BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karşındakini anlamak gerekmez mi?

Karşındakini anlamak gerekmez mi?

Önceki makalem, devlet eliyle uygulanan “psikolojik harekât” üzerineydi. Toplumu meydana getiren mozaik parçalarını birbirine saldırtan politikalar hakkında yani.



Önceki makalem, devlet eliyle uygulanan “psikolojik harekât” üzerineydi. Toplumu meydana getiren mozaik parçalarını birbirine saldırtan politikalar hakkında yani. Biraz daha derinleştireyim istedim o mevzuu. Ekonomik ayağı eksik kalmıştı çünkü. George W. Bush, Amerika’nın Orta Doğu politikalarını açıklarken, dünya âleme “ya yanımızda olursunuz, ya da karşımızda” şeklinde bir mesaj vermişti. ABD, 72 milletten meydana geliyor. Bush, ya da herhangi bir ABD Başkanı, kendi ülke insanlarının bir kısmına aynı mesajı verebilir mi acaba? Velev ki verdi; Amerika’da dirlik ve düzenlik kalır mı? Bu sorunun cevabını bulmak için uzağa gitmeye gerek yok aslında. Kendimize bakalım yeter! Maalesef, Türkiye’yi yönetenler söylüyor bu sözleri ve dolayısıyla, ülkede ne dirlik var, ne düzenlik! Sözün kuyruğunu nereye bağlayacağım hususunda sizi fazla meraklandırma niyetinde değilim. TÜRKONFED Başkanlar Konseyi geçen hafta sonu Bodrum’da toplandı. TÜRKONFED Başkanı Celal Beysel, Türkiye’nin başarıyla uyguladığı makro ekonomik reformları mikro ölçeğe taşıyamadığına dikkat çekti ve bu olumsuzluktan en fazla KOBİ’lerin etkilendiğini belirtti. Haksız da sayılmaz hani. TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in konuşmasına hassaten dikkat ettim. Son günlerde TÜSİAD polemik konusu olup çıkmıştı çünkü. Anayasa değişikliği sürecinde başlayan polemik, referandum tamamlanmış olmasına rağmen hararetinden bir şey kaybetmeden sürdü, sürüyor. Kim kime hangi maksatla ne söylüyor? Kafamı meşgul eden bu sorunun cevabını aramak için gittim Bodrum’a biraz da. Ki, biz oradayken Bülent Arınç’ın sert sözlerine muhatap oldu Boyner. Boyner, Türkiye’nin global krizden az hasarla çıkışında bağımsız denetleyici ve düzenleyici kurumların da önemli rol oynadığına işaret etti. Merkez Bankası gibi özerk kurum ve kuruluşların performansının ciddi etkisi olduğunu vurguladı. O kurumlar bu övgüleri fazlasıyla hak ediyorlar tabii. Boyner konuşmasının bir yerinde, “Yatırım ortamını kolaylaştıran bu aktörlerin yanı sıra, tarafsız ve hızlı işleyen bir adalet sistemi de lazım” dedi. Bu söz de haklılığı tartışılmaz bir söz. Kim ne diyebilir ki? Hemen ardından da, “Aynı zamanda” dedi Boyner. “Kaynakların ne şekilde dağıtılacağı, teşvik mekanizmalarının nasıl ve hangi amaçlarla uygulanacağı da önem kazanıyor.” Siyasi otoriteye gönderme var bu sözün altında: Kaynakları hangi amaçla dağıtacaksın? Boyner’in bu sözleri iddia içermiyor elbette ki ama piyasanın özel sohbetlerde sıkça dile getirdiği bir mesele bu. “Anadolu sermayesi-İstanbul sermayesi” tartışmalarını da buna ekleyince; endişenin boyutu daha da büyüyor. İktidarın ne yapıp edip bu endişeyi izale etmesi gerekiyor. Kurumlar ve firmalar arasında her tür sürtüşme olabilir. Rekabet var çünkü. Nispeten hoşgörüyle bakılabilir bu tartışmalara. Ancak, devleti yönetenler herhangi bir sivil toplum örgütüne “sen kim oluyorsun” der ve onu bir nevi hedef haline getirirse; vahim sonuçlar doğması kaçınılmaz olur. Dikkat etmek lazım!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT