BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tıpkı resimde gördüğüm gibiydi

Tıpkı resimde gördüğüm gibiydi

“Annem, anneannem ve ben yola çıktık. Anneannem, o güne kadar dayımın mezarına hiç gitmemişti. İlk önceleri “dayanamam” diye gitmemiş, sonra da götüren olmamıştı. Okuma yazması olmadığı için de tek başına gitmeye cesaret edememişti.”



Annem bana yedi aylık hamileyken kendinden beş yaş küçük olan dayım vefat etmiş. Beyninde çıkan bir rahatsızlıktan dolayı on iki yaşında rahatsızlanmış, on beş yaşında da gözleri kör olmuş. Dayıcığım iki sene de komada yattıktan sonra 17 yaşında vefat etmiş. Ben dayımı sadece fotoğrafta görebildim. Küçükken yazları anneannemde kalırdım. anneannem zaman zaman hatırlar ve ağlardı... Seneler geçti. Ben yirmi yaşıma gelmiştim. Bir bayram günü dayımın mezarını ziyaret etmeye karar verdik. Annem, anneannem ve ben yola çıktık. Anneannem, o güne kadar dayımın mezarına hiç gitmemişti. İlk önceleri “dayanamam” diye gitmemiş, sonra da götüren olmamıştı. Okuma yazması olmadığı için de tek başına gitmeye cesaret edememişti. Köy mezarlığına gittik. Biraz zor da olsa mezarını bulduk. Harabe bir haldeydi. Dualarımızı ettikten sonra anneanneme; selam vermesini ve onun selamı alabileceğini söyledim. Anneannem öyle yaptı. Biraz daha civarda dolaştıktan sonra eve geri döndük. O gece bir rüya gördüm. Büyük bir salondayım. Salonun kubbesinin yüksekliği belli değil. Her iki duvarında da aynalı raflar var ve içlerinde altın, gümüş kadehler dizili. Hizmet eden beyaz kıyafetli kızlar ve uçuk mavi kıyafetli genç oğlanlar vardı. Salonun ortasında, hani şu Osmanlı saraylarında gördüğümüz oymalı altın yaldızlı koltuklardan var ya, aynı öyle koltuklar vardı. Vefat eden dayım beni o koltuklardan birine oturttu ve karşıma da kendi oturdu. Aynen fotoğrafta gördüğüm gibiydi. Zayıf ve narin. Ortada iki koltuğun arasında cam bir sehpa, yine onun da gümüşten kenar oymaları vardı. Sonra o hizmetlilerden biri, bana bir tepsi içinde gümüş bir kadehte bir içecek ikram etti. Ama ben o içeceği içemeden uyanmıştım. Uyandığımda garip duygular içindeydim. Üzerimde hoş bir hafiflik hissi vardı. O güne kadar dayımı rüyamda hiç görmemiştim. Ona yıllar sonra annesini getirdiğim için ne kadar mutlu olmuştu ki, bana bu şekilde teşekkür etmişti galiba. Zaten ben onun ahirette yüksek bir derecesi olduğuna inanıyorum. Çünkü daha sabi denilecek yaşta iken rahatsızlanıp iki yıl komada kalmış elem ve ızdırap içinde gönlünü hep Yaratana vermiş bir insanın sürekli Allah’ı zikretmesi başka nasıl anlatılabilirdi ki?.. Şimdi yıllar geçmiş olduğu halde, mezar ziyaretinde bulunmayanlara, hele de ölmüş yakınlarını ziyaret etmeyenlere sesleniyorum. Dünya telaşına kapılıp da onları ziyaret etmekten kendinizi alıkoymayın. Onları ziyaret edin. Biliyor musunuz insanın ruhu, bedenine âşıkmış. Ölüp de ruh bedenden ayrılınca bu sevgisi yok olmazmış. Ruhun bedene olan bağlılığı ve çekmesi, öldükten sonra yok olmazmış. Kabir üzerine basmak, hadis-i şerifle, bunun için yasak edilmiş. Hatta bir kimse, bir velinin kabrini ziyaret edince, ikisinin ruhu buluşurmuş. Çok fayda hasıl olurmuş. Kabir ziyaretine izin verilmiş olması, bu faydanın hasıl olması içinmiş. Tabii bundan başka, nice faydaları da elbet vardır. Muteber kitaplarda böyle yazıyor... İnanın onların ruhu sizin geldiğinizi hissediyor, sizin onları unutmadığınız için ruhları muazzez oluyor. Sesinizi duyuyor, okuduğunuz fatihalarla çok mutlu oluyorlar. Özellikle bayram önceleri ve bayramlarda hayatta olan yakınlarının yollarını gözlerlermiş. Unutmayın! Biz de bir gün onlar gibi o dört tarafı çevrili kara toprağa gireceğiz... Bizim de üzerimize kara toprağı serpip gidecekler. Ve bedenimiz orada toprak olurken, ruhumuzla hayatta olanların yollarını gözleyeceğiz. Aslı Okur-İstanbul > Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT