BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Üçüncü taraf kim?

Üçüncü taraf kim?

Bizde tartışma konularının tarafları net değil. Konu ne olursa olsun, adı konulamayan bir taraf da oluyor işin içinde. Eskiden görünmeyen tarafa müesses nizam, derin devlet vs. denirdi.



Bizde tartışma konularının tarafları net değil. Konu ne olursa olsun, adı konulamayan bir taraf da oluyor işin içinde. Eskiden görünmeyen tarafa müesses nizam, derin devlet vs. denirdi. Borçlu ile alacaklı arasında bir ihtilaf varsa masaya kim oturur? Alacaklı oturur. Borçlu oturur. Bir de hakemliğine güvenilen bir adam oturur. İki taraf derdini anlatır, hakem kararını verir. Borçlu ile alacaklı, davalı ile davacı aralarında anlaşmışlarsa hakeme ihtiyaç kalmaz. Şahit dışında işin üçüncü tarafı olmaz. Türban diye bir problemimiz var. Herkes bu konuyu konuşmaktan kusacak hale geldi. Öyle mi olsun, böyle mi olsun soruları bıktırdı. İşin o tarafında değilim. Cevabını aradığım soru, bu problemin tarafları kim. Serbest olsun diyenler belli.. Onlar bir taraf. Olmasın diyenler belli, onlar da bir taraf. Kurumlar bu konuda kimin adına taraf..Olur veya olmaz derken meşruiyet kaynakları ne? Mesela Yargıtay Savcısı, bu işe müdahil olurken kimin adına oluyor? “Efendim anayasa ve kanunlar” gerekçesi yetmiyor. Şunun için yetmiyor: Anayasa dediğiniz şey, neticede bir arada yaşama arzusunu ortaya koyanların mutabık kaldıkları metin. Kanun dediğiniz kuralları koymak yasamanın görevi. Taraflar anlaşmış. Prosedür olarak ne yapılması gerekiyorsa yapmaya hazırlar. Anayasa maddesi değişecekse değiştirecekler. Kanun değişecekse değiştirecekler. Yok, değiştirseniz de olmaz.. Anayasanın o maddesini değiştiremezsiniz diyen taraf kim? Bu denklemin neresindeler? Bu tartışmaların öncesinden haberdar olmayan, bu ülkeyi tanımayan birine bu tabloyu özetleseniz size muhtemelen şöyle bir şey söyler: Galiba sizin devlet, sizin değil. Sizin ülkenizde yaşayanların kurduğu bir organizasyon değil. Sahibi dışarıda biri. Buradaki işlerini kayyuma devretmiş. Her işe müdahil olanlar kayyum adına iş yapmaya alışmışlar. Ayrıca yaptıklarının yazılı hukukta yerinin olup olmaması onları bağlamıyor. Fiili müdahale hakları var. Bu ülkede yaşayanların yüzde 90’ı bir araya gelse, ağız birliği etse, aramızda anlaştık kuralları değiştireceğiz dese de olmaz demelerinin sebebi budur, der. Bu tamı tamına müstemleke şablonu. Müstemleke olabileceğimize de ihtimal vermiyoruz.. O zaman kurumsal direnişlerin kaynağına siz makul bir açıklama getirin. Halk neden mutabık kaldığı bir problemi çözemiyor. Liselerde örnek olarak anlattıkları “öğretilmiş acizlik” çok masum bir açıklama olur. Hani akvaryumu camla ikiye bölmüşler. Bir tarafa büyük balıkları öbür tarafa küçük balıkları koymuşlar.. Büyükler küçüklerin tarafına hücum ettikçe cama toslamış, geri dönmüş. Bir, üç, beşten sonra camı (bölmeyi) kaldırmışlar.. Ama büyük balıklar bölme kaldırıldığı halde küçük balıkların tarafına asla geçmemiş. Bölmenin eski yerini sınır kabul etmişler. Acaba bizimkiler de hep kayyum şablonu ile düşüne düşüne zihinlerinde akvaryumu bölen cam gibi görünmez bir sınır mı oluşmuş!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT