BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ulusal girişimcilik politikasına ihtiyacımız var

Ulusal girişimcilik politikasına ihtiyacımız var

5-12 Kasım ülkemizde Global Girişimcilik Haftası (GGH) olarak belirlenmiş. Bu önemli fırsat nedeniyle neden ülkemizin ulusal bir girişimcilik politikasına ihtiyacı var ve bu politikanın içeriği nasıl olmalı konularında düşüncelerimi aktarmak istiyorum.



5-12 Kasım ülkemizde Global Girişimcilik Haftası (GGH) olarak belirlenmiş. Bu önemli fırsat nedeniyle neden ülkemizin ulusal bir girişimcilik politikasına ihtiyacı var ve bu politikanın içeriği nasıl olmalı konularında düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Bir ülkenin ekonomik kalkınmasında girişimciliğin rolü çok büyük. Bu rolün önemine dair ilk bulgular 1950’li yıllarda ortaya çıkmaya başlamış. O dönemlerde yapılan araştırmalar, ABD’nin yıllar içerisindeki ekonomik büyümesinin sadece yüzde 15’inin ekonomiye giren yeni kaynaklar, yani emek, toprak ve sermaye / makine / teknoloji sayesinde olduğunu, buna karşılık ekonomik büyümenin yüzde 85’inin üretim girdileriyle alakalı olmadığı anlaşılmış. Bu çok çarpıcı bir bulgu. Çünkü buradan şu sonuç çıkıyor ki ekonomilerin büyümesi ne ürettiğinizden ziyade, bunları nasıl ürettiğinizle yakından ilgili. Sonuçta iktisatçılar şu kanaate varmışlar: Ekonomik büyümenin motoru, ekonomiye ek olarak katılan yeni emek-sermaye ve toprak değil, esas itibariyle verimlilik ve innovasyondur (yenilik). Bu çerçevede ikinci çok önemli araştırma bulgusu, innovasyonların daha çok yeni kurulan şirketler tarafından gerçekleştirildiği bulgusu. Yani araştırmalar göstermiş ki, üretim ve hizmet sektörlerindeki yeniliklerin en önemlileri, mevcut yerleşik firmalar tarafından değil, daha fazla oranda yeni kurulan ‘girişimler’ tarafından hayata geçiriliyor. Sonuç olarak şu iki gerçeği çarpıcı bir şekilde öğreniyoruz: (1) Ekonomik büyüme çok büyük ölçüde verimlilik ve innovasyon ile ilgili bir şey ve (2) İnnovasyona en yatkın olan şirketler yeni girişimler. O zaman girişimciliğin ülke ekonomisindeki kritik rolü açık ve net olarak ortaya çıkıyor. Girişimciliğe ülkemizin BAKIŞ AÇISI NE? Ülkemizde girişimciliği destekleyen bir dizi program var. Hepsi de, bazı eksikliklerine rağmen, zaman içinde önemli başarılara imza atmışlar ve girişimciliği ciddi anlamda desteklemişler. Ancak ne var ki Türkiye’de girişimcilik konusuna, az önce anlattığım “ekonomik büyümenin motoru” olarak bakılmamış. Bu sebeple de ulusal çerçevesi olan bir girişimcilik politikası oluşturma gereği duyulmamış. Ancak dünya ekonomisinin varmış olduğu aşama ve yakın gelecekteki zenginlik sektörlerinin kökten değişecek olması, ülkemizde girişimciliğin yeni baştan tanımlanmasını ve yeni bir ulusal girişimcilik programının tasarlanmasını gerekli kılıyor. Çok geniş kapsamlı, büyük hedefleri olan, sektörel tercihleri belli ve geleceğin Türkiye’sini kurmaya yönelik yepyeni bir ulusal girişimcilik politikası. Bu politikanın mevcut girişimcilik destekleme programlarının yerine geçmesi gerekmez. Sadece kapsamının ve içeriğinin çok farklı olacağı bir politika olarak değerlendirmek gerekir. Nasıl bir girişimcilik Dünyanın farklı ülkelerinde son 40 yıldır uygulanmış olan farklı girişimcilik destek programlarının başarı ve başarısızlık nedenleriyle ilgili bulgular birer birer ortaya çıkmaya başladı. Bu bulgular bizlere yeni bir girişimcilik programının neleri içermesi ve neleri içermemesi gerektiğini açık ve net olarak anlatıyor. Bir kez ve herşeyden önce şu bir gerçek olarak ortaya çıkıyor: Girişimcilik vakumda gelişmiyor. Yani devlet desteği olmaksızın başarılı bir girişimcilik programı olamıyor. Bugüne dek dünyanın her yerinde, başarılı olmuş tüm girişimcilik programlarının arkasında çok ama çok ciddi bir devlet desteği var. Buradan da şu sonuç çıkıyor: Ulusal ekonomik büyüme devlet desteği olmadan olmaz! Bu bir. İkinci çok önemli bir bulgu daha var ki, o da bize şunu söylüyor: Küçük esnafı destekleme amaçlı programların ulusal istihdama katkısı ‘oransal’ anlamda çok az oluyor. Evet, bir kuruyemişçi dükkânı açan kardeşim yanında bir başka kişi daha çalıştıracağından iki yeni istihdam olanağı ortaya çıkıyor, ama bu çok az. Ülkemiz ekonomisine asıl lazım olan bire 10, hatta bire 100 oranında istihdam olanağı yaratabilecek girişimler. İşte bur tür girişimlerin adı “Yüksek ve Hızlı Büyüme Tempolu Girişimcilik”. Ya da kısaca Yeni Girişimcilik. Yeni Girişimciliğin özellikleri şunlar: * İnnovasyona ve innovasyon sektörlerine odaklı olan, * Finansmanı da erişim hedefi de ‘küresel’ olan, * Bilim ve teknolojiyle evrensel pazarlama becerilerine dayalı ve * Yeni teknoloji sektörleriyle innovasyon sektörlerine odaklanan, * Çok kısa zamanda büyüme ve uluslararası borsalara açılma potansiyeli taşıyan bir girişimcilik. Yani bildiğimiz ve alışageldiğimiz esnaf destekleme programlarından çok farklı bir girişimcilik. Ülkemizin şiddetli olarak yeni istihdam alanlarına ihtiyacı var. Eğer yeni girişimler yüksek tempolu istihdam sağlayamayacaklarsa o zaman ekonomik rollerini yeterince yerine getiremezler. İşte o nedenle yüksek büyüme tempolu ve yüksek istihdam potansiyeli olan yeni girişimlere ihtiyacımız var. Yeni girişimcilik HANGİ sektörde olmalı? Peki, devlet tarafından desteklenmesini önerdiğim bu yeni girişimcilik hangi sektörleri kapsamalı? İşin doğrusu, sektör belirlemek iktisat biliminin en zor konularından biridir. Ama öte yandan dünya ekonomisinde yeni zenginliklerin hangi sektörlerde yatmakta olduğu artık büyük bir netlikle ortaya çıkmış durumda. O nedenle yeni girişimcilik aşağıda saydığım şu sektörlerdeki projelerin desteklenmesine odaklanmalı: * İnnovatif tıp * Bilgi işlem ve iletişim teknolojileri * Bio-teknoloji * Nano-teknoloji * Yenilenebilir enerji * Su arıtma * Geri dönüşüm işleri * Alternatif enerji kullanan taşımacılık ve altyapı alanları * Yeni eğitim cihazları ve * Savunma-güvenlik teknolojileri ve bunların ekosistemleri. Yeni Girişimcilik geliştirme modeli Başta da söyledim, girişimcilik vakumda gelişmez. Çevre koşulları doğru olarak sağlanmazsa, yeni girişimciliğin eksik olan unsurlarını tamamlayacak kurumsal düzenlemeler yapılmazsa, akıllı finansman ve fonlama yapıları oluşturulmazsa ve destekleyici mevzuat çıkarılmazsa, yüksek büyüme tempolu ve ülkemizi geleceğe taşıyacak bir yeni girişimcilik hamlesi kendiliğinden ortaya çıkamaz. Bunun için politika yapıcılara, şemasını gördüğünüz şu destekleme politikasını önermek istiyorum. Önerdiğim politika, birbiriyle bağlantılı 7 farklı unsuru içeriyor. Bu unsurlar dört başı mamur bir şekilde tanımlanır ve uygulanırsa, ülkemizde yeni girişimcilik hamlesinin başarı şansı çok yüksek olur. 1. Risk sermayesi mevzuatı: Dünyadaki başarılı örnekler bize gösteriyor ki, teknoloji odaklı yeni girişimler ‘yerel’ kaldıkları ölçüde başarısız oluyorlar. Benzer şekilde bu teşebbüslerin ortakları da ‘yerel’ kaldığı ölçüde başarı sınırlı oluyor. O nedenle daha en baştan bu yeni girişimlere uluslararası risk sermayesi (Venture Capital) şirketlerinin yatırımını cezbetmek lazım. Ancak risk-sermayesi işi azıcık çetrefilli bir iş. Özellikle de bu şirketlerin temel amacının yaptıkları yatırımdaki hisselerini bir süre sonra satıp çıkmak amacında olduğunu düşünürseniz. Burada en büyük zorluklar risk sermayesi şirketlerinin imzalayacakları kontratlarla bu kontratların mahkemelerde sürüncemeye girmemesi konularını içeriyor. O nedenle, eğer başarılı ve evrensel bir yeni girişimcilik sektörü istiyorsak, yabancı risk sermayesi fonlarının yatırımlarından çıkmalarını (exit) kolaylaştıran ve kontrat sorunlarını baştan halleden yasal mevzuatın hazırlanması şart. 2. Katılımlı Destek Fonu Sistematiği: Sözünü ettiğim yatırımlar, tahmin edebileceğiniz gibi, torna atölyesi açmanın gerektireceği sermayeden çok daha fazlasına ihtiyaç yaratıyor. Öte yandan böyle bir programın başarısı için devletin desteği şart. Yalnız “devlet bu kadar büyük parayı tek başına neden versin?” sorusu meşru bir soru. Ayrıca, eş-dost girişimlerini kollama gibi konular evrensel problemler var. Bu problemlerin de engellenip fonların piyasada başarı şansı en fazla olacak olanlara gitmesi lazım. Bunun için dünyadaki başarılı örnekler şöyle bir sistematik geliştirmiş. Öncelikle devlet Fonların Fonu adında bir fon kuruyor ve buraya bir fon aktarıyor (diyelim 400 milyon dolar). Sonra da diyor ki, risk sermayesi şirketleri de kendi aralarında para toplasın, yatırımcı adayı bulsunlar ve fonların fonuna gelsinler. Devler yatırımcıya sermayesinin yüzde 25’i kadar ortak oluyor, geri kalan sermaye girişimciden ve risk sermayesi şirketinden geliyor. Devlet de aynen risk sermayesi şirketi gibi para kazanınca şirketteki hissesini satıp çıkıyor, yani koyduğu parayı geri alıyor. Hangi yatırımın destekleneceği konusuna ise devlet zinhar karışmıyor, bunu risk sermayesi firmalarının yöneticileri belirliyor. Böylelikle de eş-dost kayırma sorunları ortadan kalkıyor. 3. Bilimsel altyapı geliştirme sistematiği: Bu tür girişimler en fazla bilim ve teknolojinin yaygın olduğu coğrafi bölgelerde ortaya çıkıyor. O nedenle bu konuda suni bölge seçimi hatasına düşmemek önemli. Öte yandan 657 sayılı devlet memurları kanununun öğretim üyesi bilim adamlarına getirdiği şirket ortağı olamaz kuralının kaldırılması, bu alanda çok olumlu bir girişim olacaktır. 4. Vergi teşvik programı: Daha en başta verilen vergi muafiyeti, dağıtılmış para olarak görüldüğünden yeni girişimciler değil, uyanık holdinglerin avukatlarının saldırdığı bir teşvik fırsatı oluyorlar ki bu istenen sonucu yaratamıyor. Doğrudan vergi muafiyeti kesinlikle kaçınılması gereken bir teşvik. Bu konuda dünya örnekleri bizlere çok farklı vergi destek sistemlerinin var olduğunu gösteriyor. 5. Girişimciliği destekleyen mevzuat altyapısı: Girişim sermayesi sistematiğinde bir gurup bireysel ve/veya kurumsal yatırımcı bir araya gelip özel bir fon oluşturuyor. Sonra da bu fondan, kendi belirleyecekleri alanlarda girişimde bulunmak isteyen müteşebbis adaylarının projelerine destek olmak amacıyla para kullandırıyorlar. Ancak bu para girişimciye kredi şeklinde değil de, daha önce söylediğim gibi, sermaye ortaklığı şeklinde veriliyor. Girişim sermayesi yatırımcısının (devlet dahil) temel hedefi, finanse ettiği bu şirketin bir an önce başarıya ulaşıp halka açılması veya özel yatırımcıya yüksek bir fiyattan satılması. Bu satışta fon, kendine ait hisseleri alıcılara satıp şirketten ‘çıkıyor’. Yani yatırımcı parayı faizden değil, şirketten kârlı ‘çıkış’ marifetinden kazanıyor. Bunun için de kredi kuruluşlarının (yani bankaların) aksine, girişimci şirketin piyasada başarılı olması için onlara ciddi yönetim ve pazarlama desteği veriyor. İşte bu mevzuat altyapısı ‘çıkışı’ kolaylaştırır bir şekilde hazırlandığı takdirde girişim sermayesi temelli yeni girişimcilik gelişebilir. 6. Girişimcilik eğitimi: Yeni girişimcilik çok farklı bilgi ve becerilerin elde edilmesini gerekli kılıyor. Üniversitelerde Diploma Programı benzeri programlarla bu girişimcilere 3 ay süreli yoğun akşam eğitimleri verilmesi pek çok ülkede finansman şartı olarak bile öne sürülüyor. 7. İletişim: Bu konu kamuoyu önüne ne kadar çok gelir ve başarı hikâyeleri ne kadar çok anlatılırsa ilgi o kadar büyük olur ve yeni girişimci adaylarının sayısı ve niteliği o ölçüde artar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT