BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kültür bakanımıza şikâyet dilekçemdir

Kültür bakanımıza şikâyet dilekçemdir

Sayın Bakan! Siz, Nâzım Hikmet’i çok seviyorsunuz. Birkaç toplantıda, ondan, ezbere şiirler okuduğunuza da şahit oldum. Yanılmıyorsam bir konuşmanızda; “Boğaz’a Nâzım Hikmet’in bir heykelini dikmek lâzım!” demiştiniz.



Sayın Bakan! Siz, Nâzım Hikmet’i çok seviyorsunuz. Birkaç toplantıda, ondan, ezbere şiirler okuduğunuza da şahit oldum. Yanılmıyorsam bir konuşmanızda; “Boğaz’a Nâzım Hikmet’in bir heykelini dikmek lâzım!” demiştiniz. Nâzım’ı çok iyi inceleyen ve onun Sovyetlerdeki yaşayışını en yakın dostlarının kalemlerinden, hâtıralarından okuyan bir kimse olarak inanıyorum ki, dünyanın en büyük, en kara sevdalı komünistlerinden biri de Nâzım Hikmet’tir. Eğer o, Marksizmin kendiliğinden, gümbür gümbür yıkılıp gittiğini görseydi, ya bir kalp sektesinden ölüp gider veya Lenin’in heykeli karşısında intihar ederdi. İlgi alanıma girdiği için, Nâzım’ın bütün şiir kitaplarını dikkatle okudum. Romanlarını, Bulgaristan’dan getirterek gözden geçirdim. Ve bir gece, samimi kanaatimi Hulki Cevizoğlu’nun Cevizkabuğu programında, milyonların önünde açıkladım: Nâzım Hikmet’in nesrine ve Türkçesine on üzerinden on veriyorum. Ama Nâzım, bizim en büyük şairimiz, en büyük nâsirimiz değildir. Nâzım çok kötü bir koca, çok kötü bir baba, çok kötü bir vatandaş ve çok kötü bir insan olduğu için, ben onu kat’iyyen sevmiyorum. Sizin onu çok sevmeniz, ne kadar tabii hakkınızsa; onu sevmemem de, benim o kadar tabii hakkımdır. Biliyorum ki siz onu, Moskova ve Marksizm hayranlığı dolayısıyla sevmiyorsunuz. Sizin sevginiz, onun şiirlerinden ve nesrinden doğuyor. Anatole France diyor ki: “Millet, edebiyatı olan topluluktur.” Siz, devletimizin Kültür Bakanı olarak, şiirimizin ve nesrimizin en az, Nâzım Hikmet kadar, hatta, ondan daha güçlü kalemlerine de ilgi duymak, onları kucaklamak, eserlerine bakanlık olarak sahip çıkmak mecburiyetindesiniz. Buna mahkûmsunuz da. Şimdi ben Türkçe’nin, şiirin, nesrin ne demek olduğunu bilen milyonların önünde iddiamı isbata hazırım: Nâzım Hikmet’in Türkçesine ve nesrine, on numara verdiğimi açıklamıştım. Ama bizim Ârif Nihat Asya isimli bir edibimiz var ki, nesri âdeta mensur şiirdir. On üzerinden on defa yıldızlı on kıymetindedir. Ve şiiri de Nâzım’ın şiirinden kat’iyyen geride değildir. Arif Nihat Asya, şiirde aruz, hece ve serbest vezinleri, çok başarıyla kullanan şairlerimizin başında geliyor. Rübaide rekor, onun elindedir. Ve yurdumuza bitmez-tükenmez güzellemeler yazmakta da birinci sıradadır. Ben, ömrümün yirmi yılını onun yakınında geçirdim. Şiirimde ve nesrimde onun tesirlerini görmek mümkün. Bununla da iftihar ediyorum. Kendisinden dinlediklerimi: ÂRİF NİHAT ASYA İHTİŞAMI isimli 460 sayfalık bir kitapta topladım. Ve bu kitabın satın alınması için Kültür Bakanlığımıza da başvurdum. Millî Kütüphane müdürünüz Tuncel Doğan, bahsettiğim kitaptan sadece yedi tane satın alınacağını bildirdi. Cumhuriyet devri edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri olan ve Bayrak Şairimiz olarak bilinen Ârif Nihat Asya’ya, bu Tuncel Doğan isimli memurunuzun takındığı tavır bir çirkinliktir, insafsızlıktır! Kimdir bu Tuncel Doğan? Millî kütüphanemizi babasının evi gibi gören bu adamın yazılmış kaç makalesi, basılmış kaç kitabı vardır? “Millet edebiyatı olan bir büyük topluluk” ise, bu adam, edebiyatımızın yüz akı isimlerinden biri olan Arif Nihat Asya’ya karşı, nasıl böyle düşmanca davranır? O, bu cesareti kimden alıyor? Lütfen çağırın ve sorun kendisine: Milli Kütüphanemize Nâzım Hikmet’ten veya onun çizgisinde olanlardan kaç kitap almıştır ve Arif Nihat’tan kaç kitap istemiştir? Yani bizim edebiyatçılarımızın, Tuncel Doğan‘a göre makbul sayılabilmeleri için, Marksizme boyanmaları, Moskova’nın yolunu tutmaları mı gerekiyor? Yazacaklarım bitmedi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT