BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bütün gece ağlamıştı...

Bütün gece ağlamıştı...

Kezban iri gözlerini dehşet içinde açarak bağırdı: - Aboooo! Demek kaçmış ha? Kocasına döndü, heyecanla olanları anlattı. Büyük oğlu görmüştü bir arabaya bindiğini.



Kezban iri gözlerini dehşet içinde açarak bağırdı: - Aboooo! Demek kaçmış ha? Kocasına döndü, heyecanla olanları anlattı. Büyük oğlu görmüştü bir arabaya bindiğini. Sonra da ne olup bittiğini öğrenememişti. Halil şaşkın bir tavırla kızdı karısına: - Niye söylemedin akşam yahu? Cahilce omuzlarını kaldırdı: - Ne bileyim ben, bir yere gitti sandım. Seher abla da gitti peşinden. Sonra ne oldu bilmiyorum ki... Halil kısa boylu, tıknaz, sevimli bir adamdı. Yüzünde doğululara has sert bir ifade vardı. Kara kaşları altında iri siyah gözleri parlıyordu. - Abla, yapabileceğimiz bir şey var mı? Omuzlarını kaldırdı Seher. Başını iki yana salladı: - Yok oğlum, ne yapacaksın ki... Gidip iş yerine konuşacağım bugün. Bakalım oradan bir bilen var mı? Soysuzun birinin peşine takılıp gitmiş. Kalakaldım böyle tek başıma. Nerededir, ne yapar, başına ne gelir? Ağlamaya başlamıştı. Bütün gece düşündükçe ağlamış, çaresizlikten gözyaşı dökmekten başka yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı. Kezban yan gözle kocasına bakarak mırıldandı: - Gel abla, bir bardak çay koyayım sana, hazır sıcak çay var... - İstemem Kezban, sağ ol, bir an önce gideyim. Usulca kalktı. Ayakta zor duruyordu. Acı bir gülümseme belirdi dudaklarında. - Çocuklar kötü harcadı beni... Onların acıyan bakışları altında eve girdi. Namazını kılıp dua etti rahatlamak için. Hemen pardösüsünü geçirdi sırtına. Başını bağladı, evi kilitleyip çıktı. Halil’le birlikte yürüdüler minibüs durağına kadar. Beklemişti adam yoldaş olmak için. Yol boyu teselliye uğraştı zavallı kadını. Başka bir şey gelmiyordu elinden. Durakta ayrıldılar. Buğulu gözlerle baktı ardından Halil. Seher minibüsün en arkasına oturdu. Yol bitmek bilmiyordu sanki. Kadıköy’e geldiklerinde asırlar geçmiş gibiydi. Hızlı adımlarla yürüdü atölyeye doğru. Bir umutla çıktı merdivenleri. Atölye sahibi kıvırcık saçlı, kalın çerçeve gözlüklü adam merakla baktı onun yüzüne: - Buyur hanım, ne istedin? - Beni tanımadın mı? Ben Şehnaz’ın annesiyim. Kaşlarını kaldırdı adam. Suratı gerildi: - Haa, tamam, nerede Şehnaz? Gelmiyor iki gündür? Parasını keserim haberin olsun. Güçlükle yutkundu. - Başımıza bir iş geldi beyim, kız kaçtı. - Hoppala! Nereye kaçtı yahu? - Bilsem, bir bilsem beyim, izin ver şu kızlarla bir konuşayım, arkadaştırlar, belki bir şeyler bilirler. Kıvırcık saçlı adam bir iki saniye durakladıktan sonra kafasını kaldırıp makine başındaki kızlara doğru bağırdı: - Leyla, gel buraya. Genç kız adeta zıplayarak geldi. - Bak bu hanım Şehnaz’ın annesi... Şehnaz gitmiş. Şaşkınlıkla ağzını açtı genç kız. Soru dolu gözlerle bakıyordu karşısındaki çaresizliği gözbebeklerine yansıyan kadına. Seher ağlamaklı bir sesle atıldı: - Kızım, güzel kızım, anlat bana hele, Şehnaz gitti, biliyor musun bir şeyler, kimdir o beyaz arabalı adam, gelmiş akşam vakti, kaçmış onunla... Ben ölü toprağı serpilmiş gibi uyumuş kalmışım. Bir baktım kız yok. Kimdir bu soysuz, neyin nesidir? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT