BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuğunuzu nasıl görmek istiyorsanız öyle davranın!

Çocuğunuzu nasıl görmek istiyorsanız öyle davranın!

Kim arzu etmez ki evladının dürüst, çalışkan, uyumlu, saygılı, biri olmasını... Peki ya olmuyorsa? Öyleyse onun beğenmediğiniz özelliklerini başka yerde aramayın. * Eğer çocuklarımızın bizde olmayan güzel meziyetlere ve toplumun kabullendiği değer yargılarına sahip olmasını istiyorsak, önce çuvaldızı kendimize batırmalıyız.



Kim arzu etmez ki evladının dürüst, çalışkan, uyumlu, saygılı, biri olmasını... Peki ya olmuyorsa? Öyleyse onun beğenmediğiniz özelliklerini başka yerde aramayın. * Eğer çocuklarımızın bizde olmayan güzel meziyetlere ve toplumun kabullendiği değer yargılarına sahip olmasını istiyorsak, önce çuvaldızı kendimize batırmalıyız. ------------------------------------------------------------------------ > Gülçin Esen Nasıl bir çocuk yetiştirmek istiyorsunuz diye sorsak cevabınız ne olurdu? Dürüst, çalışkan, uyumlu, özgüven sahibi, hoşgörülü, saygılı, yalan nedir bilmeyen, kimsenin yüzüne söylemediğini arkasından söylemeyen bir evlat... Ne de güzel olurdu değil mi? Peki ya olmuyorsa? Çocuğunuzda gördüğünüz ve beğenmediğiniz özellikler, ya onun sizden öğrendikleriyse! OKUMAYIZ AMA OKUSUN İSTERİZ Huzurlu bir pazar sabahı... Telefon çalar. Müsait olmadığınızdan ya da gerçekten telefondaki şahısla konuşmak istemediğimizden, telefona bakan çocuğumuza sessiz bir işaretle “Evde yok veya müsait değil!” sinyali göndeririz. Sonuç başarılı! Artık evde yokuz ve böylece istenmeyen bir telefon görüşmesinden kurtulmuş oluruz. Stresli bir günün sonu, artık bir sigarayı hak ettiğimize inanırız. “Evladım, duman var burada, hadi içeri geç sen bakayım!” demekle çocuğumuz bu meretin/zehrin tiryakisi olmaması gerektiğini anlar mı acaba? Komşularla çay sohbetleri günün en tatlı vakitleridir. Hele ki mevzu Aysel Hanım’ın suratsızlığı veya Burcu Hanım’ın asosyalliği ise değmeyin sohbetin keyfine." Kitap okumayı sevmeyebiliriz; ama çocuğumuz elinden hiç kitap düşürmesin isteriz? Televizyon izlemek keyifli iş vesselam; ama çocuklar için çok da gerekli değil. Lakin elimizde sıcak bir fincan kahve, neşemize neşe katan bir de dizi varsa ekranda, günün yorgunluğunu atmak için güzel bir fırsat! Ne de olsa biz eleğimizi eleyip duvara asanlardanız, öğrenme yükümlülüğümüzden kurtulalı çok oldu. Ya öğretme (örnek olma) vazifemize ne oldu? Örnekleri çoğaltmak mümkün. Çocuğumuzun sahip olduğu özelliklerin çoğunu, farkında olmadan onlara aşılayan aslında biziz. Telefon çaldığında evde yokum dedirten baba, çocuğa yalan söylemeyi, ev oturmalarında hazzedilmeyen komşuların hoşnut olmadığı yanlarını vurgulayan anne, çocuğa dedikodu yapmayı öğretir. Hayatlarında en çok güvendikleri ve doğduklarında ilk gördükleri yüzlerin sahiplerinden, aslında doğru olmayan bazı davranışları gördüklerinde bunu örnek alarak kendi hayatlarında da uygularlar. Farkında olmadan yaptıklarımızın, onların saf dünyalarında ne tür izlenimler bıraktığını bilemeyiz. HEMEN KAYDEDİYORLAR Çocuklarımızın hiçbir şey anlamadığını sandığımız okul öncesi dönemlerinde bile, aslında onların birer kayıt cihazı gibi olduklarını unutmamız gerekir. Çevrelerinde olup biten her şeyi doğru-yanlış ayrımı yapmaksızın kaydederler. Zamanla konuşma, yürüme ve kas gelişimleri tamamlandıkça gözlemleyip kaydettiklerini fiiliyata dökerler. İster büyük ister küçük yaşta olsunlar, öğrendiklerini hayatlarının bir döneminde muhakkak uygularlar. Ebeveynleri sigara kullanan çocukların, çubuk krakeri ve pipetleri sigara yerine koyup adeta içiyormuş gibi davrandıklarına şahit olmuşuzdur. Birçoğumuz -özellikle çocuk sahibi olanlarımız- sık sık “Giderek anneme benziyorum” veya “Aynı babam gibi davranmaya başladım” demişizdir. Eğer çocuklarımızın bizde olmayan güzel meziyetlere ve toplumun kabullendiği değer yargılarına sahip olmasını istiyorsak, önce çuvaldızı kendimize batırmalıyız. Aile toplumun, çocuk ise ailenin aynası gibidir, bu aynadaki yansımanın iyi veya kötü olmasıysa bizim elimizdedir. Şimdi dokuz ay merakla beklediğiniz, gözünüzden sakındığınız aynalarınıza bir bakın! Kendinizden hangi parçaları görüyorsunuz onlarda? PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com PAYLAŞIM MERKEZİ En merak uyandıran sorular -Kaşınmak tam olarak ne demek? Kaşınmak, cildin çok hafifçe uyarılmasıdır. Bunun vücut tarafından böcek ısırığına karşı bir savunma mekanizması olarak geliştirildiği düşünülüyor. -Çay içmek gerçekten harareti alır mı? Evet. Sıcak içecekler vücudun kendisini olduğundan daha sıcak zannetmesine yol açar. Vücut daha çok terler ve bu da ısı kaybına yol açar. “Tweetçi” TipAdam “Ooo papatya, yüzümün haline bak”. (Papatya iç ses: Biri sarı çiçeğe soru sorar, biri yüzüme bak der, kim akıllı kim deli belli değil.) istiklalakarsu Türk dizileri yüzünden yengelik müessesesinden soğudum, hepsi mi cadı olur bunların. ArudA 13 yaşındaki Amerikalı Jordan Romero Everest’e tırmanmış... Ekmek almaya git desen gitmez artiz. musmulapenguen Yolsuzluk sıralamasında dünyada 56’ncıyız. Aslında işi bilecen, bi tanıdık bulacan, sıkıştıracan eline bikaç kuruş, bak nasıl 1. oluyoruz. saimderdiyok “Sıhhatler olsun”u küçükken “saatler olsun” diye anlayanlar, öyle söyleyenler: Merhaba, yalnız değilsiniz. kerizella Durmadan botox yaptıran genç/orta yaş kadınla, evine sürekli tadilat yaptıran yaşlı kadın aynı kabileden. İlle oynayacaklar bir yerleri ile. Fertility Ekmeği tuza bana bana bağışıklığımı çökerttin Yavuz Bingöl. Bana biraz portakallı ördek kızartmasından falan bahset. Sanki fakirsin! mehmettez 30 Ekim Youtube’un kurtuluşu. tootsieroll Abi bu Youtube kaçta açılıyo? Sabah girdim açık akşam kapalı! Saray Börekçisi’ne çevirdiniz siteyi be! vatan_sasmaz Sanırım yetişkin erkeklerin lunapark’ı Autoshow olsa gerek.. ataraxal 60 yıl sonra ortalarda Berke ve Mert isminde dedeler, Selinsu, Ilgıncan isminde nineler dolanıyo olacak. Çok geçmeden de kıyamet kopar mı acaba? YAZILI YOKLAMA Soru: Ahmet Haşim’in en ünlü eserlerinin toplandığı eserin adı nedir? Cevap: Best of Ahmet Haşim Soru: Türkiye’nin geçitlerini yazınız. Cevap: Altgeçit, üst geçit, yaya geçidi İbrahim Cebeci Etkiliyorum Bedavaya getirme merakı Bedavaya getirme merakı oldum olası ilgimi çekmiştir. Toplu taşıma araçlarına bedava binenler, maça bedava girenler, bedava alışveriş hakkı kazananlar... Bedava sektörü, koca kafalı bonusları da beraberinde getirdi. Ya okuma konusundaki bedavacılara ne diyelim? Okumayı çok seven (!) bir toplum olduğumuz için toplu taşıma araçlarında başkasının gazetesini okumaya bayılır; fakat 50 kuruş verip bir gazete almayız. Kitap fuarlarında büyük indirimler yapılmasına rağmen stantlardan broşür toplamayı tercih eder, saatlerce dolaştığımız fuardan bir kitap bile almadan çıkarız. Kütüphaneler ve okuma salonları sinek avlar, biz de “Kitaplar çok pahalı, dolayısıyla okuyamıyoruz!” sitemleriyle birilerini kandırır, kendimizi avuttuğumuzun farkına bile varmayız. “En iyi hediye kitaptır.” sözüne itimat eder; fakat bir yerde bir ödül kazandığımız vakit paketi açtığımızda paketin içinden kitap çıkınca hayal kırıklığına uğrar “Yine mi kitap!” mırıldanmalarıyla ilginç yorumlar yaparız. 3 günlük bir tatil için 500 lira harcar, bu tatile 10 liralık kitabı bile götürmez, 20 liralık bir kitap almamız icap etse ortalığı ayağa kaldırır, “Kitaba bu kadar para verilir mi?” serzenişleriyle moralimizi bozarız. Eskiden gazeteler kuponla ansiklopedi verirdi. Bedavaya getirme merakı burada da galip gelir, okumaya yarım saatini ayıramayan insanımız, biriktirilen kuponları, araştırma yapmayıp okumayacağı ansiklopedilere çevirmek için saatlerce kuyruklarda beklerdi. “Bu ne kuyruğu?” diyenlere de “Ansiklopedi kuyruğu efendim, milletimiz çok şükür okumaya meraklı, bu yüzden okumak için kuyruğa bile giriyoruz!” türünden trajikomik cevaplar gelirdi. Hâlbuki o ansiklopediler, kütüphaneleri ve dimağları süslemek yerine evlerin vitrinlerini bir güzel süsler, üstlerine de dantelli örtüler özene bezene örtülür ve eve gelecek misafirlerin göz zevkine amade bir hâle getirilirdi. Eee, kuyruklarda o kadar emek çekildi, misafirler şunları bir görsün de ne kadar kültürlü bir vitrinimiz var desin! Bu ansiklopediler orada yıllarca durur, bazen bunların tozları alınır; fakat yıpranıp cildi bozulmasın diye bu eserler bir türlü açılmaz. Diyeceksiniz ki kitap okumayan millet niçin ansiklopedi okusun, evet haklısınız; fakat bunların fihristine bir göz atılsa, ilgimizi çeken konular oradan öğrenilse de meclislerde kulaktan dolma bilgilerle atıp tutmak yerine gerçek bilgiler anlatılsa fena mı olur? Gelelim günümüze... Kitabın, gazetenin, derginin vs. okunmadığı ülkemizde, okunmayacak ansiklopedi almak için kuyruğa giren insanımızı bile mumla arar hâle geldik. Niye mi? Bilgisayarın hâkimiyeti ve bilinçsiz kullanımı; msn, chat, facebook derken olmayan okuma kültürünü yok etti de ondan. Bozulan aile yapısı ve uğradığı ahlakî çöküntüsünü örnek aldığımız Avrupa’yı değil de toplu taşıma araçlarında herkesin kitap okuduğu, kütüphanelerinde oturmak için yer bulunmayan Avrupa’yı örnek alacağımız günleri yıllardır merakla bekliyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105657
    % -0.29
  • 3.9214
    % -0.28
  • 4.6441
    % 0.17
  • 5.2188
    % -0.08
  • 162.84
    % 0.01
 
 
 
 
 
KAPAT