BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hep İstanbul, hep İstanbul...

Hep İstanbul, hep İstanbul...

Son zamanlarda İstanbul için Sayın Başbakan’ın çılgın projelerinin olduğunu duyunca, doğrusu bende bir kıskançlık başladı!.. Hani insanoğlunun bilinen özelliğidir, iyiye, güzele, zengine, yiğit insanlara, gösterişliye ilgi gösterir ya. İşte bu İstanbul ilgisinin temelinde de bu türden bir duygu yatıyor gibi geldi bana. İstanbul zaten her türlü övgüye layık bir şehrimiz. İstifade edenlere yararlananlara ne mutlu.



Son zamanlarda İstanbul için Sayın Başbakan’ın çılgın projelerinin olduğunu duyunca, doğrusu bende bir kıskançlık başladı!.. Hani insanoğlunun bilinen özelliğidir, iyiye, güzele, zengine, yiğit insanlara, gösterişliye ilgi gösterir ya. İşte bu İstanbul ilgisinin temelinde de bu türden bir duygu yatıyor gibi geldi bana. İstanbul zaten her türlü övgüye layık bir şehrimiz. İstifade edenlere yararlananlara ne mutlu. Allah yurdumuzun bir kısmına tabii güzellikler vermiş. İstanbul da bunlardan birisidir. İstanbul bu güzellikler açısından son derece şanslı bir yöremiz. Yıllarca İstanbul üzerine yazılan edebi eserler, çevrilen filmler vs., oranın reklamını yaparak Anadolu’dan insanların oraya göç etmelerini sağlamış. Ülkemizin en gözde yatırımları da ayrıca oraya yapılmış. Bugün ülkemizin ekonomi çarkının %80’i Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde dönüyor. Devletin bu ilgisi sonucu, bugün İstanbul’un nüfusu 20 milyonlara dayanmıştır. Oraya hiç yatırım yapılmasa bile, İstanbul’un, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri’nin tekerleri kendiliğinden döner. Çünkü tabii güzellikler var, iklim ılıman, deniz var, dağ var, ova var, var oğlu var... Hatta İstanbul’a artık bu nüfus bile fazla gelirken, yeni yatırımlarla nüfus artışını tetiklemek, İstanbul’a yapılabilecek kötülüklerden bir tanesidir. Artık daha fazla nüfus, İstanbul’u yaşanmaz hale getirir. Akıllı politikalar, ancak büyük şehirlerin nüfusunu dağıtıcı politikalardır. En azından bu büyük şehirleri daha fazla büyütmeme gayreti içinde olunması lazım. Büyük şehir demek, kontrolsüzlük demek, hizmet götürememe demek, kargaşa demek, mutsuzluk demek, tabiattan uzaklaşma demek... İstanbul için düşünülen projeleri artık Anadolu’da geri kalmışlık çemberini yırtamayan, doğal çekiciliği olmayan, dağ tepeden ibaret, kurak, kırsal Anadolu şehirleri için düşünsek de, en azından şimdilik devamlı göç veren bu şehirlerin göç akışını durdursak olmaz mı? Mesela birkaç bankanın genel müdürlükleri İstanbul yerine Yozgat’a, Kırşehir’e, Çankırı’ya, Amasya’ya, Tokat’a kaydırılırsa, paralar havale edilemez mi? İlla İstanbul mu olması lazım? Tarım Bakanlığı’nı Konya’ya, ya da Yozgat’a alsak, Orman Bakanlığı’nı Doğu illerinden birine kaydırsak da, o boş dağları ormanlaştırsalar ne dersiniz. Enerji Bakanlığı Elazığ’a gidebilir mesela. Petrol Bakanlığı kurulsa da Batman’da faaliyet gösterse nasıl olur? Böylece 30 küsur bakanlığın dağıtımı ile Anadolu’daki en azından 30 vilayeti yeni çekim merkezleri haline getiremez miyiz? Yozgat’a deniz istemiyoruz ama Denizbank’ın Genel Müdürlüğü’ne de razıyız. Yeni bir vali geldiğinde çoğu zaman hoş geldin ziyaretlerine gidiyoruz. Bu sohbetler sırasında edindiğim intiba; gelen vali hızla çalışmaya başlamak istiyor, ne yapacağı konusunda araştırıyor çırpınıyor, didiniyor, biraz uğraşıyor, bir bakıyorsunuz adam yorulmuş kalmış. Daha sonra yerinde oturmaya başlıyor. Tayin için gün sayıyor.. İşte Anadolu şehirleri böyle, seçimden seçime görüyorsunuz. Anadolu’nun kalkınmasına dair bir analiz olduğunu sanmıyorum. Geliyorsunuz bir miting yapıp gidiyorsunuz... Bu dediklerim yanlış olsaydı, bugün Anadolu illeri kalkınmış olurdu. Aslında insanımız çalışkandır, bu bozkırında devletin bir çivisinin olmadığı bu beldelerde aç kalmıyor, varlığını sürdürüyor, el âleme muhtaç değil, devletine küskün değil ama alacaklı. Asım Korkmazyürek (Makine Mühendisi) 4/B’li Diyanet personeli kadro istiyor Daha önce 4/B’li öğretmenler her fırsatta kadro taleplerini dile getirmişlerdi. Yaklaşık 70 bin Sözleşmeli Öğretmen tek ses olup, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 4/B’li Öğretmen alımını durdurmasını ve halen çalışmakta olan 4/B’li Öğretmenlere kadro verilmesini ve bundan sonraki atamalarda sadece kadrolu öğretmen ataması yapılmasını istediler. Şimdide aynı taleplerle 4/B’li Diyanet Personeli kendilerine kadro verilmesini ve mevcut sorunların çözülmesini, Kadrolu Din Görevlileri ile Sözleşmeli Din Görevlileri arasındaki haksızlıkların ve farklı uygulamaların sona ermesini istemektedirler. Diyanet bünyesinde 2007 Eylül ayında çalıştırılmaya başlanan 4/B’li Din Hizmetleri Personeli, üç yılı aşkın süredir çalışmasına rağmen, halen birçok haktan faydalandırılmamaktadır. Ek ders ücreti, Teşkilat Yasası İyileştirmeleri, Eğitim Öğretim Ödeneği gibi daha önce hiç ödenmemiş olan hakların, 2011 yılında verilmesi konusunda sadece çalışmalar başlatılmıştır. Bu haklar eksiksiz bir şekilde verilecek olsa bile, 4/B statüsünde çalışan personelin yeni problemlerle ve haksızlıklarla karşılaşmayacağı garantisi yoktur. Bütün bu sıkıntılar çözülse bile, karşımıza yine bizi mağdur eden, bizi zor durumda bırakan yeni haksızlıklar çıkacaktır. Halbuki sözleşmeli personele kadro verilmesi durumunda, bütün çalışanlar mevcut sıkıntılarından arınmış bir şekilde işlerini en iyi performansla sürdüreceklerdir. 4/B’li Personel kadrosuna kavuşamadığı sürece, problemler bitmeyecektir. İsmi mahfuz > Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT