BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendi kendimden utandım!..

Kendi kendimden utandım!..

“Beyaz önlüğüm sırtımda. Çağrılan odaya gittim... Genç bir kadın elektrik çarpmış ve ileri derecede yanık ile hastaneye yatırılmıştı. Başucunda eşi refakatçiydi. Hastanın durumu fenalaşmıştı. İçeri girdiğimde yaptığım ilk iş mesleğimize has bir kontroldü.”



Sınıfımıza sonradan gelmişti. Daha sınıfa girer girmez gözlerimi ondan alamamıştım. Henüz küçücük ilkokul çocuklarıydık. Öğretmenimiz, onun kasabaya tayin ile gelen bir ailenin kızı olduğunu biliyordu. Demişti ki: -Nereye istersen otur kızım. O zaman yanımın boş olmasını ne çok istemiştim. Başka boş bir yere oturdu. Ne kadar modern bir ismi vardı. Öğretmenimiz, “adın ne senin” dediğinde öğrenmiştim: -Berrin. Hiç duymamıştım. Yıllar sonra Adnan Menderes’in eşinin isminin de Berrin olduğunu öğrendiğimde, yüreğim iki kere yanmıştı... Biri Adnan Menderes idam edilince boynunu bükük kalan Berrin Hanım için. Diğeri de unutamadığım ilkokul arkadaşım Berrin için. Artık sınıfa girdiğimde onu görürsem içim bir hoş oluyor, görmezsem sınıf anlamsızlaşıveriyordu. Yemyeşil gözleri vardı... Dişleri gülünce inci gibi parlıyordu. Kirpikleri gözlerini açtığında kaşlarına değiyordu... Bir gün öğretmenimiz sınıfı 8 kümeye ayırmıştı. Her kümeye bir başkan seçiyor, sonra sınıfa soruyordu: -Bu arkadaşınızın kümesinde kim olmak ister? Altı isim tamamlanınca diğer kümeyi oluşturuyordu. Berrin’in ismini de küme başkanı olarak yazmış ve sormuştu: -Berrin’in kümesinde olmak isteyen arkadaşlar? Hemen parmak kaldırdım: -Ben öğretmenim. -Sen olmaz, dedi... İlk kez bir öğrenciye “hayır” diyordu. Yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Nasıl da anlamıştı içimi? Ben böyle düşünürken öğretmenim açıkladı: -Sen başka kümeye başkan olacaksın. Çalışkansın... Çalışkan olduğuma o zaman o kadar üzülmüştüm ki. Ne olurdu ben de tembel olsaydım. Berrin’in kümesinde olacaktım. İki sene ne de çabuk geçmişti. İlkokuldan mezun olduktan sonra bir daha onu hiç görmedim. Hayali ise gözlerimin önünden hiç gitmedi... Lise sonrası İzmir Ege Üniversitesini kazanmıştım. Doktor olacaktım. Öğrenciliğimde derslerde hiç zorlanmadım. Hiçbir dersi de kaçırmazdım. Çünkü dersi sınıf geçmek için değil, bildiklerimle karşılaştırmak için merakla takip ederdim. Mezun olduğumda ilk görev yerime giderken nasıl heyecanlıydım... Mecburi hizmet sonrası tayinim devlet hastanesine çıkmıştı. Göreve başladığımın belki de ilk haftasıydı... Nöbetçi olduğum bir gece hemşirenin acil koduyla çağırdığını duydum. Beyaz önlüğüm sırtımda. Çağrılan odaya gittim. Bir yanık vakasıydı... Genç bir kadın elektrik çarpmış ve ileri derecede yanık ile hastaneye yatırılmıştı. Başucunda eşi refakatçiydi. Hastanın durumu fenalaşmıştı. İçeri girdiğimde yaptığım ilk iş mesleğimize has bir kontroldü. Hastanın göz bebeklerine bakacak refleksini ölçmek için ışık tutacaktım. Çünkü birinin kalbi veya solunumu dursa da sinir sistemi bir süre daha tepki verir. Böylece kalp masajıyla tekrar kalbi çalıştırmak mümkün olabilir. Ama göz bebeği bile tepki vermiyorsa ondan sonra yapacak bir şey kalmamıştır. Gözbebeklerine baktım tepki veriyordu. Hemen gerekli müdahale için hemşireye emirler yağdırmaya başladım. Bu arada eli elimdeydi. -Kurtulacaksınız merak etmeyin Berrin Hanım demiştim nereden çıktıysa ağzımdan... Oysa hasta kimdi, bilmiyordum. Ama o gözler... Berrin’in gözlerine ne kadar benziyordu... Kendi kendimden utandım. Hastanın durumu hiç iyi değildi. Piknik yapmaya gittikleri bir alanda elektrik kaçağı olan bir kabloyla temas etmiş ve ağır yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı... Üç gün sonra hastayı kaybetmiştik. Ölüm raporunu okurken istemeye istemeye baktım... Soy ismi farklıydı... Ama adı onun adıydı: Berrin... Rumuz: “C.Ç.E”-Manisa > Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT