BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kötülükler gibi, iyilikleri de gizlemelidir

Kötülükler gibi, iyilikleri de gizlemelidir

İnsan, yaptığı kötülükleri gizlediği gibi, iyiliklerini de gizlemelidir. Bu sebeple yapılan her işi, insanların değil, Allahü teâlânın beğenmesi, rızâsı için yapmalıdır...



İbâdetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lâzımdır. İhlâs, gerek beden, gerek mal ile yapılan bütün ibâdetleri, Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibâdette, ihlâs olmaz, riyâ olur. Bunlara sevâb verilmez, günâh olur, azâb yapılır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: BEDENİN DÖRT YAPI MADDESİ “İnsan ve hayvanların bedeni dört şeyden yapılmıştır. Bunlar toprak maddeleri, su, hava ve harâret. Birbirine benzemeyen, bu dört şeyin ihtiyâçları vardır. Bedendeki harâretten dolayı, insan ve hayvanlar, kendini beğenmekte, üstün görmektedir. Şehvet ve gadab kuvvetleri ve başka kötülükler, bu dört şeyden ileri gelmektedir.” İnsanların ve hayvanların tabîatının istediği bu şeylere, içgüdü denilmektedir. Akıllı kimse, bu istekleri İslâmiyyetin izin verdiği gibi kullanır. Aklı dinlemeyenler ise, nefse uyarak, mubâhlardan dışarı taşar, günâha girerler. Çünkü nefis, bu istekleri, mubâhların dışına çıkarmaya zorlayan bir kuvvettir. İnsanların duygu organları ve hareket sinirleri, kalb ismindeki bir kuvvetin emrindedir. Bedenin dört yapı maddesi ile nefis ve kalb kuvvetlerini bir arada tutan, çalıştıran kuvvet de, rûhtur. İnkâr edenlerin ve günâh işleyenlerin nefisleri azmış, kalbi ve rûhu kaplamıştır. Bu üç kuvvet birleşmiş gibi olup nefsin istediğini yapmaktadırlar. İslâmiyyete uyunca, bu üç kuvvet birbirinden ayrılıp, kalb ve rûh kuvvetlenir ve nefis zayıflayarak, kalb ve rûh, nefsin baskısından kurtulur ve temizlenmeye başlar. Böylece her ikisi de, işlerini Allahü teâlânın rızâsı için yaparlar. İLİM TALEBESİ İLE TÜCCAR Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, bütün işleri, Allahü teâlânın rızâsı için yapmak lâzım olduğunu, şöyle bir misâl ile anlatır: “Nişâburlu bir ilim talebesi ile bir tüccar yol arkadaşı olurlar. Talebenin, çok fakir olduğu için ayağında giyecek bir ayakkabısı yokmuş. Tüccar, çıplak ayakla yürüyen talebenin hâline acır ve kendisine bir çift ayakkabı alıverir. Yolculuklarına bu şekilde devam ederken tüccar, talebeye ikide bir; -Ey talebe! Yolun düzgün yerinden yürü, sivri taşlara basma, ayaklarını sürüme, dikenli yerlerden gitme, ayakkabıyı eskitme, diye tenbihlerde bulunmaya başlar. Talebe, bu sözlere önce sabreder, ses çıkartmaz. Fakat bu tenbihler sık sık tekrarlanınca, talebeyi usandırır. Sonunda bu hâle dayanamayan talebe, ayakkabıları çıkarıp tüccarın önüne koyar ve; -Ey efendi, ben senelerce yalın ayak seyâhat ederim. Kimse bana bunun için bir şart koşmamıştır. Şimde sana, verdiğin bu ayakkabılar sebebi ile mahkûm olamam, kusura bakma, der. Bunun için, yapılan hayır ve hasenât karşılıksız olmalı, Allahü teâlânın rızâsı için yapılmalıdır.” Yahyâ bin Mu’âz hazretleri, bir gün ilâç içer. İlâcı içtikten sonra hanımı; -Odada biraz dolaşsan iyi olur deyince, Yahyâ bin Mu’âz hazretleri; -Gezmeye bir sebep göremiyorum. Otuz senedir hesâp ediyorum. Allah rızâsı için olmayan bir harekette bulunmadım buyurur. Zira bu büyükler, din için niyyet etmedikçe hareket etmezler. “GEÇMEYEN PARA GİBİ!..” Seyyid Emir Gilal hazretleri, talebelerine şöyle vasiyet eder: “İlim öğrenerek Muhammed aleyhisselâmın yoluna tâbi olmaktan asla ayrılmayınız. Her işinizi Allah rızası için yaparsanız, kurtulursunuz. İhlâssız yapılan amel, üzerinde padişahın mührü bulunmayan geçmez para gibidir. İhlâs ile yapılan az amel, Allahü teâlâ indinde çok amel gibidir. İhlâssız amelin kıymeti yoktur. Yaptığınız her ibâdeti ve işi, ihlâs ile yapınız. Böylece Allahü teâlânın rızâsını kazananlardan olursunuz.” Netice olarak insan, yaptığı kötülükleri gizlediği gibi, iyiliklerini de gizlemelidir. Bu sebeple yapılan her işi, insanların değil, Allahü teâlânın beğenmesi, rızâsı için yapmalıdır. Din büyüklerinin buyurduğu gibi: “İşlediğiniz günahları gizlediğiniz gibi, yaptığınız iyilikleri de gizleyiniz! Muvaffak olmuş kimse diye, yaptığının faydasını, âhirette görene denir.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT