BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Polat’ı yalanlayan Polat!..

Polat’ı yalanlayan Polat!..

Ben, “Galatasaray TV yorumcusu” ve yılların “Galatasaray yazarı” sevgili Osman Tanburacı’nın yalancısıyım; zira o yazıyor; hem de “Adnan Polat ile Rijkaard’ın ayrıldığının açıklanmasından bir saat önce bizzat konuştum” diyerek!..



Ben, “Galatasaray TV yorumcusu” ve yılların “Galatasaray yazarı” sevgili Osman Tanburacı’nın yalancısıyım; zira o yazıyor; hem de “Adnan Polat ile Rijkaard’ın ayrıldığının açıklanmasından bir saat önce bizzat konuştum” diyerek!.. Demiş ki Adnan Polat, Tanburacı’ya; “Hocamızla yolları bir saat içinde ayıracağız. Gerekirse F.Bahçe maçına hocasız da çıkarım.” Vay canına, daha bir ay önce “Galatasaray hangi sonucu alırsa alsın, puan cetvelinde hangi sırada olursa olsun, hocamız Rijkaard’a, sözleşmesini iki yıl daha uzatmasını teklif edeceğim” diyen kimdi?.. Devam etmiş Adnan Polat; “Her şeyden önce Galatasaray’ın menfaatleri gelir. Anlaşıldı ki Rijkaard Galatasaray’a fayda sağlamayacak. Onun için de yolları ayırdık.” Vay canına sevgili okurlarım, Adnan Polat, “geçen yıl o kadroyu zar zor lig üçüncüsü yapan ve bunu da başarı sayan”, dahası bu yıl “Galatasaray’ı, ismi cismi olmayan bir takıma UEFA Ligi’nin ön elemesinde ve tarihinde görülmemiş bir şekilde ağustos ayında eleten”, dahası “Süper Lig’de de böyle bir kadroyu perişan eden” bir Hoca’nın “Galatasaray’a fayda sağlayamayacağını” yeni anlamış; buyrun Galatasaray’ı yöneten Başkan’a bakın!.. Ve de Polat, “bu sözleri inanarak söylediğini” anlatan bir de ilâve yapmış, Tanburacı’ya; “Rijkaard’ın dengesini Liverpool’un teklifi bozdu!..” “Duyduk duymadık” demeyin, demek ki neymiş; “geçen hafta Liverpool’un Rijkaard’ı istediği haberi çıkmasa”, Hollandalı Hoca’nın “dengesi bozulmayacakmış” ve de “başarılı olacakmış”; peki bir buçuk sezondur “bunca başarısız sonucu” Rijkaard ile değil de “benimle mi aldı”; Galatasaray?.. Her şey bir yana, merak ettiğim bir konu daha var; “Olmayan bir denge nasıl bozulur” acaba?.. Polat’ın, Tanburacı’ya, Adnan Sezgin hakkındaki söyledikleri de şöyle: “Biz bir ekibiz, birbirimizden şikâyetimiz yok. Üzüntüm odur ki, yaptığımız onca güzel iş futboldaki başarısızlık yüzünden göz ardı ediliyor. Galatasaray bunları aşar. Nitekim gündemden düşmeyen Adnan Sezgin başarıyla görevini yürütmesine rağmen bana birkaç kez; ‘Sayın Başkan benim yüzümden çok üzerinize geliniyor. Derhal istifamı sunabilirim’ demiştir. Galatasaray’ın öncelikli sorunları arasında Adnan Sezgin yoktur. Başarı çalışmaktan geçer ve Galatasaray emin ellerde yönetilmektedir.” Bir defa, “saygı duyulanlar” dünyasında “kabul edilmeyeceği” biline biline “İstifamı sunabilirim” demek yoktur; “istifa sunulur”; hem de “Benim yüzümden bir Galatasaray Başkanı’na bunca zamandır bitmez tükenmez şekilde taraftardan, camiadan, yönetimden ve medyadan, dolayısı ile kamuoyundan çok ağır ve hatta yaralayıcı” eleştiriler geliyorsa, “bir an bile düşünülmez” istifa edilir; ama nerede o anlayış?.. İkincisi, “bu sözlerde, Fatih Terim’in ve Hakan Şükür’ün neden Galatasaray’a gelmediğinin şifreleri açık açık yazıyor”; kimse şimdi “lâfı kıvırıp, şöyleydi, böyleydi” demeye ve Terim ile Şükür’ü suçlamaya kalkışmasın; gerçekler apaçık ortada!.. “Galatasaray’ın emin ellerde olup olmadığının yorumunu” ise, sevgili okuyucularıma bırakıyorum; bu sözlere kahkahalarla gülmek için, aylardır olanlara bakmayı bir yana koyalım, “sadece son bir hafta içinde olanlara bakmak” yeter de artar bile!.. Hoş geldin Hagi!.. Galatasaray yönetimi, “kendisini bir süre” seyircinin gazabından ve taraftarın tepkisinden koruyacak ve de “paratonerlik yapacak”, dahası “kavga edene kadar Adnan Sezgin’e tahammül edecek” bir Hoca buldu; Hagi!.. Hagi, taraftarın ve seyircinin hatta “Fatih Terim’den de daha çok sevdiği ve sempati duyduğu” bir efsane; hoş geldi, inşallah sefalar da getirir!.. Dezavantajı çok; “moral ve fizik olarak bitmiş”, çoğu “sakatlık” ve hatta Rijkaard’ın “izansız ve insafsız” suçlamaları yüzünden “kafa içi travmaları” geçiren futbolcularla dolu bir takımı devralıyor!.. Darmadağın, birbirlerine, hocalarına, yöneticilerine sevgilerini ve saygılarını yitirmiş oyuncuların, hatta “koşuşturmayı bile beceremediklerini gösterdikleri” bir süreçte iş başı yapıyor; hem de Fenerbahçe maçı ile!.. Bitmedi, futbolcuların, camianın, taraftarın, -Polat hariç- yönetimin güvenini çoktan kaybetmiş bir Adnan Sezgin’in gölgesinde çalışacak; bir “yetki” çatışması olursa, Başkan Adnan Polat’ın “kimi tercih edeceği” de belli!.. Avantajı ise, Galatasaray Futbol Takımı’nın “Adnan Sezgin - Rijkaard ikilisinin elinde” dibe vurmuş olması; “bundan kötüsü” olamaz; “ne yaparsa” üstüne koyacak Hagi ve “bugünkünden iyi olacak!..” Dahası, inanıyorum ki Hagi, “başarısız hocalık deneyimlerinden sonra”, bu defa, eğer “Adnan Sezgin Florya’da görünmezse”, makûl bir süreçte, “Rijkaard büyüsü” ile çoğunluğun “Bu kadro yetersiz ve kötü kadro” diyenleri de utandıracak; biraz zamana ve desteğe ve belki de ocak transferinde bir-iki takviyeye ihtiyacı var, o kadar!.. Öyleyse kolay gelsin sevgili Hagi, hem de yarın geceden başlayarak!.. Mesut Özil’i ıslıklamak!.. Mesut Özil’i ıslıklayanlara “Yuh” diyenlere itirazım var!.. Eğer “bu ıslıklama, İstanbul’daki maçta yapılsa idi”, belki “yuh” demezdim ama, çok ağır şekilde eleştirirdim; ama. Oradaki, yani Almanya’daki, Avrupa’daki “ıslıklayan” insanlar, kaç nesil boyu “oralarda ezilmiş, horlanmış”, o ülkenin ekonomisine yaptıkları katkının karşılığını alamamış, aksine “ikinci hatta üçüncü sınıf insan muamelesi” görmüş, biraz kendine gelince ve “eşit olmaya başlayınca” bu defa “Ya bu ülkenin pasaportunu seçeceksin ya da kökünün olduğu ülkenin” denmiş; her yıl “bu konuda baskıyı arttıran kararlar” peş peşe gelmiş!.. Sonunda, “orada doğmuş, orada büyümüş” ama “oralı” olarak “eşit insan” muamelesi görebilmesi için, onlara “Ya Türk pasaportun olacak ya da Alman” denmiş!.. Dazlakların, Neo-Nazilerin evlerini yakıp, “çoluk çocuk” demeden hatta öldürmelerini yaşamaları da cabası!.. Onlar da “bu” ayrımcılığa isyanlarını, “Ben kendimi Alman hissediyorum, onun için Alman Milli Takımı’nı seçtim” diyen bir futbolcuyu ıslıklamakla göstermiş. Şimdi kalkıp diyoruz ki; “Onu ıslıklayanlara yuh olsun!..” İşte burada duralım; “o ıslıklamayı eleştirebiliriz” saygı duyarım; ben de “ıslıklayanların hangi haleti ruhiye içinde olduklarını” bildiğim hâlde “ıslıklanmamalıydı” diyorum; hele “sporda bu hiç olmamalıydı” diyorum; ille de bir “duygusal tepki” ortaya konulacaksa, “alkışlamamak” bile yeterdi ve bence tepki “böyle” olmalıydı!.. Ama “Islıklayanlara yuh olsun” demek; işte benim ona itirazım var; sebebi de şu; bir düşünelim bakalım; “bu” sözlerimiz ve yazılarımız ile Mesut’a “orada” tribünlerden gönderilen ıslıklar arasında “pek” fark var mı?.. Farkı fark edin!.. Bakınız, Beşiktaş’ın “kendi sahasında” Porto’ya , hem de uzun süre 10 kişi, çok kısa süre 9 kişi oynayan Porto’ya 3-1 yenildiği maçı TV’den izledim; takım iskeletinden “onca büyük eksiklerine rağmen” siyah-beyazlılar “futbol oynadılar ve de takım olduklarını gösterdiler”; ne var ki, Türk futbolunun “en büyük hastalığı” nüksettiği için de “ferdi” defans hatalarından “kolay” goller yemelerine karşılık, “kolay” golleri de atamadılar; farklı yenilgi de “böyle” ortaya çıktı!.. İşte, Schuster ve Rijkaard farkı; biri “yenilmesine rağmen” takım olarak “böyle” yani “oynatmak istediği futbolu” takımına hem de 3 ay dolmadan oynamayı öğretti, “öteki” ise 16 aydır aynı teraneyi tekrarlıyordu; “Ben ne yapayım, istediğim futbolu oynayamıyorlar, yetersiz ve kalitesi olmayan bir kadro var elimde!..” Herhalde, Süper Lig’de “mağlûp olunan” rakiplerin, Sivasspor’ların, Karabükspor’ların, Ankaragücü’lerin, Avrupa Kupaları’nda “Galatasaray’ı eleyen” isimlerini bile doğru dürüst hatırlayamadığımız ekiplerin kadroları “Galatasaray’dan çok daha kaliteli ve yeterliydi”; öyle değil mi?.. Hâl⠓Rijkaard’ı savunanlar” var; herhalde Aziz Yıldırım’ı, “futbol bilgilerini inkâr edecek kadar” çok seviyorlar; zira inanıyorum ki, Rijkaard-Adnan Sezgin ikilisinin Galatasaray Futbolu’nun başında olmasından dolayı Türkiye’de “en çok mutlu olan kişi” idi, Aziz Başkan!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT