BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eyvah! Çocuğum soru soruyor!

Eyvah! Çocuğum soru soruyor!

“Ölen o teyze nereye gitti anne?”, “Çok dua edersem geri gelir mi?”, “Anne, ben nasıl doğdum?”, “Balıklar su içer mi?”, “Kaplumbağa yersem ölür müyüm?”... Ve bitmeyen, ardı arkası gelmeyen sorular. Ona bir cevap vermeliyiz. Ama nasıl?



> Sinem Bütün Eğer bir çocuğumuz varsa ya da herhangi bir çocukla uzun süre vakit geçirmişsek çocukların, cevaplandırılması zor soru sorma konusunda ne kadar usta olduklarını çok iyi biliriz. Hayatı, alacakları cevaplarla anlamaya çalışan bu genç beyinler, sorularıyla bizleri türlü türlü testlere tabi tutmaya bayılırlar. Aslında onlar, yaptıklarının farkında bile değiller; ama onların merak dolu bakışlarının ve iri iri açılmış gözlerinin karşısında “Şimdi ne desem?” sorusuyla baş başa kalmak, kabul etmek gerekirse çok da keyifli değil. İşin en acı tarafı ise bu testlere hiçbir zaman hazırlıklı olmamamız. Tam işimizin ortasında, en uyuşuk zamanımızda, evde, sokakta, trafiğin en yoğun olduğu anda sordukları bir soruyla hayatımızdaki en tereddüt dolu, endişeli, kafa karıştırıcı anı yaşamaya başlarız. Bu sorular tabiri caizse öyle “sıkı” sorulardır ki bulunduğumuz ortamdan bir anda kaçıp gitme isteği duyarız. ZOR SORULAR En zor soruları genelde ölüm, doğum, ciddi bir hastalık, doğa olayları, derinden etkileyen bir durum ya da terör, savaş, doğal afet gibi uluslararası bir trajedi üzerinedir. “Ölen o teyze nereye gitti anne?”, “Çok dua edersem geri gelir mi?”, “Sen de ölecek misin baba?”, “Anne, ben nasıl doğdum?”, “Balıklar su içer mi?”, “Kaplumbağa yersem ölür müyüm?”, “Bu insanlar neden savaşıyor?”, “Benim yüzümden mi ayrıldınız anne?”, “Şimdi o amca öldü ya, geriye bir canı mı kaldı abla?” Çocuklar, bu ve benzeri soruları sorar. Gördükleri her şey, hayret duygularını kışkırtır ve onu tanımak için ellerinde olmayan bir eğilim duyarlar. Hiç ama hiçbir şey merak duygularının dışında kalmaz. Sadece gördükleri için değil, görmedikleri; ama var olduğunu öğrendikleri şeyleri de merak ederler. Bıkmadan, usanmadan her yeni şey için sorar, sorar, sorarlar! Günümüzde bilgisayarlar çocukların oyuncağı hâline gelmiş durumda. O hâlde, çocuklarımızın doğru ya da yanlış, hiçbir süzgeçten geçmemiş, neredeyse sonsuz bilgiye çok kısa zamanda ulaşabilecekleri bu çağda, edinecekleri ilk bilgileri kendi başlarına bulmalarına izin vermememiz gerekiyor. CEVAP YAŞINA UYGUN OLSUN İlk başta aklımıza: “Vereceğim bilgi ne olmalı?”, “Ne kadar olmalı?”, “Cevabım, onun yaşına uygun olur mu?”, “Bunu bilmese daha mı iyi olur?”, “Bazı şeylerle yüzleşme vakti geldi mi?” gibi birçok soru gelebilir ve bunlara cevapta zorlanabiliriz. Sonuçta çocuğumuza mercimek çorbasının nasıl yapıldığını anlatmayacağız, ona yukarıda da belirttiğimiz gibi hayat, ölüm, doğum, savaş, terör gibi ciddi konulardan bahsedeceğiz. O hâlde doğru olanı, yaşına uygun kelimelerle ve mümkün olan en basit hâliyle anlatmak zorundayız. Tecrübe ve birikimlerimizden tamamen habersiz yavrumuzla “nutuk çekme” şeklinde bir iletişime girmekten kaçınmalıyız. Bunu yaparken çok zorlanıyorsak bir kitaptan, kaynaktan, uzmandan, deneyimine güvendiğimiz bir yakınımızdan yardım almak bizim için en sağlıklı yol olacaktır. Mademki soru sormak çocuğun eğitimindeki en temel itici güçtür, o hâlde verdiğimiz cevaplarda “gerçekçi” ve “samimi” olmayı bilmemiz gerekir. PENCERELER Utku Öztürk utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” Justadam Ne Dali ne Enistein, kravatı o şekil bağlamayı aklına getiren insanın beynini incelemek istiyorum. musmulapenguen “Market alışverişinde kasadan bol bol poşet alayım da evde çöp kovasına takarım” diye düşünmüyorsan Türklüğünden şüphe ederim. carlinin_melegi Kızlar! Erkekler peşinizden koşuyor diye sevinmeyin. Erkekler, topun da peşinden koşuyor; ama tekme atmak için! burakdonertas Sosyal ağlar günümüzün kahvehanesi gibi. Ülkeyi buradan kurtarıyor, takıma buradan taktik veriyoruz, gerekirse adam da topluyoruz. penguen Misafirlikte uyuyan ve kucakta taşınıp sabah gözlerini evinde açan bir millet olarak bir yerden bir yere ışınlanmayı ilk bizim bulmamız gerek. pinkfreud 10.10.2010 gibi nümerik günlerin kadın bünyesinde gıdıkladığı tek etki: “Bugün de evlenemedik :( emrefid5 Bebekken suluğu, ilkokulda matarayı daya ağzımıza. Ondan sonra evde su şişesini kafaya dikince adam öldürmüşüz gibi bağır. Olmaz anne bu iş! engtchremR Hoşlanmadığınız insanlara da güler yüzlü olmaya “ikiyüzlülük” değil; “büyümek” denir. istiklalakarsu -Ben: Yıldız Savaşları var mı? -Korsan CD’ci: Yok abi. - Peki Star Wars var mı? - Onun komple serisi vaR. acimasiztweet Erkek dediğin Google gibi olacak, eşi “kre” derken bunu mu demek istedin hayatım diyerek “kredi kartını” verecek! mesutbahtiyar Atan alır sisteminin olduğu mahalle futbolu devam ettikçe dünya çapında forvetimiz olmaz. Gençler uzaktan şut çekmeye korkuyorlar. evis Yaprak Dökümü, Çocuklar Duymasın, Var Mısın Yok Musun, bi de “Kapatıyoruz” yazıp 5 yıldır kapanmayan mağaza... Bunların hepsi aynı kişinin. ceriLevis Evlenmek için 10.10.2010’un istenmesi nikâh dairelerinde yoğunluğu artırmış. İstersen 11.11.1111’de evlen, erkek yine unutur o yıl dönümünü. 1dilegim, Sevmekten korkmak mı? Sevmekten korkanın çocuğu olmaz arkadaşım. mutluluktaklidi Kadının hası: Çocuklarıyla kocası evin içinde top oynarken ses etmeyen, hatta 2 sandalyeden yapılan kaleye geçendir. Öyle bi kadın olucam ben. 100numara Bazen birine bir şey yazarsın, silersin, yazarsın, silersin, yazarsın, silersin... O hiçbirini okumamış olur; ama sen hepsini demiş olursun. tootsieroll “En kurnaz hayırsever” beratı Türklere verilsin. Arkadan ambulans geldiğini görür görmez yol veren, geçer geçmez de arkasına takılan kim var başka. SALİH UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Mahalle baskısı Geçenlerde oğlumu berbere götürdüm. Çocuk tıraş olurken ben de gazeteleri karıştırıyordum. Birden berber, oğluma: “Sen hangi takımı tutuyorsun bakalım koçum?” dedi. Kayınbiraderim ve kuzenlerinin yoğun çalışmaları neticesinde 2 yaşından beri bu soruya hep aynı cevabı veren oğlumun dudaklarından üç hece dökülüverdi: “cim bom bom” Birden aynada berberle göz göze geldik. Makas şakırtısı kesildi, buz gibi bir hava esti. Konuyu değiştirmek için: “Acaba enseyi biraz daha mı alsak, çocuk çok terliyor?” falan dedim; ama işe yaramadı. “Hocam, sen Fenerbahçeli değil miydin?” dedi berber gözlerini aynadaki aksimden ayırmadan. “Evet” dedim. Diğer koltuklardaki müşteriler, çırak ve sıra bekleyen iki kişinin de bana doğru döndüklerini hissedebiliyordum. “Bu cim bom bom hadisesi nedir peki hocam?” Biz demokratik bir aileyiz falan deyip işi dalgaya vuracaktım; ama baktım durum ciddi, vazgeçtim. Çocuğuna gereken eğitimi verememiş bilinçsiz bir babanın mahcubiyetiyle çayımın dibinde kalan son yudumu alıp açıklamalara başladım: “Ya çocuk 2 yaşındayken akrabalar öğretmişler. O zamanlar Fenerbahçe diyemiyordu, cim bom bom kolayına geldi. Oradan bir alıştı, artık değiştiremiyoruz. Zaten 3.5 yaşında çocuk. Ne anlar futboldan!” İkna olmadıklarından emindim. Üzerimdeki baskı giderek artıyordu. “Bunlar önemli konular hocam!” dedi berber. “Sen kuzuyu kurtlara teslim etmişsin daha 2 yaşında!” Sonra -herhâlde ortamdaki herkes rahatça duysun diye- sesini yükselterek: “Sizin meslek öğretmenlikti değil mi hocam?” diye sordu kinayeli bir şekilde. “Evet” dedim; ama sesim o kadar cılız çıktı ki sesimi ben bile zor duydum. “Eee, mum dibine ışık vermezmiş!” dedi bekleyenlerden birisi. Hayırsız evladımla aynada göz göze gelip “Sen evde görürsün!” türünden bir kaş göz hareketi çektim. O da herhâlde inadına bir kez daha “cim bom bom!” diye bağırdı. Bu aralar toplumdaki futbol bağımlılığını anlatan bir yazı yazmayı planlıyordum. Konuya futboldan girip çocuk eğitimine bağlayacaktım. Artık gerek kalmadı. Bir sonraki berber seansından önce bu işi halletmek için var gücümle çalışıyorum. İnternetten Fenerbahçe tezahüratları indirdim, bunları düzenli olarak çocuğa dinletiyorum. Boyama kitaplarındaki Spiderman, Superman ve Batman gibi bilumum uçan-kaçan çocuk kahramanlarının kıyafetlerini sarı laciverde boyadım. Bir tane de pilli “fener” aldım eve, ağzı alışsın diye. Ama nafile... Yaşken eğmişler veledi bir kere, doğrultmanın imkânı yok. O üç hece, bir türlü dört hece olmuyor. Ve çocuğun saçları hızla uzamaya devam ediyor!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT