BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Anayasal vatandaşlık” fantezisi

“Anayasal vatandaşlık” fantezisi

Bugünlerde, her nedense, ısıtılıp ısıtılıp ortaya çıkarılan bir kavram var: “Anayasal Vatandaşlık!” Sanki vatandaşlığın Anayasal olmayanı da olurmuş gibi! Geçenlerde Hürriyet Gazetesi’nde Ertuğrul Özkök, gene bu konuya, Cumhurbaşkanı Demirel’e, bu kavramı geçmişte kullandığını hatırlatmak ve teyid ettirmek için değindi.



Bugünlerde, her nedense, ısıtılıp ısıtılıp ortaya çıkarılan bir kavram var: “Anayasal Vatandaşlık!” Sanki vatandaşlığın Anayasal olmayanı da olurmuş gibi! Geçenlerde Hürriyet Gazetesi’nde Ertuğrul Özkök, gene bu konuya, Cumhurbaşkanı Demirel’e, bu kavramı geçmişte kullandığını hatırlatmak ve teyid ettirmek için değindi. Galiba “Anayasal vatandaşlık” kavramı tutarsa, bunun bölücülüğe ve Kürt milliyetçiliğine engel olacağına inanıyor -tabii Türk Milliyetçiliğinden de vazgeçmek pahasına... Özkök’e buradan sormak istiyorum; vatandaşlık ve aidiyet konusunda, niçin Amerika’yı yeniden keşfetmeye kalkışıyor? Atatürk’ün üniter Türkiye Cumhuriyetini kurarken koyduğu “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ilkesini acaba niçin hatırlamıyor, hatırlatmıyor? Özkök’ün sözünü ettiği “gönüllü vatandaşlığın” bundan daha mükemmel bir ifadesi olur mu? “Devlet-Milliyet-Vatandaşlık” üçlüsünü, çok az kelime ile birleştiren ve ifade eden bu sözleri, bir kısım entellerimiz ve özellikle II. Cumhuriyetçiler, idraksizliklerinden, Türkiye’yi bölmek isteyenler de kasden, gözardı etmekteler veya anlaşılmaz bir mantıkla “Türk ırkçılığının hamasi” bir ifadesi olarak algılamaktalar. Onlara göre, Kürt Milliyetçiliğini, Doğu’da, “dağlara, taşlara, inadına yazılan” ve “Kürt kimliğini” inkar eden bu ibare tahrik etmiştir. Yanlışları düzeltmeye nereden başlamalı? Bir defa, Atatürk, semantik açıdan büyük bir incelik göstermiş, “Ne mutlu ki Türk’üm!” dememiş, “diyene” sözcüğünü, özellikle kullanmış ve böylelikle gönüllü bir aideyeti ifade etmiştir. Hangi kökenden, dinden veya mezhepten olursak olalım “Türk olmayı” içtenlikle kabul etmiş ve “Ben Türküm” demişsek, bunun, Türk olmanın koşulu olduğunu ifade etmek istemiştir. Bu tarif ve kavram, Özkök’ün ve diğerlerinin yapmacık “Anayasal Vatandaşlık” fantezilerinden daha temel, daha gerçekçi ve daha kapsamlı değil mi? Birçok etnik grupların, din ve mezheplerin bulunduğu ülkemizde, azınlık sorunlarını bertaraf etmek, kaynaşmak ve kim ne derse desin çirkin başını hep çıkaran “Sevr tehlikesinden” kurtulmak için, herhalde bundan daha veciz ve gerçekçi çözüm bulamaz! BAŞKA ALTERNATİF YOKTU Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, bütün vatandaşlarımızı, özellikle Doğu’daki vatandaşlarımızı kaynaştırmak ve azınlıklar sorununu bertaraf etmek için, bu anlayışı kabul etmek zorunlu idi, başka da alternatif yoktu. Bu yol, bazılarının iddia ettikleri gibi, ne Kürtler’i, ne de Çerkezleri, Lazları, Arnavutları vb, “asimile etmek” çabası değildi. Maksat “entegrasyon” idi.. Ve bu süreç, 1960’lardan sonra, ünlü ‘68 kuşağının ve liboşlarımızın “Kürt kimliğini inkar” kışkırtmalarına kadar başarı ile devam etmiştir. İspatı da bugün aramızda “entegral” parçalarımız olarak yaşayan, “Türküm demekle” mutlu olmuş milyonlarca Kürt kökenli kardeşimiz... Ülkemizdeki bütün diğer unsurlar da aynı şekilde, alt kimlik ve kültürlerini muhafaza etseler bile, kendilerini “Türk” addetmekle mutlu oluyorlarsa, bazı Kürt kökenlilerin ayrıcalıkları ne ola ki, mesela Şerafeddin Elçi gibi. “Kürtlüklerini” öne çıkarmak gayretindedirler? Görülüyor ki sorun bizden değil, Kürtçülerden kaynaklanıyor! Bu Kürtçülük gayretlerinin tarihî bir izahı ve miladı da var 1919’dan sonra Doğu bölgelerinde faaliyet gösteren İngiliz ajanlarından yüzbaşı (sonra binbaşı) Noel, Londra’ya gönderdiği bir raporunda “Kürtlerde millet ve milliyetçilik şuuru yoktur... Ama biz biraz iteleyerek bunu telkin edebiliriz!” diyor ve ilave ediyor; “Büyük Britanya’nın bölgedeki âli menfaatleri de bunu gerektirir!” Gerçekten de sonra bu ivme, içimizdekilerin de desteği ile verildi! İşin acı tarafı, yıllar, yüzyıllar boyu, kendimiz Türklüğümüzü inkar eder olduğumuz halde, gene de Türk kalabilmiş ve vatanımızın adı da Türkiye olarak kalmış. Ama şimdi, Kürtçülüğü tahrik etmemek uğruna Türklükten vazgeçirilmek gayretleriyle karşı karşıyayız. Özkök’ü tenzih ederim ama, “Anayasal Vatandaşlık” fantezileri, ancak bu çabalara hizmet eder, sandığı gibi halkımızı birleştirmez, aksine böler! Bazı yabancılar, mesela Amerikalı Graham Fuller, Atatürk’ün 1923’te, Üniter Türkiye Cumhuriyetini kurmakla, büyük bir hata yaptığını, Türk-Kürt Devletini kurmasının daha yerinde olacağını yazmıştır... Bugün, PKK dağdan inmiş olsa bile, Türkiye için en büyük ve yakın tehlike, HADEP bayrağı altında canlanan ve Avrupalılar’ın da uluslararası platformda destekledikleri Kürt Milliyetçiliğidir. Kürtçe Eğitim, Kürtçe radyo ve TV gibi dayatmalar da, Kürt milliyetçiliğini destekleyecek faktörlerdir. Şimdi, bu gerçek tehlike karşısında, bize hıyanetle veya safiyane önerilen nedir? Türklüğümüzden ve Türk milliyetçiliğinden vazgeçerek “Anayasal vatandaşlığı” kabul etmemiz ve başlıca savunma kalkanımız olan Türk milliyetçiliğini de, “Kürt milliyetçilerini tahrik etmesin” diye aşağıya indirmemiz! İnsanın “Alan da kaçan mı?” diye sorası geliyor! DEMİREL’E DÜŞEN GÖREV Türk milliyetçiliğinden ve vatanseverliğinden asla şüphe etmediğim Süleyman Demirel’in ister görev süresini doldurup, Çankaya’dan, şeref ve ikbal ile ayrılsın veya tercihan, bir dönem daha devletin başında kalsın, bu “Anayasal Vatandaşlık” gibi fantezileri bir tarafa bırakarak, Büyük Atatürk’ün Cumhuriyetin 10. Yıldönümünde yaptığı gibi, sesi heyecanla titreyerek, milletine “Ne Mutlu Türküm Diyene” diye seslenmesini dilerim... Bu belki liboşların hoşlarına gitmez ama hiç şüphesiz milletin büyük çoğunluğunun gönüllerinde yer eder! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Milletimiz, milliyeti hususunda gaflete düşüşünün çok acı cezalarını görmüştür... Osmanlı imparatorluğundaki muhtelif milliyetler, hep milli akidelere sarılarak, milliyet mefkuresinin kuvvetiyle, kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, ayrı bir millet olduğumuzu ancak sopa ile aralarından koğulunca anladık... Anladık ki kabahatimiz kendimizi unutmamızmış!” Gazi Mustafa Kemal-1923
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT