BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sabâ rüzgârı...

Sabâ rüzgârı...

“Allahü teâlânın, Arş’ın altında sabâ isimli bir rüzgârı vardır. Bu rüzgâr, seher vakti eser ve seher vakti gönülden tövbe ve istiğfâr edenlerin hallerini Allahü teâlâya götürür.”



Ebû Bekr Kettânî hazretleri Cüneyd-i Bağdâdî’nin talebesidir. 933 (H.322) senesinde Mekke’de vefât etti. Kendisine “Harem’in Kandili” derlerdi. Sabaha kadar namaz kılar ve Kur’ân-ı kerîm okurdu. Kâbe’de otuz sene, “Altınoluk”un altında ibâdet etti. Bu zaman içinde, yirmi dört saatte bir defâ abdestini tâzelerdi. Tavaf yaparken, Kur’ân-ı kerîmi pekçok defâ hatim etmiştir... ŞEYTANIN TAKTIĞI YULAR!.. Ebû Bekr Kettânî hazretleri buyurdu ki: “İbâdet yetmiş iki bölümdür. Onların yetmiş biri Allahü teâlâdan hayâ etmek, diğeri de bütün iyiliklerdir.” “Nefsin arzuları, şeytanın taktığı bir yulardır. Kim, şeytanın o yularına takılırsa, doğruca onun yanına gider ve ona köle olur.” “Zâhid; nefsi istediği halde dünyâdan yüz çeviren, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem yolunda ve izinde yürüyen, gâyesi âhiret olan, cömert olup, Rabbine yönelendir.” “Allahü teâlânın, Arş’ın altında sabâ isimli bir rüzgârı vardır. Bu rüzgâr, seher vakti eser ve seher vakti gönülden tövbe ve istiğfâr edenlerin hallerini Allahü teâlâya götürür.” “İstigfâr, tövbedir. Tövbe, şu altı şeyi ihtivâ eder: Yaptığına pişman olmak. Bir daha günah işlemeyeceğine azmetmek. Kaçırdığı farzları yerine getirmek. Üzerinde olan hakları sâhiplerine vermek. Haramdan hâsıl olan vücuttaki fazlalıkları atmak. Bedene, günahın tadını tattığı gibi, ibâdet zevkini tattırmak.” “Takvâ sâhibi; nefsinin isteklerine uymayan, İslâmiyetin emirlerine tam uyan, yakîn ile huzur bulan, tevekkül direğine dayanan kimsedir.” “Tövbe; kötü şeylerden tamâmen uzaklaşmak, Allahü teâlânın emirlerine yönelmek, sıkıntılara göğüs germek, nefsin arzularına karşı koymak, sıkıntılara sebât etmek, doğru yola kavuşmak, Allahü teâlânın dostluğuna ve yardımına mazhâr olmaktır.” KENDİNİ HESABA ÇEKEN ZAT! “Altmış yaşındaki bir kimse nefsini hesâba çekmişti. Bunu gün olarak hesapladı yirmi bir bin beş yüz gün çıktı. Bu kadar gün sayısını görünce feryad etti: ‘Âh yazık bana Rabbime gideceğim. Eğer her gün bir günah işlemiş olsam bu, hesâba sığmaz günahlarla hâlim nice olur?’ dedi. Sonra da; ‘Eyvâh, dünyâya daldım! Âhiretimi harâb ettim! Çok ihsân edici Rabbime karşı, isyânkâr oldum. Sonra da harâbe gibi olan bu dünyâdan saâdet yeri olan âhirete gitmekten kaçınıyorum. Kıyâmette hesap günü amelsiz, sevapsız bir halde nasıl hesap vereceğim!’ diyerek ruhunu teslim etti.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT