BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalbi hastalıktan kurtarmak için...

Kalbi hastalıktan kurtarmak için...

İbâdet, emirleri yapmak, takvâ ise, harâmlardan sakınmak demektir. İbâdetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lâzımdır...



Dünyâda ve âhirette saâdete kavuşmak, râhat ve neşeli yaşamak için îmân etmek yani Müslümân olmak lâzımdır. Îmânı olup İslâmiyyete uyan kimseye, Müslümân denir. İbâdet, emirleri yapmak, takvâ ise, harâmlardan sakınmak demektir. İbâdetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lâzımdır. İhlâs, gerek beden, gerek mal ile yapılan farz veyâ nâfile bütün ibâdetleri, Allah rızâsı için yapmaktır. Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “MUHLİS” VE “MUHLAS” “Bütün mü’minler ibâdet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmaya niyyet ediyorlar. Böylece ihlâs ile yapıyorlar. Fakat bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması ve bu ihlâsın kalbe hemen gelmesi lâzımdır. Bâzı kimselerde, ibâdetlere başlarken yapılan niyyet, ihlâs, zahmet çekerek, kendini zorlayarak hâsıl oluyor ve kısa bir zamân devâm ediyor. Sonra kalbe nefsin arzûları geliyor. Devâmlı ihlâs sâhiplerine Muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devâmsız ihlâsın sâhiplerine muhlis denir. Muhlas olana, ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefislerinin arzûsu ve şeytânın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir velînin, evliyânın kalbinden gelir.” İbâdete başlarken nefis ve şeytân ile mücâdele ederek, devâmsız olan ihlâs elde edilebilince, böyle ihlâs ile yapılan ibâdetler de, zamânla nefsi zayıflatır, devâmlı ihlâs elde etmeye sebep olur. Fakat buna kavuşmak senelerce sürebilir. Zamanımızda ültra viyole şuâlarının, mikropları öldürdüğü bilinmektedir. Verem hastaları sanatoryumlarda şuâ tedâvîsi ile ciğerlerini temizliyor. Ültra viyole ışınlar, ciğerleri temizlediği gibi, kalb aynasını temizleyen, kalbi hastalıktan kurtaran şuâlar da vardır. Bu şuâlara, nûr, feyiz denmektedir. Kalbin hasta olması, nefse uyarak harâmları beğenmesi, bunlara düşkün olması demektir. Ültra viyole ışınlarını güneş yayıyor. Nûrların saçıldığı kaynak ise, evliyânın kalbleridir. Evliyânın kalbleri, 14. ay gibidir. Ay, Güneş’ten aldığı ışıkları saçıyor. Evliyânın kalbi de, Resûlullah efendimizin güneş gibi nûr saçan mübârek kalbinden saçılıp, kendilerine gelen nûrları cihâna yaymaktadır. Eskiden evliyâ çok idi. Şimdi bunlar toprak altındadır. Fakat, insan ölünce, kalb ve rûh ölmez. Hattâ rûh, beden kafesinden kurtulduğu için, dahâ kuvvetli olur. Bugün, her yerde, her odada elektro manyetik dalgaların var olduğunu biliyoruz. Bunları almak, duymak için, alıcı meselâ radyo, televizyon gibi âletler lâzımdır. Bunun gibi her yerde de nûr şuâları vardır. Bunları almak, faydalanabilmek için de, bir kuvvet, bir âlet lâzımdır. Bu alıcı kuvvet, yine kalbdir. Kalbler, fosforessans hâssası olan madde gibidir. Aldığı nûrları, karanlık kalblere saçarak, onları parlatır. Güzel bir şeyi görmek kalbe tesir ettiği gibi, o şeyi düşünmek de kalbe tesir eder. EVLİYAYI SEVMEK LAZIM... Mü’min çok yaşayıp, ibâdetleri ve takvâsı arttıkça, kalbinin alabileceği nûr miktârı da artar. Fakat bu nûrları, feyizleri çabuk ve çok alabilmek için, bir velîyi, evliyâyı sevmek lâzımdır. Böyle bir evliyâ bulunur ve sohbetinde, yanında bulunarak yahut kitaplarını okuyarak, onun sevgisi de kazanılırsa, dahâ çok feyiz, nûr alınır. Netice olarak elektrik, bakır tel ile iletiliyor. Radyo vericisi ile alıcısı, birbirine elektromanyetik titreşimlerle bağlanıyor. Kalbleri birbirine bağlayan bağın da, muhabbet olduğu kitaplarda yazılıdır. Bir insan, bir velîyi görüp konuşarak veyâ kitâplarını okuyarak, onun İslâmiyyete tâm bağlı olduğunu, deryâ gibi ilim sâhibi olduğunu, güzel ahlâkını, herkese iyilik yaptığını anlayıp sever. Resûlullah efendimizi çok sevdiği için, Onun izinde bulunanı da sever. Seven, sevdiğine itaât eder, onun yolundan gider. Böylece sevdiğinin hâli ile hallenir, kalbi hastalıktan kurtulur, sâlih, iyi bir kul olur.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT