BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Acımız büyük!

Acımız büyük!

Ömer Öztürkmen Ağabeyi kaybettik. Kalbimiz gerçekten kan ağlıyor. Çünkü ‘O’ bizden önceki ‘Çile’keş neslin son temsilcilerinden biriydi. Necip Fazıl Kısakürek Üstadın yanında yıllarca çalışmış, baskıların zirveye tırmandığı kırklı yıllarda hapishaneye düşmek dahil her türlü ‘Çile’yi çekmiş, Üstad’ın ‘Çile’ şiirine ilham veren olayların canlı şahidi olmuş, hayatı fizikî çileler yanında özellikle ‘Fikir Çileleri’ içinde yoğrulmuş bir ‘düşünen insan’dı.



Ömer Öztürkmen Ağabeyi kaybettik. Kalbimiz gerçekten kan ağlıyor. Çünkü ‘O’ bizden önceki ‘Çile’keş neslin son temsilcilerinden biriydi. Necip Fazıl Kısakürek Üstadın yanında yıllarca çalışmış, baskıların zirveye tırmandığı kırklı yıllarda hapishaneye düşmek dahil her türlü ‘Çile’yi çekmiş, Üstad’ın ‘Çile’ şiirine ilham veren olayların canlı şahidi olmuş, hayatı fizikî çileler yanında özellikle ‘Fikir Çileleri’ içinde yoğrulmuş bir ‘düşünen insan’dı. Ondan tam olarak istifade edebilecek fikrî kapasiteye sahip olsaydım, dağarcığıma neler neler katardım. Ama yine de ondan çok şeyler öğrendim. Özellikle yakın tarihi ve son yılların birçok fikir ve siyaset adamının ‘kaç kıratlık’ olduklarını özel sohbetlerimizde derinlemesine dinlemek imkânına kavuştum. Kendisiyle gazetede yıllar boyu aynı odayı paylaşma lütfunda bulunması bana hem şeref hem de ona yakın olma imkânını verdi. Onunla en çok ‘Bilim Tarihi’ konusunda konuşmayı severdim. Bilim konusunda öyle derinlemesine dalardı ki, bazen gerçekten boğulduğumu hissetmişimdir. Özellikle milletimize arız olan ‘paradigmalar’ konusunda zirve bir bilim adamıydı. Şu anda üniversitelerde olan bitenin sebeplerini o kadar güzel izah ederdi ki. Batı dünyasında çekirdek fizikteki muazzam gelişmelerden sonra 1900’lü yıllardan itibaren Üniversite-Kilise arasında sağlanan ‘konsensüs’ün temel dayanaklarını kendisinden uzun uzun dinleme imkânımız oldu. ‘Karl Popper, Thomas Kuhn ve benzeri bilim tarihçilerinin eserlerini sanki gizli bir el yüzyıl bu milletten saklamış’ derdi. Avrupa’dan Jön-Türklerin ithal ettikleri ‘İlim-Din’ çatışmasının, aslında bizim dünyamızda söz konusu olmadığını hem ilmî hem de dinî boyutlarıyla en doyurucu şekilde açıklardı. Tasavvuf konusunda gerçekten kendini çok iyi yetiştirmişti. Bilim Tarihi konusunda yıllar boyu mücadele vermiş, bu gayretlerini birçok kitapla ve son olarak da ‘Karıncalardan Özür Dilerim’ isimli eseriyle taçlandırmıştı. Hakikî ilim sahiplerinin mütevazı olduklarının en güzel örneklerinden biri olarak yaşadı. Nezaket, samimiyet, cömertlik, güler yüzlülük... daha nice güzel huyların sahibiydi. Ömrünün sonuna kadar bir şeyler üretme gayretindeydi. Bundan yıllar önce topoğrafik çalışmalarını bile yaptırdığı Haliç’i Karadeniz’e bağlayıp ikinci bir İstanbul Boğazı oluşturup memleketin bütün borçlarını birkaç katıyla ödeme projesinin gündeme gelmesinden son derece sevinçli olduğunu söylemişti en son ziyaretimizde. Bir de ‘Ölüm çok iyi bir ilaçtır’ tekerlemesini sıkça tekrarlamıştı. Onu çok ama çok özleyeceğiz. Allahü teâladan kendisine gani gani rahmetler, Ablamıza ve evlatlarına ve tüm sevenlerine sabr-ı cemiller niyaz ederiz...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT