BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu kez ağlattı!

Bu kez ağlattı!

Ağlamak, gülmek, vurmak, sevmek hepsi insana has duygular. Aşığı yollara düşüren ve maşukunu aratandır duygular. Bir filizin toprakta hayat bulması gibi can verendir duygular. Hiç düşündünüz mü sevgiyi sadece kendinize sakladığınızda ne işe yarıyor diye?



üle Güle diyoruz ve sözü size bırakıyoruz. Neden bu denli eleştiri aldı? Z.A : Güle Güle üzerine herkes birşeyler söylüyor. Hergün gazeteyi açtığımda farklı yorumlar okuyorum hem de uçlardaki insanlardan geliyor bu yorumlar. Türkiye’de biliyorsunuz insanlar hep uçlardadır, gri renk yok gibidir. Bence bu tartışma ortamını insanlara yaşatmak güzel çünkü yitirdiğimiz birçok değeri bu filmi eleştirirken hatırlarız . Bu değerleri niçin yitirdiğimizi bence kendi kendimize sormalıyız. Evet birçok değeri yitirdik ve bunun için karşımızdakini ya da kurumları suçlamaya hakkımız yok. Dostluğu, sevgiyi, aşkı, paylaşmayı ne bileyim hoşgörüyü, özveriyi yitirmişseniz kendi kendinize sorgulayın niye yitirdiğinizi. Ha; bu kaybedişte suçlular vardır muhakkak; acaba deneseydik ve sahip çıksaydık bu değerleri yitirmeyebilir miydik? Bana kalırsa evet bu değerler kazanılırdı. Biz Güle Güle’de adada yaşayan gerçek dostların, büyük şehirdeki keşmekeşle kaybolup giden dostluğu ön plana çıkararak sorgulamaya sebep olduk. Konu adada yaşanıyor çünkü şehirde bu duygular muhafaza edilemezdi. Güle Güle’yi eleştirenler duygu yoğunluğunun çok fazla olmasından şikayet ediyorlar. Dehşetle şuna şahit oluyorum duygulardan o kadar uzaklaşmışız ki, ağlamaya bile tahammülü yok bu insanların. Öylesine duygusuz, mekanik adeta robot insanlar halini aldık ki, medeniyet bizi öylesine garip bir yalnızlığa itti ki duygusal bir film için, “Neden duygu yoğunluğu olan bir film yaptınız” diyorlar? Böyle saçma bir şey olabilir mi ya! Bazı dehalara (!) katlanıyoruz Acaba şimdiye kadar hep bizi güldürmelerine alıştığımız Zeki-Metin ikilisinin ağlatması mı yadırgandı? Z.A : Olur mu öyle şey, yadırgamamaları lazım. Biz çok güldürürken ağlattık insanları. Ha şaşmış olabilirler şaşırmanın tepkisi böyle olmaz. Bizi sadece güldüren komikler olarak görmeye başlamışlardı oysa biz oyuncuyuz, senaryo neyi gerektirirse biz onu hayata geçiririz. Hep de bunu yaptık. Bu bir. İkincisi; yazarlar vardır moda üzerine yazar, yazarlar vardır politika yazar. Kimi spor, kimi magazin üzerine yazar. Birtakım yazarlar var, bunların hepsini yazdığını sanıyor. Modadan yazıyor, spordan yazıyor, politikadan yazıyor bir de kalkıp filmi eleştiriyor. O deha ya, her konuda yazabilir... Neyse biz bunlara da katlanıyoruz. İyi oyuncular rolüyle tam manasıyla bütünleşen kimselerdir. Bu rolde sizi kendine bağlayan özel bir yön var mıydı? Yani bu rol sizi içine çekti mi? Z.A : Sana ilginç bir şey söyleyeyim. Şayet senaryo benim önüme getirilse bir rol seç deseler, kesinlikle seçeceğim rol bu olurdu. (Neden?) Duyguları önde olan birisi , çocuk yönü ön planda ve eski bir sinema makinisti. Ben sinemayı çok severim ve makinistin filmlerle yoğrula yoğrula nasıl bir duygu yaşadığını çok iyi bilirdim. O bakımdan çok sevinerek oynadım. Abartılı bulanlar var ama yapabileceğim bir şey yok çünki İsmet bu; İsmet deli dolu, İsmet abartılı, İsmet çocuk, İsmet’in takıntıları var . Bence çocuk yönü önde olan en sevimli tip İsmet ve ben bu rolü doğru oynadığıma inanıyorum . Biraz önce, “Şehirde böylesine köklü dostlukları yaşamak zor” dediniz. Biz biliyoruz ki Zeki Alasya ve Metin Akpınar şehirde, hem de İstanbul’da böylesine bir dostluğu doya doya yaşadılar. Bunu nasıl açıklıyorsunuz. Z.A : Ben büyük şehirlerde aynı aparmanda komşusunu tanımayan, selam bile verilmeyen ortamlar için bu yorumu getirdim. Yanlış mı? Artık insanlar birbirlerini tanımaz ve sevmez oldu. “Kalabalıklar içinde yalnız kalmak” artık deyim haline geldi. Zaman zaman dile gelir, ben bu sözü sevmesem de doğrudur. Bu söz belki de kalabalığın kabul edilebilir ölçünün üzerinde olmasından dolayı söylenen bir laftır. Biz Metinle yıllarca kalabalıklar arasında yalnız kalmamayı becerdik. Hele aynı ipte oynayan iki canbaz misali iki kişinin yıllarca ortaklığını sürdürebilmesi büyük bir başarı tabii. Dünya rekoru bizde. Dilin kemiği yok Ancak bir ara kırıldınız galiba. Aranızda soğukluk vardı. Z.A : Kırılmadık. Ancak dilin kemiği yok. Sizin öyle üstünüze gelirler ki bazen açıklar verirsiniz. ( Bu açıkları siz mi verdiniz?) Daha çok Metin verdi. Çok uzun yıllar birlikte olduğunuz kişilerle tabii ki fikir çatışmalarınız , düşünce bazında ayrıldığınız noktalar olur. O dönem moralimizin çok bozuk olduğu bir dönemdi. Bir TV kanalından çok büyük zararlar görerek ayrıldık, ve o dönem için iş yapmamaya karar aldık. Bu kararı Metin aldı ben de onu kabul ettim ki benim ekonomik olarak kabul etmem mümkün değildi. İşte bu dönemde biz hiçbir iş yapmadık;hemen herkes ayrıldınız mı demeye başladı. İşin garibi bizim Metin’le birlikte çalışmaya başladığımız ilk yıllardan itibaren söylenegelen bir söylentiydi bu hiç bitmedi. İşte bu dönemde ileri geri laflar edildi, aile fertleri bile zaman geliyor aile içinde böyle laflar söyleyebiliyor. Olay bu.... Ya Propaganda filminde bulunmamanız. Çünkü birçok kişi sizin ayrılığınızı bu filmden sonra konuşmaya başladı.... Z.A : Bu fim iki kişilik bir filmdi ve Sinan Çetin açık açık niçin Kemal Sunal’ı tercih ettiğini anlattı. “Babama benzediği için onu tercih ettim” dedi. Ha bu tercih meselesidir, aynı teklif bana yapılsaydı ben kesinlikle Metin’siz oynamazdım. Buna da kırgın değilim çünkü biz aynı şekilde davranacağız, yada aynı düşünceleri paylaşacağız diye bir şey sözkonusu değil. Karşınızdaki insanı iyi tanırsanız, ve onu artısıyla eksisiyle kabul ederseniz onun yaptıkları sizi rahatsız etmez. Ben de Metin’i iyi tanıyorum. Ayrıca ben çok tahammüllü ve sabırlı bir insanım o yüzden çok çabuk kırılmam . Benim üzüntüm bizi birlikte tanıyan ve seven insanlar çok üzüldü, ben buna kırıldım. Yani onca insanı üzdüğümüze üzüldüm... Bir de bizim Metin’le o dönem için ortak projemiz yoktu, eğer ortak proje yapmamak ayrılmaksa evet o dönem için ayrıydık şimdiyse GÜLE GÜLE filmiyle birlikteyiz. Oskar’a aday Güle Güle için çok iddialı konuştunuz. Oskar alacak diye.... Z.A : Orda da beni yanlış anladılar. Ben Güle Güle için söylemedim. Ben beş altı ay öncesinde, “Bizden bir film Oskar alacak” dedim. Ben dünyayı iyi takip eden birisiyim. Gördüğüm kadarıyla Akademi, Büyük Reis Amerika bu taraflara doğru bir şey uzatıyor “Hadi alın” diye. Mesela İran aday oldu geçen sene. Türkiye’de böyle bir hareket yok, enternasyonal film yapın. Bütün dünya insanlarının ortak meselelerini anlatan bir film olsun bu; İşte Güle Güle böyle bir film.... Benim iddiam; “Böyle bir zamanlamayı iyi değerlendirip, bu ödülleri alalım” dedim. Bu yorumu yaptığım insanlar da “Zeki Alasya, Oskar peşinde” dediler. Tabii Oskar peşindeyim, çünkü ben oyuncu olarak çok iddialıyım. Haa, bir de duygu yüklü bir film diye eleştiri alıyoruz; ben bu eleştirenlere soruyorum: Duygusuzluktan ne geçmiş ellerine, ne kazanmışlar? İnsanlar filmi teknik açıdan, oyunculuk açısından eleştirebilir ama duygu yoğunluğu var diye eleştirmek biraz duygusuzluk oluyor. Bas bas bağırmak geliyor içimden böylesine güzel, duygusal film yaptım diye... Tiyatro bitti mi? Z.A : Bitti demiyelim. Bitti lafında bir nokta var. Sadece virgül koyduk. Bu kadar koşuşturma içinde ona nasıl vakit ayırırım bilemiyorum güzel bir proje çıktığında mutlaka tiyatro yapacağım. Duygusal bir insan mısınız? Z.A : Ben genelde de sulu gözlü bir adamım. İnsanları hep güldürürken ön planda olduk ama gözyaşlarımızın aktığı da çok olmuştur. Bir de sanıyorum bu yaşla alakalı, kader birliği yaptığınız insanlar bir bir çekip gidiyor. Film seyrediyorum, eski bir film; bakıyorum cenaze merasimi gibi geliyor bana. Tabii bu insana dokunuyor. Ölüm gelirse başımla bir ancak sıralı gelsin derim. Genç yaşta çok fazla akrabamı kaybettim o yüzden genç ölümlere üzülüyorum. “Hayattaki en yüce mutluluk sevildiğimize inanmaktır” der Victor Hugo, Zeki Alasya gibi sanatı uğruna çok çaba sarfetmiş, gerçek sanatçılar hayattaki en yüce mutluluğu yakalamış insanlar. Ne mutlu onlara... Eğer bir saatlik mutluluk istiyorsanız uykuya yatın. Bir günlük mutluluk istiyorsanız, balığa gidin. Bir aylık mutluluk istiyorsanız, mirasa konun. Ömür boyu mutlu olmak istiyorsanız, birine yardım edin. Çin atasözü Atasözü üzerine ne söylenebilir ki herkes kendi payına düşeni alsın... Zeki Alasya iş hayatına “balıklama” daldı ... Balıklama sizin hayatınızda önemli bir yere sahip galiba ? Z.A : Ben balığa asla doyamam. Balık yerim yerim yine de doyamam, bir ara boşlukta kalmıştım ve balık lokantası açmaya karar verdim. Öyle gurmelik gibi bir iddiam yok ancak son bir yıldır hayatımın vazgeçilmezlerinden oldu..... Peki Zeki Alasya’nın hayatının vazgeçilmezleri nelerdir? Z.A : Sinema adına, tiyatro adına kısacası yaptığım işler adına mücadele ettim ama bu mücadeleyi hiç kişiselleştirmedim. Düşene hiç vurmadım ve seviyesiz eleştirilerde bulunmadık bizler....İşte bu yüzden eleştirdiğimiz insanlar bile gülümseyerek seyretti kendilerine yapılan hicivleri. Bilmem söylememe gerek var mı insanları ve yaptığım işi çok sevmem ve bu uğurda fedakarlıkları bile vazife kabul etmemi ?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT