BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ay Işığına Mektuplar

Ay Işığına Mektuplar

Ve sekiz saat karayolu yolculuğundan sonra Medine‘deyiz... Aklım hâlâ Mekke sokaklarında... Yüreğimin yarısı orada kaldı...



> Medine Ve sekiz saat karayolu yolculuğundan sonra Medine‘deyiz... Aklım hâlâ Mekke sokaklarında... Yüreğimin yarısı orada kaldı... Yedi milyon insanın içerisinde adım atabilmek, sokaklarında dolaşabilmek, tavaf ve say yapabilmek ne kadar da zordu... Zor olduğu kadar büyük de bir mutluluktu... Ve elbette kutlu bir davete icabet ve garip bir misafirlikti... Arafat ve Müzdelife‘de vakfeye durmak, mahşer meydanında geceleyebilmek, Mina’ya yürüyerek gidebilmek ve üç şeytanı taşlayabilmek, bir daha tövbe edebilmek ve bir daha af edilebilme şansına kavuşabilmek nasipten öte bir şey olsa gerek... Yedi milyon insanın ay ışığı altında yürüyüşü hâlâ aklımdaydı... ‘Ben’ olmaktan, ‘Biz’ olmayı öğreten anlamlı bir yürüyüş... İki parçalık beyaz bir ihramı ‘kefen’ niyetiyle giyip dünyada iken dünyayı terk edebilmeyi ve ‘çıplak geldik çıplak gideceğiz’ şuuruyla mahşer yürüyüşünü adımlayabilmek ve yüz akıyla tamamlayabilmekti... * Kim diyor ki; ‘İnsan ölür ve bir daha dirilmeyecek!’ Diyenler, Reddiye yolundaki yedi milyon insanın yürüyüşüne şahit olmalıydı... Bir insan seli gibiydi... Sanki dünyadan göç ediliyordu... Kimlik yok... İsim yok... Ayrıcalık yok... Makam yok... Protokol yolu hiç yoktu... Herkes bir sade kuldu... Ve yine herkes kendi iç yolculuğunda herkes günahlarına tövbe etmekle meşgüldü... Olağanüstü bir telaş içerisinde büyük bir iç muhasebeleşmedeydi... Baş açık, boyun bükük ve yalın ayaktı... * ‘Derin bir kuyuya attılar beni ve burada unutuldum’ diyerek dert yanıyordu dostun biri... Aslında herkesin içi derin bir kuyu gibiydi... Hazreti Mevlana diyordu ki; ‘Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama benim içimdeki sırları araştırmadı’ sözündeki gibi yapayalnızdı yalandan ibaret dünyada... Geceyi ay ışığı aydınlatıyordu ve karanlığın hükmüne inat... Yedi milyon insan ‘Ay Işığına Mektuplar’ın en anlamlısını ve en unutulmaz satırlarını yazıyordu yüreğinde... Küçük bir çocukken; ‘Başını öne eğme vuran çok olur’ sözüyle nasihat edenlere inat âdeta herkes başını öne eğerek yürüyordu... Ve Medine... Sükutun dünyadaki tek anlam kazandığı şehirdi... Kâbe elbette değerliydi... Allah‘ın eviydi... Lakin Medine daha değerliydi... Çünkü Allah‘ın sevgilisi Sevgili Peygamber Efendimiz Medine’deydi...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT