BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Outsourcing işi çok gelişecek

Outsourcing işi çok gelişecek

Şirketin işlerinin bir bölümünü başka firmadan tedarik etmesine ‘outsourcing’ deniyor. Avrupa da üretiminin bir bölümünü Türkiye gibi yakın ülkelere kaydıracak.



İngilizlerin çok sevdiğim bir atasözü var: “Sırça (cam) köşkte yaşayanlar etrafa pek taş atmamalılar.” Bu yaklaşım bizim ülkemizde inanılmaz yaygın bir yaklaşım. Kimse, yanlış olduğunu bilse bile, bir diğer kurum hakkında laf söylememe gayreti içinde. Bunun sanırım en önemli sebebi de içinde yaşanılan mekânların çoğunun sırçadan yapılmış olması. Ama ne var ki yapıcı eleştiriler olmazsa toplumsal ilerleme olmaz. Bunları söylememin sebebi, ülkemizdeki ekonomi basınının genelde suya sabuna dokunmayan haberleri ve Türkiye’nin ekonomiyle ilgili aktörlerine geleceğe yönelik hiçbir ışık tutamaması. Köşe yazıları da cari açık ve değerli TL’den başka bir eleştiri konusu üzerinde durmuyorlar. Bu şartlar altında mesela en enteresan ekonomi sorularından birinin şu olması gerekmiyor mu? “Bu denli değerli TL kuru gerçeğine rağmen ülkemizin ihracat performansı neden ve nasıl artıyor?”. Bence asıl sorulması gereken sorular bunun gibi şeyler. Böyle soruların araştırılıp yanıtlarının okurlara yansıtılması gerekir ki insanlar kendi bakış açılarını da bu çerçevede oluştursunlar. Ülkemizde ekonomi basınıyla ilgili çok önemli ikinci bir unsur da, belli iktisadi uzmanlık alanlarında uzman olmayan muhabirlerin haber yapma realitesi. Ama ne var ki bir insan soru sorduğu konu hakkında uzman bilgisine sahip değilse, o zaman ne doğru soruları sorabilir ne de verilen yanıtları doğru anlayabilir. Bu açıdan bakınca ekonomi basınının ülkemiz girişimci adaylarına, iş adamlarına, Anadolu tüccarlarına gelecekle ilgili bir işletme vizyonu vermeleri imkansız oluyor. Zaten kimsenin böylesi bir vizyon vermek gibi bir derdi yok. Maksat günü kurtarmak. Ya ajans haberlerini alıp aynen yayınlayacaksın ve sonuçta hiçbir ekonomi sayfasının bir diğerinden farkı kalmayacak, ya da uydur kaydır goy goy haberler yapıp reklam satışlarını artıracaksın. Köşe yazarlığı kurumu da bu paralel doğrultusunda gidiyor. Uzmanlık falan yok, yazarlarımız her konuda ahkam kesebiliyor. Bakıyorsunuz ekonomi köşe yazarı lokanta eleştirisi yapmış, şarap tadımına katılmış falan filan. Diyeceksiniz ki “abicim düzen böyle kurulmuş, sana batan ne?”. Vallahi haklısınız ama bana gerçekten batan şeyler var. Bir kere burası cıvıl cıvıl enerji kaynayan bir ülke. Üstelik inanılmaz güçlü bir girişimci ruhu var. Herkes sınıf atlama peşinde. En fakir baba bile çocuğunu üniversiteye gönderip sınıf değiştirmesi arzusunda ve çabasında. Böylesi cıvıl cıvıl ve çok daha güzel bir gelecek kurmak için heyecanla dolu insanların olduğu bir ülkede ekonomi basını olarak bize düşen görev onlara vizyon vermek değil mi? Onlara dünyadaki en yeni gelişmeleri anlayacakları en basit dilde anlatmak değil mi? Gençlere, geleceğin kariyer fırsatlarının nerelerde yattığını anlatmak değil mi? Geleceğin parlayacak sektörlerini göstermek değil mi? Dünyadaki gelişmelerin ülkemiz ekonomisinde nasıl yankı bulacağını irdelemek değil mi? Oysa bizde ne var? Döviz faiz ne oldu, Brezilya endeksi bugün yüzde kaç arttı ya da eksildi, Amerikan merkez bankası faizlere ne yaptı? Sanki memlekette bütün vatandaşlar spekülatör ve sanki memlekette bu haberlerle gerçekten ilgilenmesi gereken insan sayısı bir avuçtan daha fazla. Yazık, bence çok yazık. Outsourcing kelimesini duymuş muydunuz? Mesela bakın, ‘outsourcing’ konusu ülkemiz iş dünyasını çok ama çok yakından ilgilendiren, anlatamayacağım kadar önemli bir konu. Peki, bu konu hakkında basında ne okudunuz, ne duydunuz? Varsa yoksa marka şarlatanlığı. Dünya markası olacakmışsınız da falan filan. Önümüzdeki yıllar içinde Avrupa ülkelerinde yerleşik firmalar çok daha yoğun bir şekilde üretimlerinin belirli bölümlerini Türkiye gibi yakın ülkelere kaydıracaklar ve kendileri yapmak yerine bizim gibi ülkelere fason olarak üretim yaptıracaklar. Bir şirketin işlerinin belirli bir bölümünü ya da tümünü, içeride yapmak yerine şirket dışındaki bir firmadan tedarik etme işine ‘outsourcing’ deniyor. İngilizcede ‘out’ dış anlamına geliyor, ‘sourcing’ ise tedarik. Outsourcing (ağut-sorsing okunur) de bu durumda dış tedarik oluyor. Şimdi bakın. Çok değişik sektörlerden çok fazla sayıda Avrupalı firma için Türkiye’de çok daha ucuza ve hızlı üretim yaptırmak mümkün olabilir. O zaman üretim ve tasarım becerisi yüksek olan şirketler için bu alanda, yani fason üretim alanında çok ciddi ekmek var. Fason işi yeni değil. Hazır-giyim ve otomotiv sektörlerinde bu iş yıllardır gelişerek yapılıyor. Ama neden sadece bu sektörlerle sınırlı olsun? Mesela neden bizim bir tasarım şirketimiz bir Avrupalı üretici için fason olarak tasarım yapmasın? Bugün Hindistan ülkesi bir fason cenneti olduğu için yılda %8 hızla büyüyebiliyor. Ama işin çok daha enteresan tarafı, fasonculuk ağırlıklı olarak başlayan bu hızlı büyüme hamlesi bugün Hintli şirketlerde yepyeni ve farklı bir innovasyon hareketi başlatmış durumda. Bu anlamda da innovasyonun merkezi batıdan doğuya doğru ciddi anlamda kayıyor. Hindistan tecrübesinden çıkartılacak dünya kadar ders var. Ben bunları 2007 yılında yayınladığım ‘Türkiye Nasıl Zenginleşir’ isimli, ülkemiz için bir kalkınma stratejisi önerdiğim kitabımda en ince ayrıntısına kadar anlattım. Ama gelgelelim hiçbir yerde, inanın hiçbir yerde bu konuyla ilgili herhangi bir tartışma göremedim. Bu kadar mı vurdumduymaz insanlarız? Yoksa önerdiğim strateji çok mu uçuk? Peki, o zaman nasıl oluyor da Slovakya, Polonya, Şili, Meksika, Hindistan gibi ülkeler outsourcing sayesinde çok ciddi ekonomik kazanımlar elde ediyor? www.outsourceturkey.com Peki, bizim neden bu işlerden haberimiz yok? Mesela, neden bizde bir outsourceturkey.com gibi kapsamlı bir portal yok? Bu öylesine geniş kapsamlı bir içerikle tanımlanabilir ki, tüm dünyada outsourcing tedarikçisi arayanlarla outsource işine talip olmak isteyen tedarikçiler bir araya getirilebilir. Çünkü üretim, tasarlama ya da pazarlama sürecinin belli aşamalarını dışarıya vermek isteyen bir Avrupalı (ya da Amerikalı) şirket Türkiye’de bu işi güvenli olarak yaptırabileceği firmaların kimler olacağını şu anda bilmiyor. Mesela birileri böyle kapsamlı bir portal yapsa ve portalda yer alan yerli tedarikçiklerin bir değerlendirme skalası (güvenilirlik ratingi) olsa, tedarikçi arayan Avrupalı üreticiler için çok iyi bir mecra olmaz mı? Neden bizler böylesi çok büyük boyutlu ve önemli işler üzerine konuşmuyoruz da dünya markası olmak gibi palavra işlerle vakit geçiriyoruz? İnanın anlamakta çok zorluk çekiyorum. NEDiR? Bir şirketin işlerinin belirli bir bölümünü ya da tümünü, içeride yapmak yerine şirket dışındaki bir firmadan tedarik etme işine ‘outsourcing’ deniyor. TÜRKİYE ‘yeni nesil tedarikçi ülke’ olmalıdır Benim tezim şu: Türkiye ekonomisi, yirmi birinci yüzyılın başlarında Batı ve özellikle de Avrupa Birliği (AB) için fason üretim, tasarım, araştırma, geliştirme ve innovasyon yapan bir üretim merkezi özelliği kazanmalıdır. Ülkemizin bundan sonraki orta vadede istihdam arttırma, yetenek inşa etme ve zenginleşme yolunda karşısındaki en cazip seçenek budur. Diğeri de teknoloji ve innovasyon alanlarındaki yeni nesil girişimcilerin sayısını arttırmak. Halen en fazla ticaret ilişkisi içinde olduğumuz özellikle Avrupa ülkeleri için en geniş anlamıyla sanayi üretim kollarının olurlu (fizıbl) olan ve olurlu hale getirilebilecek olan hemen tümünde, onların outsourcing/offshoring merkezi haline gelmek ana hedefimiz olmalıdır. Bu amaçla, bu ülkelerin şirketleri için ara mallarını, komponentleri ve giderek mümkün olabilecek en fazla sayıdaki süreç aşamasını Türkiye’de tasarlamak, mühendisliğini yapmak ve üretmek temeli üzerinde yeni bir sanayileşme politikası oluşturmak, ülkemizin zenginleşme hedefi için karşımızdaki en iyi seçenektir. Eğer hedefimiz 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olmaksa, bunun yolu “yeni nesil tedarikçilik” ve geçen hafta anlattığım “yeni nesil girişimcilik”ten geçer. Türkiye ve Türkiye şirketleri, önümüzdeki onbeş yıl içinde kendisini, özellikle sanayileşmiş ülkelerin şirketleri için artık onların rekabetçi olarak yapmalarının mümkün olamayacağı üretim aşamalarının mümkün olan en fazlasını üretmeye talip bir ülke olarak konumlandırmalıdır. Daha doğrusu, en fazla sayıda Türk şirketi kendisini bu yeni konuma göre konumlandırma çabasına hızla girişmelidir. Bu üretim bazını yüksek teknolojiyle desteklemeli ve innovasyon yeteneklerini geliştirmek suretiyle gerek ara malı tasarımlarında yenilikçi çözümler üretebilme ve gerekse çarpıcı verimlilik kazanımları sayesinde daha rekabetçi üretim yapabilme becerilerini hızla arttırmalıdır. Farklı sektörlerde mevcut işletmelerimizle büyük ya da küçük ölçekli tüm yeni girişimci adaylarımızın gözlerini dikmesi gereken yatırım alanları bunlar olmalıdır. Yani otomotivden uçak sanayine, medikal cihazlardan lokomotifler ve vagonlara, makine sanayinden ilaç üretimine, ölçüm cihazlarından elektroniğe, iletişimden hastaneciliğe kadar gerek imalat ve gerekse hizmet alanlarında, Batının artık yapmakta rekabetçi olamayacağı tüm alanlarda onlar adına kaliteli ve rekabetçi üretim yapmak. Batılı şirketlere ise üretim zincirinin en yukarı aşamalarını bırakmak suretiyle bir işbirliği geliştirmek, herkesin işine gelecek olan bir çözümdür. TÜRKİYE çok cazip bir ülkedir Her ne kadar coğrafi yakınlık tek başına yeterli olmasa da, Türkiye’nin bu yeni küresel iş bölümünden en fazla etkilenmeye başlamış olan Avrupa ülkelerine coğrafi yakınlığı avantajı üzerine, çok ciddi boyutları olan yepyeni bir sanayileşme politikası inşa etmek mümkündür ve elzemdir. Coğrafi yakınlık ve diğer sebepler: * Yetişmiş insan gücü kaynağının bol olması, * Kaynak noksanlığının kısa süreli yeniden eğitim programlarıyla hızla çözülebilecek olması, * Türk insanının çalışma ahlakının gelişmiş olması, * Genç bir iş gücü potansiyelimiz olması, * Kaliteli üretim yapma birikimine kavuşmuş olmamız, * Zayıflıkları olmasına karşın geliştirilmesi mümkün olan iyi bir altyapıya sahip olmamız, * Lisan bilen insan sayımızın fazla olması, * AB ülkeleriyle neredeyse aynı saat dilimi içinde bulunmamız, * AB’li yöneticinin aynı gün içinde Türkiye’ye gelip geri dönebilme kolaylığı, * İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara gibi illerin Batılı yöneticiler için yaşam rahatlığı sağlıyor olması, * Teknolojik yeteneklerimizin gelişmiş olması ve * Avrupa’dan yaklaşık altıda bir daha ucuz olan bir işgücü maliyeti yapımız, bu stratejinin temel çıkış noktalarıdır. Elimizde inanılmaz fırsatlar var. Zamanımızı laylaylom ile geçirmesek de bu ciddi konular üzerine odaklansak? Ülkemizin zengin olmasını istemek gerçekten de çok mu uçuk bir şey?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT