BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ermenistan protokollerinin 1. yılında Türk-Azeri ilişkileri

Ermenistan protokollerinin 1. yılında Türk-Azeri ilişkileri

Ne Türkiye ne de Ermenistan parlamentolarının onayladığı metinler yürürlüğe giremediği gibi, iki ülke arasında “futbol diplomasisi”yle başlatılan sıcak havanın da yerinde bugün yeller esiyor.



SICAK HAVA GERİDE KALDI Ne Türkiye ne de Ermenistan parlamentolarının onayladığı metinler yürürlüğe giremediği gibi, iki ülke arasında “futbol diplomasisi”yle başlatılan sıcak havanın da yerinde bugün yeller esiyor. AZERBAYCAN HÂL KIRGIN Protokoller imzalanırken Azerbaycan’la yeterli koordinasyon kurulamadı. Aradan bir yıl geçmesine rağmen Azerbaycan’daki kırgınlığın tam olarak ortadan kalkmadığı görülüyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermeni mevkidaşı Eduard Nalbantyan arasında, ABD, Rusya Federasyonu ve Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarının gözlemciliğinde iki protokol metninin imzalanmasının üzerinden tam bir yıl geçti. İmza töreninden sonra uluslararası gazetelere atılan başlıklarda ekseriyetle protokollerin “tarihî bir adım” olduğunu öne çıkartıyor, Davutoğlu ve Nalbantyan’a övgüler düzüyordu. Aradan geçen süre zarfında bu protokoller anlamını tamamen yitirdi. Ne Türkiye ne de Ermenistan parlamentolarının onayladığı metinler yürürlüğe giremediği gibi, iki ülke arasında “futbol diplomasisi”yle başlatılan sıcak havanın da yerinde bugün yeller esiyor. Anlaşılan geçen yılın popüler diplomatik sloganı olan “komşularla sıfır sorun” artık “Ermenistansız” devam edecek. Protokoller imzalanırken Azerbaycan’la yeterli koordinasyonun kurulmamış olmasının kabul edilemezliğini; Ermenistan’la yürütülen gizli müzakerelerin tutanaklarının Azerbaycan’a Türkiye tarafından değil de, Rusya tarafından verilmesinin telafisi mümkün olmayan bir güvensizliğe sebep olduğunu; TBMM’nin asla bu protokolleri onaylamayacağını, Azerbaycan’ın mutlaka gönlünün alınması gerektiğini daha önce defalarca dile getirmiştim. Protokollerin üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen Azerbaycan’daki kırgınlığın tam olarak ortadan kalkmadığını görmekten üzüntü duydum. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı’nın Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından 7 Ekimde Bakü’de düzenlenen “Türkiye-Azerbaycan İlişkileri” başlıklı panelde iki ülke arasındaki ilişkiler tüm yönleriyle ele alınırken, toplantıya katılanların soruları ve yorumları tek bir nokta üzerinde yoğunlaşıyordu: Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkilerinde ne yapmak istediği. Başbakan Erdoğan’ın Azerbaycan Milli Meclisi’nde yaptığı konuşmada “Ermeniler Karabağ’dan çekilmeden Türkiye’nin sınır kapısını açmayacağı” yönünde teminat vermiş olmasına rağmen, protokoller sırasında oluşan güvensizlik -Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini tamir edilemez biçimde bozmak isteyen çevrelerin de sistematik girişimleriyle- öylesine derinleşmiş ki, Ankara neredeyse yazılı taahhütte bulunsa, Bakü yine de tam olarak rahatlamayacak gibi gözüküyor. STK’LAR DA DEVREYE GİRMELİ Peki ne yapmak lazım? Başbakan Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev arasında İstanbul’da 15 Eylülde imzalanan “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi” kurulması yönündeki anlaşma çok önemli bir adımdır. İçi doldurulabildiği takdirde, Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in “tek millet, iki devlet” yaklaşımının yeniden süratle hayata geçirilmesi mümkün olabilir. İki ülke arasındaki iş birliği bundan sonra sadece devlet organları arasında değil, sivil toplum kuruluşlarından, meslek odalarına kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde toplumların tüm kesimlerini ihtiva eden çok boyutlu bir mekanizma içinde yürütülmelidir. Dilleri, dinleri, soyları, kültürleri, gelenekleri aynı olan Türkiye ve Azerbaycan halklarının birbirlerini yeterince tanımakta olduklarından söz edemeyiz. Basınımız Azerbaycan gelişmelerine yeterince yer vermediği gibi, zaman zaman Türkiye’yi hedef alan bazı münferit olaylar tüm Azerbaycan halkına mal edilerek haberlerde yer alabilmektedir. Aynı şekilde, Azerbaycan’da da, Türkiye ile güçlü bağların kurulmasını istemeyen, çoğu Rusya ve İngiltere ile ilişkili çevreler maalesef vardır. Ama bu örgütlü bozguncuların karşısında duran, her hal ve şartta Türkiye ve Azerbaycan’ın kardeşliğine gölge düşürecek hiçbir eyleme izin vermeyecek çok büyük bir çoğunluk da söz konusudur. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliğinin öznesi işte bu “çoğunluk” yani kardeş Türkiye ve Azerbaycan halkları olmalıdır. Devletlerin dikkatlice koordine etmesi hâlinde, iki ülkenin sivil toplum örgütleri, iş adamları, üniversiteleri ve diğer devlet-dışı kesimleri yoğun iş birliği içine girmek için hazırlıklı ve isteklidirler. Azerbaycan’la yeni bir döneme girerken, protokoller sırasında yaşanan gerginliklerin bir daha tekerrür etmemesi için başta Türkiye dışişleri bakanlığı olmak üzere, devletin tüm organlarının daha dikkatli davranmalarının gerektiği de açıktır. Bundan böyle Ermenistan’la ilişkiler söz konusu olduğunda, bin düşünüp, bir adım atılmalıdır. Ne demiş Dedem Korkut: “Eski pamuk bez olmaz, qarı düşman dost olmaz.” DÜNYA TANIKLIK ETMİŞTİ Türkiye ile Ermenistan arasında protokollerin imza töreni 10 Ekim 2009’da İsviçre’nin Zürih kentinde yapılmıştı. Protokolleri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan imzalamış, törene; ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ve AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana da katılmıştı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT