BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Çankaya Yolları-2-

Çankaya Yolları-2-

Çok partili siyasi hayatın DP’ye getirdiği zafer, Celal Bayar’ı da Cumhurbaşkanlığı makamına taşıdı. Bayar, 22 Mayıs 1950’de 453 milletvekilinden 387’sinin, 14 Mayıs 1954’te 513 milletvekilinden 486’sının, 1 Kasım 1957’de de 413 milletvekilinin tamamının oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.



Demokrasinin zaferi ve... Celal Bayar 1946’da yaşanan ve “açık oy gizli tasnif” gibi antidemokratik bir yöntemle gerçekleştirilen “hileli seçim”in ardından 1950’ye gelindi. Bu arada Milli Kalkınma Partisi (MKP), Millet Partisi (MP) ve Demokrat Parti (DP) gibi siyasi oluşumlar, CHP’nin karşısında rakip olarak yerini aldı. 16 Şubat 1950 tarih ve 5545 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu partilerin radyodan propaganda yapmasına imkan sağlıyor ve seçimlerin yargı denetiminde yapılmasını emrediyordu. Bu şartlarda gerçekleştirilen 14 Mayıs 1950 seçimleri dürüst bir şekilde yapıldı ve DP’nin ezici üstünlüğüyle neticelendi. Türkiye’nin havası birden bire değişti. Ancak, Celal Bayar’ın içi yine de rahat değildi. Seçim zaferinden sonra İsmet İnönü’yü ziyaret ederek, “Hayatım emniyette mi?” diye sorma gereği duydu ve 1946 seçimlerinde yapılanlar hakkında tahkikat açılmayacağını belirterek, “Devri sabık oluşturmayacağız” sözünü verdi. BAYAR CUMHURBAŞKANI OLSUN MU OLMASIN MI? DP’nin seçim zaferinin ardından Refik Koraltan Meclis Başkanı, Adnan Menderes Başbakan oldu, sıra Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geldi, ancak bunların öncesinde, Celal Bayar’ın, yani DP’nin en güçlü isminin Cumhurbaşkanı olmasının “sakıncaları” uzun süre tartışıldı. Hatta bu durum sonraları, “DP ilk büyük hatasını en güçlü ismini Cumhurbaşkanı seçtirerek yapmıştı” yorumlarına sebep oldu. Bayar’sız bir parti ve hükümetin gücünden çok şey kaybedeceğini ve bunun da CHP’nin işine geleceğini gören DP’liler, TBMM’deki grup toplantılarında önce Bayar’ın partinin başında kalmasını istedi, sonra da bundan vazgeçerek Cumhurbaşkanı olması yönünde karar aldı. Bu konuda yapılan oylamaya göre, Bayar’ın Cumhurbaşkanı olmasını isteyenlerin sayısı 345, parti başkanı olarak kalmasını isteyenlerin sayısı ise 31 oldu. TARTIŞMALAR VE DİĞER ADAYLAR İlk günlerde dönemin gazetelerinde haber-yorum olarak yer alan gelişmelere göre, Bayar’ın partinin başında bulunacağı ve DP’nin Cumhurbaşkanlığı için “Bugüne kadar siyasi hayatta az tanınmış, buna mukabil fazıl, kamil ve her vatandaşın hürmetine şayan bir zatın seçilmesine taraftar” olduğu ifade ediliyordu. Bu tarife giren Halil Özyörük, Ali Fuat Cebesoy, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Prof. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Nihat Reşat Belger, Ord. Prof. Sıddık Sami Onar ve Rauf Orbay gibi şahsiyetlerin adı Cumhurbaşkanı adayı olarak geçiyordu. CELAL BAYAR CUMHURBAŞKANI Bütün bu haber-yorumlar havada kaldı ve Celal Bayar Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu. Celal Bayar, 22 Mayıs 1950’de yapılan ilk seçimde 453 milletvekilinden 387’sinin, 14 Mayıs 1954’te yapılan ikinci seçimde 513 milletvekilinden 486’sının, 1 Kasım 1957’de yapılan üçüncü seçimde de oylamaya katılan 413 milletvekilinin tamamının oyunu alarak Cumhurbaşkanı seçildi. Dörder defa Cumhurbaşkanlığı yapan Atatürk ve İnönü’nün ardından üç kez bu göreve seçilen Bayar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 31 Ocak 1989’da Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasına kadarki süre içinde seçilen ilk ve tek sivil Cumhurbaşkanı oldu. Ne yazık ki, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi, DP iktidarına son vermekle kalmıyor, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı da makamından indiriyor ve Yassıada yolcuları arasına katıyordu. Türkiye artık pek çok siyasi ayak oyunlarının ve entrikanın yer aldığı yeni bir dönem, yeni bir Cumhurbaşkanlığı mücadelesine doğru yol alıyordu. Sert esen rüzgârlar 2. Dünya Savaşı’nın ardından sert esen demokrasi rüzgarları ilk önce “Milli Şef”i sarstı. Çünkü dünyada totaliter rejimler yerle bir olmaya, özellikle insan hakları ve hürriyet isteği, buna direnen yönetimleri zorlamaya başlamıştı. 1945 Nisanı’nda toplanan “San Fransisco Konferansı”, dünyaya yeni bir şekil vermeyi ve ülkeleri Cemiyeti Akvam (BM) çatısı altında toplamayı amaçlıyordu. Ancak Yönetim şekillerini ve anlayışlarını, tek partili “Milli Şef” diktasından kurtaramayanların yeni dünyada yeri yoktu!... Üyeliğimize karşı çıkan Afrika ülkelerinin delegeleri bile, Türkiye’nin çoğulcu bir demokrasiye sahip olmadığını ve BM’ye alınmaması gerektiğini söylüyordu. Bu duruma “Milli Şef”in direnmesi imkansızdı. Ayrıca, parti içinde ve toplumun değişik kesimlerinde de demokrasi istekleri artıyordu. İnönü’nün buna kayıtsız kalması da zordu. Gelişmeler, Paşa’yı artık çok partili bir düzene geçmenin mecburiyetini anlama noktasına getirmiş ve bunu 1945’in 19 Mayıs’ında yaptığı konuşmayla duyurmak zorunda bırakmıştı. Demokrasi seli coşmayagörsün, kimse duramazdı önünde. Kısa süre içinde yaşanan olaylar Türkiye’yi çok partili siyasetin kucağına atıverdi. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT