BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocukla iletişim için değişime açık olun

Çocukla iletişim için değişime açık olun

Çocukların gelişim döneminde ilgi çekici şeylere yönelmesi hızlı olur. Teknoloji de onlar için bulunmaz bir alandır. Yetişkinler de yeniliğe açık olmalı.



Çevremizdeki bazı insanların bilgisayar, cep telefonu gibi, günümüzün vazgeçilmez teknolojik ürünlerini kullanmaya karşı olduklarını görüyoruz. Zararlı yönleri olduğu için kendini teknolojiden soyutlamak, birinin elini kestiği için evdeki tüm bıçakları kaldırmak kadar gülünçtür. O hâlde çare yeniliklere açık olmaktır. Emre Aygın Değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisidir... Binlerce yıl önce söylenmiş bu sözün geçerliliği, zaman geçtikçe daha da belirginleşiyor. Birkaç sene öncesine kadar modern ve teknolojik sayılan ürünlerin bugün demode olmasına hepimiz şahit oluyoruz. Benzer şekilde, bundan on sene önce çekilmiş ciddi bir televizyon programındaki insanların giyim tarzları ve konuşmaları bugün bize komik gelebiliyor. İletişim ağı geliştikçe farklı kültürler arasında etkileşim yaygınlaşmakta ve sosyal hayatımızdaki değişim kaçınılmaz hâle geliyor. BÜYÜKLER ESKİLERE SARILIYOR... Birkaç sene sonra, teknoloji ve hayat tarzı olarak hangi konumda olacağımızı tahmin etmek neredeyse imkânsız hâle geldi. Bu gerçek karşısında “Ben değişmem, neysem oyum!” diyerek eski alışkanlıklara sıkı biçimde bağlanan kişilerin çok gerilerde kalması kaçınılmaz oluyor. Bu yüzden çevresini biraz olsun anlamak ve ona uyum sağlamak isteyen bir kişinin bu değişimden kendini soyutlamamış olması gerekir. Peki, yetişkinler değişime ayak uydurmakta ve gelişen teknolojiyi takip etmekte neden zorlanıyor? Aslında gerçek sebep, yeni şeyleri öğrenmenin zorluğu karşısında kişinin kendini yeniliklere kapatmasıdır. Çünkü öğrenilecek her bilgi, az ya da çok gayret ve emek ister. Çocuklar, gelişim döneminde öğrenmeye tam olarak açık olduklarından, onların yeni ve ilgi çekici olan şeylere yönelimleri ve onları öğrenmeleri çok hızlı gerçekleşir. Teknoloji de onların yenilik açlıklarını doyurabilmek için bulunmaz bir alandır. Ancak yaş ilerledikçe beynin gelişimi yavaşlar ve yeni şeyler öğrenmek, kişi için daha zor hâle gelebilir. Böylece yetişkinler değişime ayak uydurmak yerine eski alışkanlık ve fikirlerine daha sıkı biçimde bağlanmayı seçerler. Nedeni basit: Eski yöntemler denenmiş ve doğal olarak da rahatlatıcıdır. Yeniliklere açık olmak ise yorucu... Çevremizdeki bazı insanların bilgisayar, cep telefonu gibi, günümüzün vazgeçilmez teknolojik ürünlerini kullanmaya karşı olduklarını görüyoruz. Bunun sebebi olarak da 21. yüzyılda hemen herkesin, özellikle de çocukların, teknolojiye bağımlı hâle geldiği ve bu ürünlerin hayatımızı esir alarak, insan ilişkilerini zaafa uğrattığı ileri sürülüyor. Ortaya konulan gerekçelerin haksız olduğunu söylemek zor. NİYE ÇOCUKLARIN OYUNCAĞI OLDU? Teknolojinin özellikle çocuk ve gençlerin hayatlarında nasıl tahribatlar meydana getirdiğini anlatmaya bizim buradaki sütunlarımız yetmez. Ancak ortaya çıkan problemin çözümü yine aynı problemin içinde saklıdır. Zararlı olduğu için kendini teknolojiden soyutlamak, birinin elini kestiği için evdeki tüm bıçakları kaldırmak kadar gülünçtür. Bıçak, her evde bulunmalı; ancak ulu orta her yere koyulmamalıdır. Aynı mantıkla bakıldığında teknolojinin değil teknolojiyi yanlış kullanmanın ya da kullanmayı bilmeyenlerin zararlı olduğu anlaşılır. Günümüzde yetişkinler, teknolojiyi kullanmayı ve kontrol etmeyi bilmediği için teknoloji çocukların elinde oyuncak hâline gelmiştir. Buna göre, bilgisayarın faresini bile tutmayı beceremeyen bir ailenin, çocuğunun ekran başında hangi zararlı yayınlara ulaşabileceğini tahmin etmesi mümkün değildir. Çocuk, bilgisayar başında saatlerini tüketmeye can atarken, bu duruma kızmak yerine onu anlamaya çalışabiliriz. Çocuğun, teknolojiye olan açlığına bakarak onu örnek almak başlangıç noktamız olabilir. Böylece mesleğinize ve hayata bakışınıza farklılık katabilecek yeniliklere adım atarken diğer yandan çocuğunuzla iletişiminizde bazı ortak noktalar yakalayabilirsiniz. Aksi takdirde, değişimi hayatının bir parçası hâline getiremeyen yetişkinlerin, çocuklarla iletişim kurmakta zorlanması kaçınılmazdır. PENCERELER Utku Öztürk / Emre Erdoğan utku.ozturk@ihlaskoleji.com “Tweetçi” emL_mrgs ‘Senin için ölürüm’ dedi. Benim için zaten öldün dedim. Cesedini alıp çıktı. Lolgibi Marketten laptop aldım. Markası, Le ptop. acimasiztweet Facebook’tan çıkıp Twitter’a, Twitter’dan çıkıp Formspring’e giriyorsan; sen de yalnızlığa tur bindiriyorsun arkadaş... saahinirmak Bütün bir sene her öğün et yiyen ve sadece kurban bayramında hayvan dostu olan yurttaşlar hadiyin ordan:)) carlinin_meleği “Giydikçe açılır” diyen tezgâhtar, “uzadıkça şekil alır” diyen kuaför, “zamanla unutursun” diyen arkadaş... Bunların hepsi aynı örgüte üye... mesutbahtiyar Erkekler, kadınlar sayesinde google gibi oldu. Sürekli ‘’bunu mu demek istediniz?’’ modunda dolaşıyoruz. Biraz net olun. spoilt_bunny Aynı hatayı 2 kez yapmam.. En az 5-6 kez yaparım ki iyice emin olayım. borastronaut Her Kurban Bayramında “hayvanları kesiyorlaaağr” diye coşup diğer günlerde elinden whopper düşmeyen etoburcan, âdeta sebebimsin! pinkfreud Bir kadının en zayıf noktası ne gözyaşları, ne bir paket çikolata ne de unutamadığı aşkı. Karşı koyamayacağımız tek şey %70 indirim. sevkiyilmaz Neymiş hayvanlara yazıkmış da kurban katliammış da... Yılbaşlarında gavurdan özenip aldığın hindiler kanserden mi ölüyor bre gafil! gerikafali Dosya ziplemeyi (sıkıştırma) 1989 yılında Phil Katz , insan ziplemeyi (sıkıştırma) ise yine aynı yıllarda İETT buldu. selveryildirim Ülkemiz şakşuka ve kolbastıyı atlattı. Apaçi dansını da atlatacaktır. PAYLAŞIM MERKEZİ Soğan doğrarken neden ağlarız? Soğan doğradığımızda havaya lachrymatory factor (ağlama faktörü) isimli bir gaz yayılır. Bu gaz, kararsızdır ve su ile reaksiyona girerek sülfirik asit meydana gelir. Bu durum, gözlerde gerçekleştiğinde, gözler büyük miktarda su üreterek asidi nötr hâle getirir ve böylece bizi ağlamaklı yapar. BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ? Abuli hastalığı Yunancada isteksizlik veya iradesizlik anlamına gelen Abuli hastalığı, nevroz ve psikonevrozların seyri sırasında meydana çıkar. Ne yapmak gerektiğini bilip de bunu yapamamak, hastalığın belirgin özelliğidir. Abuliye tutulmuş hastalar bir türlü eyleme geçemeden; düşünmekle, danışmakla oyalanır ve hiçbir sonuca varamaz. YAZILI YOKLAMA Soru: Kasabayı kim yönetir? Cevap: Şerif ve adamları Soru: Ormanların faydalarını sayınız. Cevap: Ormanların faydaları saymakla bitmez. Soru: Asgari ücret nedir? Cevap: Askerlik şubesinde verilen ücrettir. Soru: Avrupa’da reform hareketini kim başlattı? Cevap: Riki Martin Soru (muhasebe imtihanı): Kasa sayımında 100 bin TL eksik çıkmıştır. Bunu büyük defterde muhasebeleştiriniz. Cevap: Tekrar sayın, eksik çıkmaması lazım. BALONU DOLDUR YAYINLAYALIM Siz hayal gücünüzü kullanarak balonu doldurun, biz de en iyi espriyi seçip burada yayınlayalım. karikatur@ihlaskoleji.com GEÇEN HAFTANIN ‘EN İYİ’Sİ CAN DİLBER İbrahim Cebeci icebeci@ihlaskoleji.com Etkiliyorum Çöp poşeti Nereye kadar gideceği bilinmeyen bir gerçekle karşı karşıyayız: doyumsuzluk... Bunun neticesinde israf ve çevre kirliliği... Ekmek alır bayatlayınca çöpe atar, yemek pişirir kalanını çöpe döker, muslukları haddinden fazla açıp suyu israf eder, ondan sonra da dünya yok oluyor teraneleriyle sitemkâr bir şekilde nutuk atarız. Bütün bu duyarsızlıklardan sonra bir de Afrika‘da kaburgası derisine yapışan insanlara üzülür, çöpten ekmek çıkaran çocuklara ahlar vahlar içinde acırız! “Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir.” nasihatini bırakın kafamıza yazmayı, ağzımıza bile almayız. Evimizdeki israfa engel olmayı bir türlü aklımıza getirmez, hep başka yerleri kurtarmanın hesabını yaparız. Otellerin, yurtların, okulların, hastanelerin vs. yemekhaneleri; büfeler, lokantalar, hele hele açık büfe yemekler... Dudak uçuklatacak türden israflara şahit oluruz buralarda. Ya bir de evlerimiz ve işyerlerimiz! Bu konuda ilk önce kendimizden başlamalıyız. Üstelik toplu yerlerdeki israfların sorumluları da evinde müsrif olan insanlardan başkası değildir. Son yıllarda küresel ısınma, sadece dilimize değil beynimize de girip orayı bir güzel kemirmeye başladı. Ya küresel kirlenmeye ne demeli? Bu konuda rahatımıza diyecek yok! Evlerde ve fabrikalarda ortaya çıkan çöpler çevre için bir felâket, biz ikinci felaketi de çöpleri doldurduğumuz naylon poşetlerle çevreye yaşatmak için azimli bir şekilde gayret ediyoruz. Nasıl olsa bir şey olmaz düşüncesiyle.... Yorucu bir hafta sonu ve evdeki eksikleri giderme telaşı... Hanımefendinin ısrarı, beyefendinin isteksizliği derken kendinizi bir anda markette bulursunuz. Mecburen haftalık alış verişi yapar ve sıra hesabımızı ödeyip ülke ekonomisine katkıda bulunmak için fişimizi almaya gelir. O sırada parmağımız, kredi kartının şifresini tuşlarken bir taraftan da zihnimizi “Evdeki çöpleri nereye dolduracağız?” fikri kemirir. Derken klasik Türk zekâsı markette de kendini gösterir ve bir anda kasadaki poşetlerden çöp poşeti yapma fikri doğar. Hızlıca marketten aldığımız her ürünü ayrı ayrı el değerek poşetler, hatta çok nazik bir şekilde kasiyere: “Hanımefendi/beyefendi poşet verir misiniz?” ricasında bulunuruz. İşi bedavaya getirmenin mutluluğuyla ücretsiz servisle mutlu bir şekilde evimize döneriz. Kendimizi ve bizden sonraki nesilleri düşünmeden, doğaya vereceğimiz zararı umursamadan koltuğumuza uzanırız. Şimdi birileri: “Alan memnun, satan memnun, sana ne?” diyebilir. Lütfen sana necilik ve bana neciliği bir kenara bırakalım ve doymayan nefsimizi doyurmaya çalışırken tabiata zarar vermeyelim. Bunun da en kolay yolu naylon poşet yerine bez poşet kullanmak. İnsanlar da bunları böylece çöpe atamaz. Bu durumda hem çevre hem de marketler ciddi anlamda kârlı çıkar. Bu dünya sadece bize değil bizden sonrakilere de lazım. Hayırlı alışverişler, hayırlı hafta sonları...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT