BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Demokrasi ve insan

Demokrasi ve insan

İNSANA iki yönden bakılır. İlki şu: İnsan dediğin ne yapacağını, nerde duracağını bilemez. O, zavallının tekidir. İnsanları sistemler yönetir. Hatta onu doyurur, eğitir, istikametlendirir. İnsan devlet uğruna, sistemin gücü için yaşayan bir araçtır.



İNSANA iki yönden bakılır. İlki şu: İnsan dediğin ne yapacağını, nerde duracağını bilemez. O, zavallının tekidir. İnsanları sistemler yönetir. Hatta onu doyurur, eğitir, istikametlendirir. İnsan devlet uğruna, sistemin gücü için yaşayan bir araçtır. Öyle ki, ticareti, üretimi, verimi, ithalâtı, ihracatı, ücretleri, dondurma satmayı, ayakkabı tamirini bile sistem üstlenmelidir. Her insan doğduğu yerde ölmeli ve sadece devlet hesabına işleyen herhangi bir malzeme olarak kalmalıdır... Bu görüşe en çok sarılanlar marksistlerle onun ikiz kardeşi totaliter yönetimlerdir. * * * Gelelim ikinci bakışa: İnsan bir kıymettir. Tek tek her insanın hakkı, özelliği, haysiyeti vardır. Hiçbir sistem insanı ezemez. Devletler, insanların huzuru, hürriyeti için var olmalıdır. Asıl araç devlettir. Her insan dilediği gibi çalışır, meslek seçer ve yaşar. Devlet bu yaşayışa saygı duyar. Ve yönetimler, insanın hür iradesiyle seçilmiş kimselerce şekillenir, insan güdülmek için yaratılmamıştır. Bu görüşe de “Liberal, parlamenter yapı” olarak bakılıyor. * * * Aklın yolu birdir. İnsanlık da o yüzden çoğu yerde ikinci görüşün yanında yer alır. Fransız İhtilâli’nin yegâne güçlü silâhı “Hürriyet, eşitlik, kardeşlik” haykırışı idi. Bu silâhın önünde ne toplar durabildi ne tüfekler. Üç kelimeden oluşan bu muazzam mıknatıs yeryüzündeki bütün hayalleri, hevesleri, gönülleri derhal yanına çekmiş, bir daha bırakmamıştır. O gün bugün “Hürriyet, eşitlik, kardeşlik” üçlemesi, insanları diri tutmaktadır. Ne var ki... Evet, ne var ki, şu dönemde bile insana basit bir malzeme diye bakan özürlü zihniyet uyumuş görünmüyor. Demokrasiyi her fırsatta dürtüklüyor, yaralıyor, bezdiriyor. * * * Dahası, “Hürriyet” diye bağıranlara, “Karınlar aç iken hürriyetin ne anlamı var?” seslenişiyle cevap veriyorlar. “Eşitlik” arayıcılarına, “Hangi adaletle?” sorusunu yöneltiyor, “Kardeşlik” özlemcilerine ise karşılık hazır: “Öyleyse, kabîleciliğe, bölgeciliğe, ayırıma saygılı olunuz” Yani, demokrasilerin yavaşlığı, özürlü rakiplerin ekmeğine yağlar sürüyor. Sonrasında ise... Kayıplar başlıyor. * * * Özetlersek: İşsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, adalete olan güvensizlik, iç barışın sağlanamayışı; marksist eğilimlere, teokratik heveslere fazla ucuz zeminler hazırlıyor. Demek ki: Demokrasiler çâresizlik içine kat’iyyen düşemez, buna hakları yok. Yıllarca ve yıllarca enflasyonist politikaları sürdüremezler. Adaletin yokuşlara sarışını, kanunların eskimişliğini uzaktan seyredemezler. Niye? Çünki, ötekiler pusudadır. Milleti malzeme sayan zihniyet kolları sığalı, az ötede beklemektedir. * * * Demokrasiyi elbette seviyoruz, ama yetmez. İcaplarının yerine gelmesini de istiyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT