BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cumhuriyet, inkılâpların en cesuru, en radikalidir

Cumhuriyet, inkılâpların en cesuru, en radikalidir

1923 Türkiyesi’nde referandumu yapılsa idi, cumhuriyete yüzde 1 oy bile çıkmazdı. Atatürk’ün cumhuriyeti bir gece celsesi içinde çözümsemesi, inkılâplarımızın en cesuru, en radikalidir.



1918-1939 Avrupası, 20. yüzyıl tarihinin en karakteristik bir dönemidir. Özelliği, sağcı olsun solcu olsun, monarşi olsun cumhuriyet olsun, otoriter, son derece otoriter, birçoğunda totaliter rejimlerin, yönetimlerin egemenliğidir. Her ülkede tek adam yönetimi geçerli olmuştur. Bu tek adam, milletinin bütün özelliklerini temsil etmek iddiasındadır. Ne dediyse o yapılmıştır. Demokrasiler küçük görülmüş, Avrupa kıt’asının ancak kuzey-batısına çekilmişlerdir: İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İsveç, Norveç, Danimarka, İsviçre, işte bütün Avrupa’da bu kadar... DÜNYADA ‘TEK ADAM’ DÖNEMİ Otoriter tek adam yönetiminde Sağ’da Hitler ve Sol’da Lenin’le Stalin, milyonlarca vatandaşlarını öldürerek akıllarınca insan temizliği yaptılar. Gerek Almanya, gerek Rusya, dehşetli 1918 yenilgisinin derin kompleksi içindeydi. 1918’de cihan devleti İngiltere, peşine ABD, Fransa, İtalya’yı katarak, mağlûp Almanya, Avusturya, Türkiye imparatorlukları gibi çok köklü, son derece millî ve devlet kuran hanedanlara sahip ülkelerin altından girip üstünden çıktılar. Tek taraflı çok haksız anlaşmalara razı ederek o milletlerin onurlarını kırdılar. Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan anlaşmaları imzaladılar ve uyguladılar. Osmanlı Türkiyesi’ne ise Sevr’i kabûl ettirmek bir türlü mümkün olmadı. Mustafa Kemal Paşa, Sevr’i paçavra ilân etti. Anadolu’da millî kurtuluş hareketi ve savaşı başladı ki 1922 ağustos-eylülünde askerî zaferle sonuçlandı. Bundan dolayıdır ki Atatürk’ü diktatör görmek haksızlıktır. Zaten tarih metodu bakımından da doğru değildir. Zira Avrupa’nın en büyük kısmı da bu 21 yıl içinde demokrasi ile değil, otoriter monarşi ve cumhuriyetlerle yönetilmiştir.Türkiye’nin, Avrupa’nın kıdemli cumhuriyetlerinden olduğunu da belirtmek isterim. 1923 Türkiyesi’nde (monarşiye devam mı, cumhuriyet mi?) referandumu yapılsa idi, cumhuriyete yüzde 1 oy bile çıkmazdı. Millî Mücadele’yi yürüten 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi (1920-1923), seçimleri kazanan Mustafa Kemal Paşa’yı reis seçti ve başkomutan atadı. Bu mecliste cumhuriyetçi tek milletvekili yoktu. M.Kemal Paşa bile hedefin “hâkan-halîfemizi düşman tahakkümünden kurtarmak” olduğunu ilân etti. Binâenaleyh Atatürk’ün cumhuriyet deyip bunu bir gece celsesi içinde çözümsemesi, inkılâplarımızın en cesuru, en radikalidir. İkinci Sultan Mahmûd’un 12 saatte (15 Haziran 1826) 500 yıllık geleneksel orduyu ortadan kaldırıp bugünkü ordumuzu kurmasından bile daha radikal, daha cür’etkârdır. Türkiye’nin meşrûtıyet anayasası yürürlükte bulunduğu için, “hâkan” denen padişahın yetkilerinin tamamen sembolik olduğunu, hükûmet etmeyip sadece temsil ettiğini, sorumlu tutulmasının anayasaya aykırı sayıldığını da hatırlamak gerekiyor. Cumhuriyet rejiminin Avrupa’da yayılması 1918’de başlar, 1950’lerde hız kazanmıştır. Büyük Fransız İhtilâli (1789) sonu Fransa’da 1792’de cumhuriyet ilân edilmesi dönüm noktasıdır. İsviçre dışında 1799’da sona eren çok önemli Venedik Cumhuriyeti vardı, ama gerçekte soylularca yönetilen bir oligarşi idi. 1715’e kadar büyük devletler arasında sayılıyordu. Duka denen Venedik yarım altını (3.6 gram), bütün dünyada, meselâ Osmanlı’da çok geçerli idi. Rakıybi Ceneviz (Genova) Cumhuriyeti, 1453’te büyük devletler arasından silinmişti. Pisa cumhuriyetini de bunlara eklemek gerekir. Almanya federal imparatorluğunda da “serbest şehir” denen şehir cumhuriyetleri vardı: Frankfurt, Hamburg, Bremen, Lübeck şehirleri ki Hamburg’la Bremen bugün de Federal Almanya’nın 16 federe parçasından ikisini oluşturuyor. Avrupa’da cumhuriyet rejimlerinin ortaya çıkması şu tarihlerde oldu: İsviçre 1648, Fransa 1792-1804, 1848-1852 ve kesinleşmesi 1870, Portekiz 1910. İtalya’daki minik San Marino cumhuriyetini de ekleyebiliriz. Sonraki cumhuriyetler Birinci Cihan Savaşı (1914-1918) sonrası doğdu: Rusya 1917, Almanya 1918, Avusturya 1918, Finlandiya 1917, Letonya ile Litvanya ve Estonya 1919, Polonya 1918, Çekoslovakya 1918, Türkiye 1923... İkinci Cihan Savaşı (1939-1945) sonrasında ise cumhuriyetler çoğaldı, en önemlileri İtalya’dır. Cumhuriyet rejiminde hiç de geç kalmadığımız anlaşılır. Nüfus bakımından ise Türkiye Cumhuriyet’ten bu yana 13 milyondan 73 milyona geçti. Nüfus artış oranında Avrupa’da 1. oldu. Bugün Rusya ve Almanya’dan sonra 3.’yüz. Atatürk ve İnönü dönemlerinde (1923-1938 ve 1938-1950) artış yavaş oldu: 1950’de ancak 21 milyonduk. Sonraki çeyrek asırda (25 yıl) 1950 nüfusu 2’ye katlandı: 1975’te 40.3 milyon. Nüfus artışının olağanüstü yüksekliği, kişi başına (percapita) gelirimizin daima çok düşük çıkması ile anlaşılır. Şehirlerdeki büyüme de aynı nisbettedir. Meselâ İstanbul, Cumhuriyet’ten bu yana 15 misli nüfusa erişti ve Avrupa’nın en büyük (kalabalık) şehri hâline geldi. Kitaplar Arasında NİHAL ATSIZ (İstanbul 12.1.1905-İstanbul 8.12.1975), Türk milliyetçi akımının, Ziya Gökalp’ten sonraki en büyük şahsiyetidir. Haziran 1951’den itibaren en yakın arkadaşı idim. Gökalp milliyetçiliği, imparatorluk ve cumhuriyet dönemlerimizde iki safhada Türkiye devletinin resmî ideolojisi oldu (1913-1918+1923-1938). Atatürk’ten sonra iktidardan düşmesine rağmen fikir alanında devam ettiren Atsız’dır. Atsız’ın öğrencisi (tilmizi) olan Alparslan Türkeş’in, Ülkücülük denen milliyetçilik fraksiyonu, Gökalp-Atsız milliyetçiliğinden çıkmıştır. Bugün başka milliyetçi fraksiyonlar da var. Atsız’ın eserlerini ÖTÜKEN yayınevi sürekli basıyor. Çok okunan ikisi tarihî, biri psikolojik romanının son baskıları yeni çıktı (Bozkurtlar 101. baskı, diğer ikisi 51. baskı): Bozkurtlar, 628 s. (ilk baskı 1949), Deli Kurt, 246 s.(1958), Ruh Adam 308 s.(1972).
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT