BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NATO’nun yeni konsepti

NATO’nun yeni konsepti

Zirvede; İttifak’ın Afganistan’daki varlığından, füze kalkanına, Rusya’yla ilişkilerden, savunma harcamalarına kadar son derece kritik konularda karar alacak.



KRİTİK KONULAR GÜNDEMDE Zirvede; İttifak’ın Afganistan’daki varlığından, füze kalkanına, Rusya’yla ilişkilerden, savunma harcamalarına kadar son derece kritik konularda karar alacak. TÜRKİYE’NİN SIKINTILARI Türkiye’nin “füze kalkanı” sisteminin bir kısmını bile topraklarına kabul etmesi, bir süredir geliştirdiği “komşularla sıfır sorun” politikasını zaafa uğratabilecektir. NATO’nun 19-20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da düzenlenecek Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde “Yeni Stratejik Konsept” belgesini kabul etmesi bekleniyor. İttifak’ın Afganistan’daki varlığının geleceğinden, füze kalkanına, Rusya’yla ilişkilerden, savunma harcamalarının yeniden yapılandırılmasına kadar son derece kritik konularda karar alacak olan NATO’nun bugün karşı karşıya olduğu birçok soruna çare bulmaya çalışacağı anlaşılıyor. Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) 1949’da Washington’da imzalanan antlaşmayla kurulduğunda herhangi bir stratejik konsept belgesi yoktu. Esasen 1991’e kadar da, İttifak’ı yönetenler Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 4., 5. ve 6. maddelerinde tanımlanan görev alanı ve coğrafi alan dışında bir arayışa girmediler. Söz konusu maddelerde düzenlendiği şekliyle, NATO üyeleri, içlerinden birine Kuzey Atlantik bölgesinde yapılacak silahlı bir tecavüze karşı ortaklaşa hareket etmeyi taahhüt etmekteydiler. Başka bir deyişle, NATO’nun görevi üyelerini silahlı saldırıya karşı korumaktı. Başka da bir görevi yoktu. STRATEJİK KONSEPT Soğuk Savaş sona erip de, Sovyetler Birliği’nden algılanan tehdit ortadan kalkınca, NATO’nun varlığı da sorgulanır oldu. Artık “komünist blok” olmadığına göre, üyelere buradan gelebilecek bir silahlı saldırı da olamazdı. Ancak, ABD aynı düşüncede değildi. NATO’yu Avrupa’yı askerî açıdan kontrol etmenin en işlevsel aracı olarak değerlendiren ABD yönetimi, NATO’nun ortadan kalkmasına karşı çıktığı gibi, bir adım daha ileri giderek, Soğuk Savaş sonrası dönemin “yeni tehditleriyle” mücadele edecek biçime dönüştürmeye çalıştı. İşte “Stratejik Konsept” kavramı da bu noktada ortaya çıktı. Kurucu antlaşmayı yeni dönemin şartlarına göre değiştirmek yerine, NATO önce 1991’de ardından da 1999’da Stratejik Konsept adı verilen belgeler yayınlayarak, kendi görev tanımını ve coğrafi alanını genişletti. Mesela, artık üyelerine doğrudan silahlı bir saldırı olmasa da, Kosova örneğinde görüldüğü gibi, NATO’nun görev alabilmesine ilişkin bir düzenleme yaptı. Terörle mücadele, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, etnik/dinsel çatışmalar gibi konular İttifak’ın görev tanımı içine sokuldu. Daha önce 1991 ve 1999’da yürürlüğe sokulan iki belgenin hazırlanma süreçlerinden farklı olarak, 2010 Stratejik Konsepti daha katılımcı bir biçimde hazırlandı. Bu çerçevede, eski ABD Dışişleri Bakanı Madeline Albright başkanlığında oluşturulan bir “Akil Adamlar Grubu”, Stratejik Konsept’te yer alması düşünülen önemli başlıkları NATO ülkelerinden çok sayıda uzmanı davet ettikleri toplantılarda tartıştılar. Bu toplantılar sonucunda hazırladıkları raporu da, NATO Genel Sekreteri’ne sundular. Bunun ardından, NATO Konseyi’nde aylarca süren pazarlıklar başladı. Yeni konsept tartışmaları üç konuda yoğunlaştı: 1-Sivil-asker ilişkileri; 2-NATO Savunma kapasitesinin artırılması; 3-Ortak tehditlere karşı küresel iş birliği kapasitesinin geliştirilmesi. Lizbon Zirvesi’nde “sivil-asker ilişkileri” konusunun fazlaca bir soruna sebep olmayacağı söylenebilir. Askerlerin güvenlik konularını münhasıran kendi ellerinde tutmayı teamül haline getirdiği Türkiye gibi ülkeler dışında, çağdaş güvenlik olgusunun, siyasi otorite, siviller ve askerlerin tam iş birliğiyle yeniden tanımlanması neredeyse 20 yıla uzanan bir geçmişe sahip. Kaldı ki, NATO’nun benimsemeye çalıştığı bu yeni yaklaşım, Türkiye’deki sivilleşme çabalarına da olumlu katkı sağlayacak, Türkiye’de “güvenlik konusunun sadece askerleri ilgilendiren bir konu olmadığının” anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. FÜZE KALKANI TARTIŞMASI Savunma kapasitesinin artırılması konusu ise ciddi tartışmalara ve anlaşmazlıklara gebedir. İttifak’ın, üçüncü ülkelerden geleceği varsayılan füze tehdidine karşı geliştirmeyi öngördüğü “füze kalkanı”nın, NATO’nun mu yoksa ABD’nin mi önceliği olduğu halen tartışılmaktadır. Bu projenin İsrail’i korumak ve Amerikan savunma sanayi şirketlerine milyarlarca dolarlık kaynak aktarmak için geliştirildiğini bugün sağır sultan bile duymuştur. Dahası, Türkiye’nin bu sistemin bir kısmını bile topraklarına kabul etmesi, bir süredir geliştirdiği “komşularla sıfır sorun” politikasını zaafa uğratacaktır. Kaldı ki, “sistemin yarısını alacağız; tamamını almayacağız” gibi bir yaklaşım da, Türkiye’ye yakışmamaktadır. Eğer milli menfaatlerimize uygun görmüyorsak, açıkça, “biz bunu kabul etmiyoruz” diyebilmeliydik. TENİ ORTAKLAR KONUSU Üçüncü temel konu ise, NATO’nun dünyanın farklı bölgelerinden yeni ortaklar bulmak suretiyle, küresel bir güvenlik örgütüne dönüşmesinin yolunun açılmasıdır. Bu bağlamda Rusya’yla derinleştirilen iş birliği, başka ülkelere de yayılabilir. Ayrıca, üye ülkelerin ortak savunma harcamalarına daha fazla katkı sağlaması, siber terörle mücadele ve Afganistan’da ne yapılacağı gibi konuların da ele alınacağı Zirve’de, bir son dakika sürprizi olmazsa, Türkiye’nin “2009’da Rasmussen’in genel sekreter seçimi sırasındakine benzer” bir tutum sergilemesi ve füze kalkanına “kerhen evet” demesi beklenebilir. Keşke tersi olabilseydi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT