BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pamuk eller cebe!

Pamuk eller cebe!

Bacak değil, yürek gerek!” Bu sözler Arjantin‘de “Dünya üçüncüsü” olan “Ampute Milli Takımı” futbolcularının yurda gelişlerinde açılan pankarttaki anlamlı ifade... Doğru söze, ne denir ki?



Bacak değil, yürek gerek!” Bu sözler Arjantin‘de “Dünya üçüncüsü” olan “Ampute Milli Takımı” futbolcularının yurda gelişlerinde açılan pankarttaki anlamlı ifade... Doğru söze, ne denir ki? Çünkü bu ülkeye, bir “Dünya üçüncülüğü apoleti” getirenlere veremediklerimizin yanında, duygularımızla destek olmanın ve kucaklamanın ifadesi bu sözcükler... Kimisi Güneydoğu‘da mayına kurban vermiş bir ayağını... Kimisi hain kurşunların ve bombaların hedef noktası olmuş... Ama bu vatana hizmetleri bitmemiş onların... Gazi aylıklarının küçüklüğüne bakmamışlar... “Eyvah... Bir ayağım, bir kolum yok olmuş” gibisinden sızlanmamışlar... Ampute Milli Futbol Takımı‘nda, göreve soyunmuşlar... Çünkü onlar biliyorlar ki; bir ayakları, bir kolları olmadan da vatan mücadelesi yapılır... Yapmışlar ve ülkemize “Dünya üçüncülüğünü” hediye etmişler... Türkiye‘de 2 bin 500 engelli sporcu var... Bunların hepsi dünyaya kafa tutuyor... Halterde dünya rekoru... Basketbolda dünya ikinciliği... Okçulukta dünya şampiyonluğu... Masa tenisinde dünya ikinciliği... Ve de futbolda dünya üçüncülüğü... 2 bin 500 kişi ile dünyaya kafa tutan bir sporcu grubumuz var... Var da, onları sevindirecek ve ödüllendirecekler nerede peki? Bir galibiyete “herkese ev” vadeden reklam yıldızı Ali Ağaoğlu neredesin? Bir Kazakistan, bir Belçika maçına, adam başı 150 bin TL prim veren Federasyon neredesin? Devşirme sporcularla gelen birinciliklere, oluk gibi çil çil altın akıtanlar, evler sunanlar neredesiniz? Lütfen elinizi cebinize atınız... 2 bin 500 sporcu ile dünyaya kafa tutanları sadece alkışlamayınız, biraz da cömert olunuz... Pazara kadar mı olacaktı? Sakatlığı konusunda, her kafadan bir ses çıkan, kimisine göre saklanan, kimisine göre ise çok basit bir rahatsızlık geçirdiği anlatılan Arda‘nın durumu, belirsizliğini koruyor... Ama bu takımdan uzak kaldığı dönemde dahi, sözleşmesi “kaymaklı-ballı” uzatılan Arda, yaşantısından en ufak bir taviz vermeden ivmesini koruyor... Ve diyor ki “Sözleşmem ölene kadar...” Yahu, G.Saray son 10 yılın en kötü dönemini yaşarken, 11 maçta 5 yenilgi ile tanışırken kaptana yapılan güzellikler, bugüne kadar kime kısmet oldu? Arda tabii ki “Sözleşmem ölene kadar” diyecek... Bu şartlarda “Pazara kadar” diyecek hali yok ki... Sağ, sağlam Gökhan Gönül ve Serkan Balcı... Son haftaların (Allah nazardan korusun) iki müthiş yeteneği... Adam geçirmezler... Karşısındaki adamı felç ederler... Bir de, üstüne üstlük, sağ tarafı otoban gibi kullanırlar... Rakip takım hocalarının hiçbir tedbir alamadıkları bu iki futbolcumuz, şimdi Milli Takım’ın da güven sigortası... Ama Hiddink, birisini oynatır, diğerini kulübede oturtursa, işte o zaman çok yazık... Tek bir çare var... Serkan geride, Gökhan onun önünde... Hollanda ile hazırlık maçımız var yakında... Denemesi bedava... Yaldız devri bitti Rijkaard‘ın yerine, G.Saray‘ın başına getirilen Hagi, bilhassa F.Bahçe maçından sonra yere göğe sığdırılamadı... Ama Trabzonspor karşılaşması bittiği andan itibaren de birden “pansumancı” oldu... Yani kendisine, G.Saray’da, kısa ömür biçilmeye başlandı... Oysa eldeki kadro ile sarı-kırmızılı takımın ortaya koyduğu futbol ve disiplin, gol haricinde dört dörtlüktü... Mücadele etti, yardımlaşmaya koştu, kalesinde fazla pozisyon vermedi... Velhasıl, liderlik kovalayan Trabzonspor önünde, asla ezilmedi... Daha üçüncü maçta Hagi için, idam sehpası hazırlamak, urgan yağlamak basınımıza hiç yakışmadı... Hele Prof. Dilmen’in (!) deyimi ile “G.Saray, Trabzonspor karşısına, kazanmak için çıkmadı” hükmünü vermek, insafsızlığın dik alasıydı... 5 maçta, teknik direktörlüğü bitenlerin, bu kadar acımasız olmalarının tek nedeni, kıskançlık ve çekememezliktir... Gassaray değil, Galatasaray Televizyonlara çıkan yorumcuların büyük bir çoğunluğunun ağzından hep aynı kelime dökülür: “Gassaray” Galatasaray‘ın “la” ve “ta”sını atıp, ekstradan bir “s” ekleyenlerin televizyonlarda konuşurken, kendilerine biraz çekidüzen vermeleri gerekir... Ya da; Ümit Aktan gibi, konuşmanın kitabını yazmışların, ekran dilinin nasıl olması gerektiğinin dersini verenlerin yanında, bir müddet staj görmeleri, hem kendileri, hem de dinleyenleri açısından faydalı olacaktır... Şansal Büyüka, Mehmet Ayan, Selim Soydan, Erman Toroğlu, Sinan Engin, Altan Tanrıkulu v.s... Sıra, öncelikle sizin...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT