BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsanlar nasıl ikiye ayrılır

İnsanlar nasıl ikiye ayrılır

Geçen gün genç yaşında ordudan ayrılan emekli bir subay dedi ki: Bir ilçede kısa süre askerlik şubesi başkanlığı yaptım. Üsteğmendim. İşim gereği kaymakamlıkta toplantılarımız olurdu. Kaymakamlığı lüzumsuz bir yer olarak görürdüm. Düşünürdüm ki böyle bir makama gerek yok.. İlle olması lazımsa onun yaptığı işleri bizim yapmamız lazım, bize bağlanması lazım.



Geçen gün genç yaşında ordudan ayrılan emekli bir subay dedi ki: Bir ilçede kısa süre askerlik şubesi başkanlığı yaptım. Üsteğmendim. İşim gereği kaymakamlıkta toplantılarımız olurdu. Kaymakamlığı lüzumsuz bir yer olarak görürdüm. Düşünürdüm ki böyle bir makama gerek yok.. İlle olması lazımsa onun yaptığı işleri bizim yapmamız lazım, bize bağlanması lazım. Sadece kaymakamlığı değil, diğer kamu kurumlarının çoğunu lüzumsuz görürdüm. Demek ki yetiştirilme şeklimiz bizde böyle bir bakış açısı oluşturmuş. ... Yine yaşıtı bir başka subay; Harp okulundan mezun olduğum gün herkesi hor görmeye başlamıştım. Sonra fark ettim ki, zihnimde insanları ikiye ayırmışım.. Harp okulundan mezun olanlar ve diğerleri.. Müfredatlarını değiştirerek bu insanların bakış açısını değiştiremezsiniz. 14-15 yaşında ailesinden teslim alınan bir çocuk, otuz yıl, kırk yıl boyunca başka bir havayı soluyor. Nerede ise 24 saati aynı çevrede geçiyor. Başka bir ülke, başka bir kültür gibi.. Halkla temas yok. Erlerle temas halkla temas sayılır mı? Şartlar eşit değil. Nezaket mecburiyeti yok. Bugün ayıplıyoruz ama o şartlarda kim kimin karşısına dikilse köle gibi görür. Sayılıp teslim alınan, en az fire ile teslim edilmesi gereken mal gibi görür. Bu duyguyu yahut bakış açısını meşrulaştırmak için bir sürü hamasi gerekçe bulunabilir, süslenebilir, propagandası yapılabilir. Ama sonuç değişmez. .... Bugüne kadar hiç sorgulanmamışlar. Hariçten birilerine hesap verme ihtiyacı duymamışlar. Yanlışlar, doğrular hep o kapının ardında kalmış. Orada geçici olarak bulunanlar bile yaşadıklarının hep iyi taraflarını anlatmış. Kötülükleri kendine bile itiraf edememiş. Şu sebeble bu sebeble bugün başka bir noktaya gelinmiş. Artık insanlar soruyor, sorguluyor, yerine göre itiraf ediyor, dava açıyor, öyle değil böyle olsun diyor.. Askerler ne oluyor sorusunu bile düşmanlık olarak algılıyor. Bize nasıl böyle bir soru sorulur, nasıl yanlış yaptığımız düşünülebilir.. Kaldı ki yanlış yapsak bile hesabını kendi içimizde sorarız size ne oluyor, demek istiyorlar. Olup biteni yadırgamalarını samimi buluyorum. O kalıba sokulanların öyle düşünmesi normal. İç dünyalarını değiştirmek kolay değil. Bir de merakım var: Dış görevle, mesela askerî ataşe olarak belli bir süre bir Avrupa ülkesinde, NATO’nun merkezinde, Amerika’da bulunanlar orada asker -sivil, asker- hükümet ilişkilerini gördükten sonra orada neden öyle burada neden böyle sorusunu kendilerine soruyorlar mı? Sorularına ezberletilenler dışında bir cevap bulabiliyorlar mı?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT