BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Git işine Hiddink!

Git işine Hiddink!

Almanya ve Azerbaycan yenilgileri sonrası “topa tutulan” Milli Takım Teknik Direktörü Hiddink “Lig maçlarını bile izlemeden, Oğuz Çetin’in tavsiyeleri ile kadro açıklıyor” tezini çürütmek için, stat stat dolaşmaya başladı... Bir gün Trabzon‘da, bir gün İstanbul‘da hazret...



Almanya ve Azerbaycan yenilgileri sonrası “topa tutulan” Milli Takım Teknik Direktörü Hiddink “Lig maçlarını bile izlemeden, Oğuz Çetin’in tavsiyeleri ile kadro açıklıyor” tezini çürütmek için, stat stat dolaşmaya başladı... Bir gün Trabzon‘da, bir gün İstanbul‘da hazret... İş işten geçtikten sonra, biraz da aldığı parayı hak etmek adına yapıyor bu gösterileri Hollandalı hoca... Yine de “bravo” diyelim biz ona... Amma... Trabzonspor‘un, G.Birliği galibiyetinden sonra Başkan Sadri Şener‘den bir ricası var ki, keşke duymamış olsaydık onu... “Sayın Başkan, şu sizin Jaja’yı Türk vatandaşı yapamaz mıyız?.. Tam aradığım adam o” gibisinden bu rica... Şimdi adama “Çüşş” demezler mi? 70 milyonluk Türkiye‘de her taraf futbolcu kaynarken Jaja‘ya mı kaldık? Hiddink‘in kulağına, birileri mutlaka fısıldamalı: “Ey hoca... Bu millet öyle bir millettir ki, kendi yağı ile kavrulur, kavrulamasa da kaderine razı olur.” Ama onun “milli duygularımızın” değerini bilecek diploması yok ki elinde... Alex’e de madalya G.Saray Teknik Direktörü Hagi ile aynı kefeye konup “hangisi daha iyi” gibisinden “papatya falı” açılan Alex, derbideki futboluyla olmasa da, duruşuyla madalyayı hak eden isimdir... “Hagi gibi bir efsane ile karşılaştırılmam, benim için gurur verici bir olaydır” İnsanların bazıları neden büyüktür, neden ayrıcalıklıdır, alın size küçük bir örnek... İşte milli kalecimiz F.Bahçe-G.Saray maçı bitmiş, mikrofonlar ve kameralar futbolculara uzanmıştı... Bazıları mantıklı konuşmaları ile Hagi ve oyun anlayışını güzel ve doğru kelimelerle ifade ederken, ortaya birisi çıktı, koca bir dostluk okyanusunun içine ediverdi... Kim mi? Volkan Demirel... “Çiçeği burnundaki damat” aklı sıra, milli takımda beraber oynadığı arkadaşlarını da düşünmeden, G.Saray‘ı aşağılamak adına “Skora sevinemedik... Sonuçta, karşı takımı sevindirdik... Onlar bir puana bayram ettiler” demez mi? Aferin sana Volkan! Cahilliğine mi, yoksa bilerek ve tartmadan ağzından çıkan kelimelerin şanssızlığına mı verelim bu talihsiz açıklamayı... Ama o, tribünde G.Saray Başkanı Adnan Polat‘a “Çak” yapan F.Bahçeli taraftarın iyi niyetine: artık bitmesini istediğimiz “ezeli düşmanlığın” yanına, dinamit koyarak “yılın mikseri” adayı oldu... Ödülü hayırlı olsun! Hagi değil Kocaman! Derbiyi kimin kazanacağı değil; G.Saray‘ın, kaç gol yiyeceği konuşuldu günlerdir... Spor medyası, adeta “önsezileri ile” bu anlayışa (!) neredeyse tek vücut ortak oldu... Hatta fanatik F.Bahçeli Ömer Çavuşoğlu işi toptan özetledi: “Bu maç 3 ihtimallidir... 2-0, 4-0 veya 6-0” diyerek işin daha alaycı yönünü dile getirdi... Velhasıl pazar gecesi “terse yatanların” sayısı hiç de az değildi... Ama o derbi gecesinin bir dürüst ismi vardı ki, o bizim için “dostluk bayrağını” kendi elleri ile göndere çekmiştir... Aykut Kocaman... F.Bahçe Teknik Direktörü... Maç sonu yaptığı açıklamayı, gelin hep beraber alkışlayalım: “Puan kaybetmek istemiyorduk... Ama çok da hesapta olmayan bir kayıp deyip de, rakibe saygısızlık etmek istemiyorum... Sonuçta karşınızdaki takım G.Saray...” İşte size “çerçevelik” bir söz... Asın duvarınıza... Gurbetçiler ve Emre İsmini en sona bırakarak, bir gazeteci kardeşimin yazısından alıntıyı, sizlere aktarıyorum... Yorum sizin, özet sizin... Milli Takım’da, neden kardeşliğin, dostluğun olmadığının birinci elden anlatımı bu... Buyurun okuyun: “Milli takımlarda tam 11 yıl görev yaptım... Üzüntüyü, sevinci doruklarda hissettim... Bir gazeteci için haber değeri olan çok şeyi yok saydım... Görmedim, duymadım, konuşmadım... Yıllarca kendisinin internet sitesini hazırladığım, hakkında çok fazla bilgiye sahip olduğum Emre Belözoğlu’nun beni arayıp, ağır sözlerle aşağılaması çok ağrıma gitti... (...) 2006 Dünya Kupası Elemelerinde, İsviçre maçı sonrası Saracoğlu Stadı’ndaki olayları bire bir yaşayan, görüntüye çeken birisi olarak, kimsenin bilmediği o nahoş olayların birkaç şahidinden birisiyim... Emre’nin o olaylardaki “başrol oyunculuğu” yüzünden Türkiye Avrupa ve dünya kamuoyundan çok tepki almıştı... O gün, gurbetçi futbolcularımız Hamit ve Halil kardeşler İsviçrelileri koruma adına bir insanlık dersi vermiş ama buna isyan eden Emre “Neden koruyorsunuz onları” diye Hamit’in yakasına yapışmıştı... Hamit büyük bir olgunluk içinde kavga etmek veya karşılık vermek yerine Emre’yi de sakinleştirmeye çalışmıştı... O gün, bugündür, Emre ile gurbetçi futbolcularımızın arası hiç iyi olmamıştır... Ve Azerbaycan yenilgisinden sonra da, Emre’nin; Hamit, Halil ve Nuri ile yaşadıklarının ve yaptığı açıklamaların temelinde bu olay yatar... Emre’nin aslında benimle birlikte mezara gidecek çok sırrı var... Ama Emre’nin 2012’yi beklemeden Milli Takım’ı bırakması hem kendisi, hem de ay-yıldızlı takım için iyi olacaktır.” Yorum sizin... Cüneyt Yalınkılınç‘ın bu yazdıklarından, bilhassa Azerbaycan yenilgisinin dersi çıkarılmıyor mu?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT