BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kadınlar hayata daha
çok katılmalı

Kadınlar hayata daha
çok katılmalı

Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver, “Kadınlar bir ülke için hayati öneme sahiptir. Kadınlar siyasette etkin olmalı” diyor.



GURBET’LE RENKLER VE SESLER GURBET KALAY ZORBA gurbet.zorba@tg.com.tr BU HAFTAKİ KONUĞUMUZ MARMARA GRUBU VAKFI AB VE İNSAN HAKLARI PLATFORMU BAŞKANI MÜJGAN SUVER: “VİCDANLARA HİTAP ETMEK LAZIM!” Çocuklarının, evde nasıl zorluklar çektiğini görerek büyüdüklerini belirten Müjgan Hanım, “farkındalık” oluşturmanın önemine değiniyor ve ekliyor: “Örneğin anne-baba çalışıyor, beraber eve geliyorlar. Hanım mutfağa giriyor, beyefendi koltuğa oturup gazete ve TV ile meşgul oluyor, arada bir sabırsızca ‘Ne oldu yemek?’ diye soruyor! Bu arada çocuklar okuldan geliyor. Onlar da bütün gün evden uzak... Babaya gidiyorlar, bakıyorlar ki ilgi yok, onlar da annenin eteklerinde kalıyorlar. Bu adil midir? Vicdanlara hitap etmek lazım...” SUNUŞ Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver ile hem verimli hem de çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Müjgan Hanım, eğitimini ve kariyerini en iyi şekilde planlayıp, aile yapısını da muhafaza ederek örnek bir düzenin mimarı olmuş. Bugün artık kendinden önce, (kentli ya da kırsal fark etmiyor) “kadın için, insan için ne yapabilirimin” peşinde. Sadece eğitim, bilgi ve konuşma ile kalmıyor, iş sahalarının da açılmasına zemin hazırlıyor. Sözü uzatmadan röportajımıza geçelim istiyorum. Umarım yazımıza ve resimlere yansıyan sıcaklık sizi de ısıtır... G.K.Z. DEMOKRASİ İÇİN Avrupa insan hakları konusunda uzman olan Müjgan Suver, “Demokrasiden bahsediyorsunuz ama kadının katılımcılığı yok. Orada demokrasiden bahsedilebilir mi?” diye soruyor... DAHA ÇOK İSTİHDAM Kadınlara istihdam oluşturan projeler geliştiren Müjgan Hanım, “Amacım, mümkün olduğu kadar fazla kadının karar organlarına taşınması ve iş hayatına girmesi” diyor Sizi tanıyarak başlayalım... - Rumeli’den Türkiye’ye gelme bir ailenin ferdiyim. Daha önce gelen akrabalarımızın yanına, Ege’ye yerleşmişiz. Balkan bozgunu ve Kurtuluş Savaşı hikâyeleriyle büyüdüm. Onun için sıkı bir Cumhuriyetçiyim. Anneannem beş vakit namazında Atatürk’e dua ederdi... Erkeklerden pek böyle konuşmalar hatırlamıyorum... (tebessümle) Tabii kadınların hayatı değişti sonuçta... Ege’de liseyi bitirdikten sonra Münih’te, pedagoji ve psikoloji dalında yüksek tahsilimi yaptım. Pilot bir çalışmadan sonra Münih’e bağlı çalışan yabancıların temsilcisi seçildim. Eğitim, kültür ve iş veren kademeleri olan bir seçimdi bu. Yabancıların seçme-seçilme hakkı olmadığı için, il meclisinde birinin bu karar organlarında onları temsil etmesi anlamında, arada güvenilir bir insanın olmasında fayda görülmüş ve bu şekilde teşkilatlanma yapılmış. Ben de 8 yılda 4 defa üst üste seçildim ve ombudsmanlık yaptım. Buradaki görevim de, çalışanlarla iş verenler arasında arabuluculuk yapmak diyebiliriz. - Evlilik ve çocuk kısmı... - Gitmeden önce evlendim. Kızım burada, oğlum orada büyüdü. Eşim ve ben sürekli gidip geliyorduk. Türkiye’ye döndükten sonra eşim zaten Marmara Grubu’nda idi. Bir süre çalışmadım ve ev hanımlığı özlemimi giderdim. Ama bir müddet sonra ister istemez bundan da sıkılıyor insan çünkü alışkın değilim. Çocuklar da evlendi, yalnız kaldık. Daha sonra Marmara Grubu Vakfı’nda görev alarak, Avrupa Birliği İnsan Hakları projesiyle başladım. Başarılı bir çalışma oldu. İlk sene Cumhurbaşkanımızın eşinin himayesinde uluslararası düzeyde bir kadın yöneticiler toplantısı yaptım ve iyi bir etki bıraktı. Eşimin karşı çıkmasına rağmen!.. (gülerek) - Eşiniz neden karşı çıktı? - İlginç, değil mi? Eşim başkan seçilmişti o sırada. “Senin yaptığın bir hata ikiye katlanır, benim de hatammış gibi sayılacak. Benim de sorumluluğum artacak. Eşine müsamaha gösteriyor gibi denilebilir...” gibi sebeplerle istemedi. Ama benim konum, AB ve İnsan Hakları... Onlar ekonomi konusundaki çalışmaları yürütüyorlardı. Bir nebze çatışmamak için yollarımızı ayırdık. Herkes kendi sahasında kendisini ispat etsin, rekabet olmasın diye... (gülerek) İsabetliydi, benim de çok hoşuma gitti... - AB ve İnsan Hakları Grubu Başkanısınız... Kadın hakları ile başlangıç yapacak olursak, haklar biliniyor mu, biz toplum olarak, insan haklarımızın farkında mıyız? - Avrupa insan haklarıyla ilgili olduktan sonra fark ettim ki; toplumun en ihmal edilmiş kısmı kadınlar... İnsan haklarından bahsediyorsunuz; kadın, insan haklarını kullanamıyor, Avrupa Birliği’nin kriterlerinden bahsediyorsunuz ama kadın henüz o düzeyde değil, demokrasiden bahsediyorsunuz ama kadının katılımcılığı yok. Nüfusun yüzde 50’si katılımcı değilse orada demokrasiden bahsedilebilir mi? Eğitime bakıyorsunuz kadınların yüzde 30’u okuma yazma bilmiyor. Onun için ben de karar verdim ve bu konuda bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm, kadınlarla ilgili projeler yürütmeye başladım. Kadın yöneticiler konusu benim için önemlidir. Genel anlamda karar organlarında kadın sayısı çok azdı, benim başladığım yıllarda karar organlarında kadın sayısı yüzde 5 gibi çok düşük seviyedeydi ama şimdi yüzde 12’ye kadar yükseldi. Bu hem Türkiye’de hem de dünyada çok iyi bir durum. Fakat şöyle bir durum daha var, kadın akademisyenler sayısı yeterince iyi durumda ama yukarıya doğru gittikçe bu iyileşmenin negatife döndüğünü görüyoruz. Örneğin kadın rektör sayısı çok az, ilk başladığım zamanlar 2 tane vardı daha sonra bu rakam 5’e yükseldi ama henüz 5’in üzerine çıkamadık. Dediğim gibi kararları veren erkekler, kadınların geleceğini belirleyen yine erkekler... - Siyasette kadını nerede görüyorsunuz? - Biz, siyasette daha fazla kadın olsun diyoruz. Siyasete girmek için parti başkanının ya da parti genel sekreterinin, yani üst düzeyde görev alan birinin tavsiyesine ihtiyacınız oluyor. Yoksa sizin toplum içinde yaptığınız çalışmalar ya da kendi işinizde ne kadar başarılı olduğunuz ve bu başarıyı siyasete de taşıyabileceğiniz göz önüne alınmıyor. Herkes Meclis’te kendisine parmak kaldıracak milletvekili arıyor. Onun için de fazla konuşan ve fazla hak isteyen kadınlara pek de sıcak bakılmıyor. Listelere, parti politikasının dışına çıkmayacak ve verilen kararlara itiraz etmeyecek kadınlar aranıyor. O zaman neden kadınları alıyorlar sorusunun cevabı da, “kendi giremediği yerlere kadınlar girdiği için!” Yani evlerin içine bir erkek politikacı giremiyor. Bu yüzden kadına ihtiyacı oluyor ve kadını burada kullanıyor. - Bu aşamada sizce ne yapılmalı? - Bu aşamada benim amacım mümkün olduğu kadar daha fazla kadının karar organlarına taşınması ve kadınların daha fazla iş hayatına katılımını sağlamak. Bütün çalışmalarımın ağırlık noktası da kadın istihdam ilişkileridir. Bununla ilgili projeler yürütüyorum, toplantılar yapıyorum arkadaşlarımla, bu projeleri ve çözüm önerilerini kamu kuruluşlarıyla paylaşıyoruz. - Kadın istihdamını arttırmak için ne yapılmalı? - Öncelikle kadınların o seviyeye gelmesini sağlamak lazım, yani eğimsiz bir kadını şirket işe alamaz. Eğitim aşaması bittikten sonra işe alınma sırası geldiği zaman iş aramaya başlanıyor fakat iş yerleri erkekleri tercih ediyor. Neden tercih edildiğinin sebebi de; erkek kadına göre daha fazla çalışır, hamilelik izni vermek durumunda kalınmaz gibi sebepler olabilir. - Gelelim AB’ye... Neler söyleyeceksiniz? - Avrupa Birliği, barış ve ekonomi projesidir. Savaşlardan sonra Avrupalılar gördü ki, savaşlar bir şey kazandırmıyor. Birçok insanı kaybettiler ve iki dünya savaşında da erkeklerin birçoğu öldü, daha sonra kadınlar endüstriyi ilerletti, fabrika işçisi olarak çalıştılar ve çocuklarını büyüttüler. Erkeksiz kaldılar ama bütün işleri yürüttüler ve ülkelerinin, bugünkü duruma gelmesinde kadınların büyük payı vardır. Avrupa’da kadın haklarının bize göre çok daha iyi olmasının nedenlerinden en önemlisi budur. Türkiye’deki kadın hakları nasıl başladı dersek; bizde çok daha önce başladı çünkü biz Kurtuluş Savaşı’nı 2. Dünya Savaşı’ndan önce yaptık. Kurtuluş Savaşı’ndaki zaferde kadınların da büyük bir payı vardır. 1934-35 yıllarında da kadınlara seçme-seçilme hakkı verildi ve Avrupa Birliği’ndeki ülkelerden çok daha önce başladı bu durum. Fakat bu durum aynı hızla devam edemedi ne yazık ki, Atatürk döneminde 359 milletvekiline karşı 12 kadın meclise girdi ve Atatürk’ün ölümünden sonra aynı idraki gösteremeyen siyasetçiler, ne yazık ki bunu devam ettiremedi. Türkiye’de kadın hareketi 1980’lerde biraz hareketlendi. Kadın akademisyenler daha fazla işin içine girdi, farklı akımlar vardı, sağ ve sol kavramlarıyla birlikte kadın hareketi de başladı. İlerici Kadınlar Derneği, kadın haklarıyla ilgili yaptığı çalışmalar ile Türkiye’de büyük bir uyanış getirdi. Kadınlar kendi isteklerini daha iyi ifade edebilir duruma geldiler ve 1980’den bu yana hem medeni yasada hem de Türk Ceza Yasası’nda kadının lehine birçok şey değişti. Bu değişimin öncüleri, kadın akademisyenler destekli kadın dernekleri olmuştur. Bugün anayasamızın 10. Maddesinde; “kadın-erkek eşittir” sözü yer almaktadır. Kadınlar yasalarımızda bugün çok parlak olmasa da iyi durumdadır, ama yalnızca kâğıt üzerinde çok iyi durumdadır. Bu kâğıt üzerindeki “çok iyileri”, hayatın her alanına yayamadığımız ve uygulayamadığımız sürece pek bir şey ifade etmiyor. - Çocuklarınızdan bize örnek verebilir misiniz? Oğlunuz ve kızınız, evlilik hayatı içinde eşlerine nasıl destek oluyorlar? - Kızım mimar, eşi de mimar ve ikisi de 2001 krizinde işsiz kaldılar. Eşi daha sonra işe girdi, kızım Marmara Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak başladı. O arada çocuklarını büyüttüler. 40 yaşında doktorasını yaptı ama bu arada eşinin yardımı çok büyük oldu. O, doktorası için araştırma yaparken, kocası çocuklarla meşgul oldu. Branşları aynı olduğundan birbirleri için araştırmalar yaptılar. Birlikte olursak, bir şeyler çıkarabiliriz, ezilmeden, üzülmeden... Burası Türkiye ve bu anlattığım çift Türkiye’de. Eğitim hayatlarını burada tamamladılar. Oğlumdan örnek verecek olursam, o yurtdışında... Diyeceksiniz ki oranın usulü öyle, oraya uydu. Oğlum işinden geliyor, eğer eşi mutfaktaysa, oğlum çocuklarla meşgul oluyor. Hafta sonu ev temizlenecekse, herkes bir bölümünü üzerine alıyor, bu söylenmiyor bile, mesele olmuyor. Kırsal kesime de proje var Yalnız kentlerde değil kırsal kesimdeki kadınların da istihdamını artırmak ve onları girişimciliğe teşvik etmek amacıyla projeler geliştirdiklerini söyleyen Müjgan Suver, şunları anlattı: “Son yıllarda yaptığımız projelerin ağırlıklı noktası, organik arıcılık ve bal üretimi... Geçtiğimiz yıl Kırklareli’de başlattık. 40 kadınımıza arıcılık teknikerleri ve üniversite hocalarımızın desteğiyle 3 aylık teorik eğitim verdik. Her kadına eğitim sonrası 4 arılı kovan veriyoruz. Bahçelerinin bir köşesine kendi işliklerini kuruyoruz. Teknikerlerimiz her gün 40 kadını ziyaret edip, eğitime devam ediyor. Sene sonunda balları kavanozluyoruz ve satış şeklini de öğretiyoruz. Aylık 500- 600TL kazançları oluyor. Şimdiki ilimiz Kars, kadınlarımız seçildi ve eğitimimiz başladı. Birine faydalı olmanın mutluluğunu, hazzını tadıyorsunuz. Ben şunu da gördüm ki, kadınlarımız çok istekli...” “YASALARI UYGULAYALIM” Marmara Grubu Vakfı’nda birçok başarılı projeye imza atan Müjgan Suver, “Kadınlar yasalarımızda bugün iyi durumdadır. Ancak kâğıt üzerindeki hayatın her alanına yayamadığımız ve uygulayamadığımız sürece pek bir şey ifade etmiyor” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT