz kardeşim, yaktınız hem kendinizi hem Balkanları” diye söyleniyorum. Gerçi bu mekân çok şirin bir avlu ve binadan oluşuyor. Ancak Arnavutları Osmanlı’ya karşı ayaklandıran ve yıllardır sıkıntı çekilmesine sebep olan ortak nokta olarak gösteriliyor. Zaten her noktada Türkiye’den bir iz görülüyor. PRİZREN DİRENİYOR! Bir de NATO bünyesinde, Prizrenli’nin gönlünde konuşlanmış bir Türk taburu el sallıyor. Osmanlı mezarlığı da geçmişi hatırlatıyor. Üsküpten Türkiye’ye göçen muhacirlerin ecdâdını ziyaret ettiği en gözde mekân oluyor. Fatih Sultan Mehmet’in ordusuyla namaz kıldığı meşhur Namazgâh denen yere uğruyorum. Şimdilerde tarihî eserler TİKA’nın restoresine dahil olmuş, namazgâhlığı kalmamış, biraz anıtlaşmış... Gerçi Avrupalı rahat durmuyor. Kosova hattında uygulanan misyoner aktiviteler burada da aşağı kalmıyor. Neyse ki, Prizrenli daha şuurlu... Prizren, özellikle Katolik mezhebini yaygınlaştırmaya çalışan AB’nin yoğun propagandası altında direniyor. Prizren çıkışında dağlar arasında bir lokantada akşam yemeği yiyorum. Prizren’e has Şar Peyniri ve Yaban Mersini şerbetinin tadına bakıyorum. “Doyamadım Prizren’e, bir daha gelsem nasıl olur?” diye söylenirken, yan masadan işaret alıyorum: “Prizren’den haftada iki sefer, İstanbul üzerinden Bursa’ya otobüs kalkar. Aynı şekilde dönüşü de vardır!” Bu yardıma karşın espriyi patlatıyorum. - Herkesi Fransız sanıyordum. Tebrikler mükemmel bir Türkçe’niz var! Misafirperver Prizrenlilerin, “Tekrar bekleriz! Türkiye’ye selamlar!” mesajıyla Kosova rüyamı sonlandırıyorum. PRİZREN BAMBAŞKA BİR YER... Kosova’yı gezdikten sonra üç dağın arasındaki Prizren’e uğramak hazzı insana derin bir nefes aldırıyor. Kendisi de Üsküplü olan Yahya Kemal, Üsküp’e Balkanların Bursa’sı demiş... ABD’nin Osmanlı tarihi uzmanlarından Health Lowry misali... Lowry Osmanlı’nın misyonunu anlamak isteyen Balkanları incelemeli diyor makalelerinde, “Yani ya Müslüman olacaksın, ya keseceğiz!” bir Avrupa safsatası. Lowyr, Osmanlı’nın Balkanların her köşesine bir küçük Bursa inşa ettiğini ifade ederek, “Uç beyleri girdikleri balkan kasabalarına sistem getirmişler. Kanallar, kervansaraylar, yollar, köprüler, imarethaneler yapmışlar. Yani medeniyet taşımışlar. Halkın gönlünü fethetmişler” diyor. SAVAŞ YARALADI Prizren şehri 1998-1999 Kosova Savaşı’nda Kosova çapında bakıldığında en az zarar gören şehirlerden biridir. Ancak, aynı şeyi Prizren’in civarı için söylemek güçtür. Prizren havalisi, 1998-1999 çatışmaları süresince büyük zararlar, yıkımlar yaşamıştır. Dolu dolu OSMANLI Gazi Mehmed Paşa Hamamı, ya Emin Paşa Külliyesi, Prizren Saat Kulesi veya kalesi... Osmanlılara ait tam 84 yapı. En güzeli hangisi derseniz de kesinlikle Taşköprü. Sanki bir ressamın fırçasından Bistriça’yla birlikte resmedilmiş, sanki üzerinden geçtiğinizde bir masalın da içine girecekmişsiniz gibi... -SON-
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT